• ABD’nin insan hakları anlayışı; Serdeşt kimyasal bombardımanı yıldönümü

28 Haziran 1987 tarihi Saddam’ın baas rejimi İran’ın batısında Serdeşt sınır kentine kimyasal saldırı düzenlediği günün yıldönümüdür.

28 Haziran 1987’de Saddam rejimi kimyasal bombalarla İran’ın Serdeşt kentini bombardıman etti. Bu saldırıda 110 sivil şehit düştü, 8 bin sivil de ölümcül kimyasal zehirli gazlardan etkilendi. Bu beşeriyet karşıtı cinayetin acı izleri halâ sürüyor. Bu yüzden o tarihten bu yana her yıl bu korkunç kimyasal cinayetin yıldönümünde çeşitli etkinlikler ve oturumlar düzenlenerek bu facianın Amerika ve diğer insan hakları havarileri ile irtibatı tartışılıyor.

 

Kuşkusuz eğer Amerika ve Saddam’ın Batılı ve Arap hamileri bu faciada eli bulunmasaydı, ne Serdeşt’te ve ne de Kuzey Irak’ın Halepçe kentinde binlerce masum insan kimyasal silahların kurbanı olmazdı. Nitekim bugün dünyada Saddam’ın hamileri bu cinayetin baş sorumluları olduklarını bilmeyen hemen hemen hiç kimse yoktur.  Zira asıl onlar Saddam rejimini kimyasal silahlarla donatarak bu caniye kimyasal silah kullanma fırsatı sağladılar. Bu gerçek asla unutulacak gibi değildir. Nitekim daha sonraları ortaya çıkan belgeler 400 kadar Batılı firmanın Saddam rejimi ile kimyasal silah üretimi için gerekli olan malzemeleri temin etmekte işbirliği yaptıklarını ortaya koydu, fakat uluslararası camia bu cinayetin faillerini cezalandırmak için hiç bir adım atmadı.

 

 

Bu konuda Dışişleri Bakanı Yardımcısı Hasan Kaşkavi şöyle diyor: Avrupalı firmaların suçunu ispat eden 12 bin sayfa belgeyi uluslararası lahey ceza mahkemesine verdik, fakat bu mahkeme şimdiye kadar sadece bir tek Hollandalı firmayı  suçlu buldu. Üstelik şimdiye kadar savunmasız Serdeşt halkına uğradıkları zararın telafisi edilmesi için bir dek dolar bile ödenmedi.

 

 

Serdeşt faciası kitle imha silahları ile ilgili uluslararası konvansiyonların ve anlaşmaların tamamen zorba ve sözde insan hakları hamisi devletlerin siyasi çıkarlarının etkisi altında bulunduğunu gösterdi. Bugün de aynı ülkeler kimyasal silahlarla ilgili oturumlar ve konvansiyonlar düzenlerken bizzat kitle imha silahları yasaklayan konvansiyonun uygulanmasına mani oluyor.

 

 

Bu arada Serdeşt’e düzenlenen kimyasal bombardıman yıldönümü arifesinde Londra kimyasal silahların kullanılmasını men etme konulu bir konferansa ev sahipliği yaptı. Britanya Dışişleri Bakanlığı söz konusu kimyasal silah konferansı hakkında yayımladığı bildirisinde bu ülkenin ve Batılı müttefiklerinin Saddam rejimine verdikleri kimyasal desteğe işaret etmeden baas rejiminin işlediği kimyasal cinayeti itiraf etti. Britanya Dışişleri Bakanlığı bildiride Saddam rejimin İran’a dayattığı savaş sırasında düzenlediği kimyasal saldırıları büyük bir trajedi niteledi.

 

 

Kimyasal silahlara hayır haştegi ile yayımlanan Britanya Dışişleri Bakanlığının bildirisinde dayatılan savaş yıllarında binlerce İranlı askerin Saddam’ın kimyasal saldırılarının mağduru olduklarını da itiraf etti.

Gerçekte Saddam rejiminin kullandığı kimyasal silahları ve hatta bu silahların yapımında kullanılan maddeleri ve teknolojileri ABD, Britanya ve Almanya başta olmak üzere bazı Batılı devletler temin etti.

 

 

Anayasayı kollama ve koruma konseyi üyesi ve Tahran üniversitesi uluslararası hukuk hocası Abbasali Kehdüdai şöyle diyor:

Bundan bir kaç yıl önce Saddam rejimin cani yetkilileri resmen İran’a dayatılan savaş yıllarında İran ve Irak milletlerine karşı kimyasal silah kullandıklarını itiraf etti, üstelik işin en acı veren boyutu, kimyasal saldırılarda askeri birliklerden ziyade sivillerin hedef alınması ve ölümcül kimyasal bombalar sıradan insanların ve sivillerin başına yağmasıydı, öyle ki Saddam ordusunun dayatılan 8 yıllık savaş sırasında düzenlediği 378 kimyasal saldırında İran’da Bane, Merivan, Serdeşt, Piranşehir ve Sumar gibi kentler ve Irak’ta da Halepçe, Fav adası, Mecnun adası gibi yerler hedef alındı. Verilere göre bu saldırılarda 50 bin sivil şehit düştü veya etkilendi.

 

 

Şimdi gündemde olan soru şu ki acaba Saddam’ın İran ve Irak milletlerine karşı düzenlediği kimyasal saldırılar ABD ve Batı’nın insan hakları kaygısının bir parçası olabilir mi? Oysa pratikte bu konuda da Amerika çıkarlarını her şeyin üstünde tuttuğu bilinen bir gerçektir. Gerçekte Amerika’nın davranışlarında bu ikilem kuramsal hale gelmiştir.  O dönemde AB ve Batılı devletler Saddam rejimini geniş çapta kimyasal silahla donattılar. Örneğin Saddam Amerika’nın Baltimore eyaletinde faaliyet yürüten bir firmadan kimyasal silah yapımında kullanılan 500 ton kimyasal bir madde satın aldı. Bu madde tuzla karıştırıldığında hardal gazına dönüşüyor.

 

 

Amerika’nın ABC televizyonu kanalı 11 Eylül 1990 tarihinde kum üzerinde bir çizgi başlıklı bir programda Amerika ve Almanya’nın Saddam rejimini kimyasal silahla donatmasını masaya yatırdı, programda kamuoyundan hiç bir itiraz gelmemesi sayesinde Saddam Hüseyin’in Batı Almanya firmalarının Bağdat dışında, Samerra kentinde inşa edilen gizli kimyasal silah fabrikalarında faaliyetlerini sürdürdüğü belirtildi.

 

 

İran’ın Serdeşt kentine düzenlenen kimyasal bombardımanda Saddam’ın savaş uçakları kentin en kalabalık dört mahallesini hedef aldı ve böylece kent kısa sürede ölümcül kimyasal gaz bulutları ile kaplandı. O korkunç günün anısına 28 Haziran 1987 günü İran takviminde kimyasal ve biyolojik silahlarla mücadele günü olarak adlandırıldı.

 

 

Aslında Amerika devleti Japonya’nın Hiroşima ve Nakazaki kentlerini atom bombası ile vurmak, İran yolcu uçağını füze ile düşürmek ve en son Yemen milletini katliam etmek üzere Arabistan’a ölümcül yasak silahları satmak gibi cinayetleri ile kapkara karnesi bulunan bir devlettir. Üstelik Amerika Saddam rejiminin İran ve Irak milletlerine karşı işlediği kimyasal cinayetlerde bu rejime yardım etmekten asla pişman değildir. Gerçekte Amerika kitle imha silahları ile cinayet konusunda dünyada en kötü karnesi bulunan devlettir. Amerika devleti ilk kez 1763 yılında Amerika’nın gerçek sahipleri olan kızılderililere karşı kitle imha silahlarını kullandı.

 

 

Amerika devleti birinci dünya savaşı sırasında da beş bin ton kimyasal silah yapımında kullanılan kimyasal madde üretti ve ürettiği kimyasal silahların bir bölümünü Avrupa kıtasına taşıdı. Amerika’nın askeri sanayi tesisleri iki dünya savaşı arasında kalan süre içerisinde kimyasal silah stoklarını altı kat attırdı ve 30 bin ton ağırlığında en ölümcül kimyasal silahları üretti. Yine verilere göre Amerika devleti Vietnam savaşında Vietnam halkının üzerine 75 milyon litre kimyasal zehirli madde boşalttı ve sonuçta bu ülkenin yüz binlerce hektarlık ormanlık alanlarını yok etti. Bu zehirli maddeler Vietnam halkından 300 bin kişinin ölümüne yol açtı, yüz binlerce bebeğin sakat doğmasına sebebiyet verdi.

 

Gerçekte Amerika’nın karnesi insan hakları ihlalleri ve cinayetleri ile doludur. Nitekim canilik huyu, Amerikalı devlet adamlarının olmazsa olmaz huyuna dönüştüğü anlaşılıyor. Kuşkusuz İran’ın Serdeşt kentine düzenlenen kimyasal bombardıman ve doğurduğu facia da Amerika’nın insan hakları iddialarını çürüten bir başka inkar edilemez belgedir..

 

 

 

 

Jun 29, 2018 09:53 Europe/Istanbul
Görüşler