• 2017 yılında Amerika’nın İran düşmanlığının artması

2017 yılında Amerika yönetiminin İran İslam Cumhuriyeti nizamına karşı hasmane uygulamaları yeni boyutlara ulaştı.

2017 yılının başında ABD Başkanı Donald Trump beyaz saraya girdikten sonra popülist başkanın İran İslam Cumhuriyeti nizamına karşı sözlü saldırıları ve mesnetsiz suçlamaları artmaya başladı. Trump UAEK’nun 9 raporuna karşın İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına bağlı kalmadığını ileri sürdü. Trump bu iddiayı ortaya attıktan sonra Bercam nükleer anlaşması ve İran’a dayatılan ve bu anlaşma çerçevesinde askıya alınan yaptırımların kaderini kongreye havale etti, ancak Amerikan kongresi de cumhuriyetçilerle demokratların arasındaki görüş ayrılığı ve ayrıca beyaz sarayın Avrupalı müttefiklerinin baskıları ve en önemlisi İran İslam Cumhuriyeti’nin göstereceği tepkiden duydukları kaygı yüzünden bu konuda sessiz kaldı.

 

 

 

Ancak 2017 yılında Amerika yönetiminin İran’a yönelik suçlamalarının ardı kesilmedi. Bercam nükleer anlaşmasını kaynatmaktan umudunu kesen Donald Trump yönetimi bu kez İran İslam Cumhuriyeti nizamını Ortadoğu bölgesini balistik füze denemeleri ve terörist nitelediği direniş gruplarını desteklemekle istikrarsızlaştırmakla suçladı.

Bu doğrultuda Amerika İran’a karşı yeni yaptırım kararları aldı. Yeni yaptırımların hedefinde ise İslam inkılabı muhafızlar ordusu vardı. Amerikalı yetkililer ayrıca bölgede bazı ülkelerin İran ile ihtilaflarını körüklemeye ve İranofobia projesini yürüterek bölgede İran İslam Cumhuriyeti ve diğer bazı ülkelere yönelik hasmane politikalarını gütmeye çalıştı. Ancak Amerika yönetiminin tüm çabaları ve girişimlerine rağmen Bercam nükleer anlaşması 2017 yılının sonuna kadar yoluna devam etti, üstelik İran füze programlarını daha da geliştirdi, ayrıca Irak ve Suriye gibi ülkelerde de direniş cephesi ABD’nin başını çektiği ve teröristleri destekleyen Arap Batı ittifakına karşı ezici zaferler kazanmaya devam etti.

 

 

 

Aslında Amerika Başkanı Donald Trump 20 Ocak 2017 tarihinde beyaz saraya taşındığı ilk günden Washington yönetiminin İran İslam Cumhuriyeti ile hasmane ilişkileri daha da gerileceği belliydi.

Amerika’nın Barack Obama başkanlığındaki bir önce yönetiminde Washington küresel gelişmelerin ve özellikle İran’ın nükleer programında sağladığı başarıların etkisi altında kalarak İran ile 5+1 grubu çerçevesinde müzakere etmeye boyun eğmişti. İki yılı aşkın bir sürenin sonunda Amerikalılar İran’ın uranyum zenginleştirme hakkını kabul etti ve İran İslam Cumhuriyeti nizamının barışçıl nükleer faaliyetlerini benimsemek zorunda kaldı. Bu arada Tahran yönetiminin uluslararası camianın kaygılarını giderme yönünde bazı faaliyetlerini kısıtlamayı kabul etmesi de sonunda Bercam nükleer anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı. Bu anlaşma imzalandıktan sonra BM güvenlik konseyi de 2231 sayılı kararnameyi onaylayarak İran’a dayatılan önceki kararnameleri ve yaptırımları feshetti, Amerika’nın dönem Başkanı Obama da bu ülkenin İran’a dayattığı tek yanlı yaptırımları ya feshetti, ya da askıya aldı.

 

 

 

Bu durum Donald Trump Başkan olarak beyaz saraya girdiği güne kadar aynı şekilde devam etti. Ancak Trump Amerika başkanlık seçim kampanyaları sırasında Bercam nükleer anlaşmasını bir çok kez Amerikan tarihinin en berbat anlaşması nitelemiş ve İran İslam Cumhuriyeti’ni de bu anlaşmayı ihlal etmekle suçlamıştı. Trump ayrıca beyaz saraya girdiği takdirde İran ile nükleer anlaşmayı feshedeceğini söyledi. Buna karşın Amerika’nın yeni Başkanı Trump da önceki selefi Obama gibi iki 90 günlük dönemin sonunda İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına bağlı kaldığını Amerika’nın iç yasalarından biri çerçevesinde onayladı.

Amerikan kongresinin çıkardığı İran ile nükleer anlaşmayı gözden geçirme yasası, ABD başkanını her 90 günde bir İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına bağlı kalıp kalmadığı yönünde bir rapor sunmakla yükümlü hale getiriyor. Trump Nisan ve Temmuz 2017 tarihlerinde iki kez İran’ın bu anlaşmaya bağlı kaldığını onayladı ve aynı zamanda kongrenin İran’a dayattığı yaptırımların askıya alınma süresini uzattı. Bu iki kararla birlikte Bercam nükleer anlaşması Amerika Başkanı Trump’ın sözlü saldırılarına karşın yoluna devam etti.

 

 

Ancak Ekim 2017’de ve yeni 90 günlük sürenin sonunda Amerika Başkanı Trump bu kez İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına bağlı kaldığını onaylamaktan kaçındı. Trump Eylül ayında BM genel kurulunda yaptığı konuşmada Amerika başkanlarının son 40 yılda iki taraf arasındaki hasmane ilişkilerin sırasında yaptıkların en sert konuşmalardan birini yaptı. Trump İran’ı Bercam nükleer anlaşmasını ihlal etmek ve füze denemeleri ile küresel barış ve güvenliğini tehlikeye atmakla suçladı. Trump ayrıca İran’ın bu tür sözde istikrarsızlaştırıcı uygulamaları Amerika ve bölgedeki müttefiklerinin çıkarlarını da tehlikeye attığını iddia etti.

 

 

Ancak tüm bu tehditlere karşın ABD Başkanı Trump BM genel kurulunda yaptığı İran karşıtı sert konuşmasından sonra İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile genel kurul oturumunun kulisinde görüşme talebinde bulundu, ancak bu talep İran tarafından reddedildi. Aslında Trump bu görüşmeyi gerçekleştirerek dünyada İran’ın Amerika karşısında geri adım attığı imajını yaratmaya çalıştı, fakat başarılı olamadı. Bu yüzden Trump’ın BM genel kurulundaki konuşması ile ekim ayının ortalarına kadar geçen sürede İran’a karşı sözlü saldırıları ve İran’ı mesnetsiz suçlarla suçlaması şiddetlendi. Trump ve takımı sürekli İran’ı Bercam’ı ihlal etmekle suçladı. Oysa o tarihe kadar UAEK, Bercam nükleer anlaşmasını gözetleyen tek resmi ve yasal kurum olarak yayımladığı tüm raporlarında İran İslam Cumhuriyeti’nin Bercam nükleer anlaşmasına yüzde yüz bağlı kaldığını onaylamıştı. UAEK ayrıca bu kurumun tarihinde en dakik ve en detaylı denetlemelerin İran’ın nükleer tesislerinde uygulandığını belirtmişti.

 

 

Buna karşın ABD Başkanı Trump Amerika içinde Bercam nükleer anlaşmasına karşı olan kesimin ve yine Ortadoğu bölgesindeki bazı müttefiklerinin gönlünü kazanmak için seçim kampanyaları sırasında verdiği sözü tuttu ve 13 Ekim tarihinde baştan başa saygısızlık ve iftira dolu bir konuşma yaparak İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına bağlı olmadığını ileri sürdü. Trump bu iddiasını ispat etmek için hiç bir delil veya belge sunmadan ABD kongresi ve Avrupalı müttefiklerinden İran’ı cezalandırmak için bazı kararlar almalarını istedi. Trump bu konuşmasında kasıtlı bir şekilde Fars körfezi yerine çakma adı yani Arap körfezi adını kullandı ve böylece Suud hanedanına yalakalık etmeyi de ihmal etmedi. Suud hanedanı da Trump’ın bu yalakalığını Riyad’a yaptığı ziyareti sırasında Amerikalı firmalarla yüz milyarlarca dolar değerinde anlaşmalara imza atarak telafi etti. Gerçi İran milleti Trump’ın bu sahte adı kullanmasına tepki gösterdi.

 

 

Beyaz saray ve Trump yönetiminden başka Amerikan kongresi de 2017 yılında İran karşıtı uygulamalarını şiddetlendirdi. Kongre üyeleri İran’ın balistik füze üretmesini ve bölgesel istikrarı bozmasını bahane ederek İran aleyhinde yeni yaptırım kararları aldı. Amerika düşmanları ile yaptırım üzerinden mücadele kanunu veya diğer adı ile katsa kanunu İran, Rusya ve Kuzey Kore’ye yeni yaptırımları dayatmanın yolunu açtı. İran bölümünde bu yasa çerçevesinde İslam inkılabı muhafızlar ordusuna karşı bazı yeni yaptırımlar uygulandı. Amerika yönetimi İran bu ordusu ve özellikle Kudüs ordusu üzerinden Amerika ve müttefiklerinin Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan’daki çıkarlarına zarar verdiğini iddia ediyordu ve bu yüzden yaptırımların tarihinde ilk kez bir ülkenin resmi silahlı kuvvetlerine yaptırım uygulandı. Gerçi beklendiği gibi Amerika’nın bu yaptırımların İran’ın balistik füze yapımı çalışmalarını ve Kudüs ordusunun bölgede tekfirci teröristlere karşı mücadelesini asla etkileyemedi.

 

 

 

Rusya’nın siyasi stratejilerin merkezi Başkanı Sergey Mihiyev şöyle diyor: Amerika bölgede ancak gerginlik yaratma stratejisini izliyor ve böylece çeşitli ülkelere stratejik ve sultacı çıkarları doğrultusunda daha fazla müdahale zeminini hazırlıyor ve bu süreç, Washington için daimi bir eğilime dönüştüğü gözleniyor.

Ancak nükleer mesele konusunda Amerikan kongresi 2017 yılında da Bercam nükleer anlaşmasının uygulanmasına mani olamadı.

 

 

 

Amerika Başkanı Trump İran’ın nükleer anlaşmaya bağlı kaldığını onaylayamayacağını iddia ettikten sonra konu 60 gün içinde karara bağlanmak üzere kongreye havale edildi. Bu süre içerisinde İran’ı baskı altında tutmak için çeşitli planlar ileri sürüldü. Ancak tüm bu planlar işe yaramadı ve hiç biri kongrede onaylanmadı, çünkü bu önerilerin her birinin onaylanması durumunda Bercam nükleer anlaşması son bulacaktır.

CIA’nin eski başkanlarından David Petraeus bu konuda yaptığı açıklamada Bercam feshedildiği takdirde Amerika İran’dan daha fazla münzevi olacağı uyarısında bulundu.

 

 

 

Her halükarda 2017 yılı tüm engebeleri ile sona erdi ve şimdi tüm gözler Ocak ayının ilk yarısına yöneldiği anlaşılıyor. Şimdi herkes Trump’ın bu kez Bercam nükleer anlaşması karşısında nasıl bir karar alacağını merakla bekliyor. 15 Ocak Amerika başkanının Bercam nükleer anlaşmasında İran’ın bu anlaşmaya bağlı kalıp kalmadığını belirtmesi gereken 90 günlük sürenin sonudur. Bu arada 2017 yılında kongre de bu konuda sessiz kaldığından şimdi bir kez daha top Trump’ın sahasına atılmış bulunuyor. Eğer Trump geçen Ekim ayı gibi yine İran’ın bu anlaşmaya bağlı kaldığını onaylamaktan kaçınır ve yaptırımların askıya alınma süresini uzatmazsa anlaşma pratikte yok olacaktır. Bu durumda ise İran nükleer faaliyetlerini hem nitelik ve hem nicelik bakımdan Bercam nükleer anlaşmasından önceki dönemin seviyesine çıkaracaktır ki bunun tek sorumlusu da ABD Başkanı Trump olacağı kesindir.

 

 

 

 

Etiketler

Jan 02, 2018 14:41 Europe/Istanbul
Görüşler