• Arap dünyası içindeki gerginliğin birinci yıldönümü

Pek az kişi Arap dünyasının içinde Katar ile Arabistan ve müttefikleri Bahreyn, BAE ve Mısır arasındaki gerginliğin bir yıl sürmesini ve buna karşın gerginliğin son bulması için hiç bir aydın ufuk da gözükmemesini bekliyor. Bu sohbetimizde bu gerginliğin bir yılın ardından tesirlerini gözden geçirmek istiyoruz.

Katar ve dört Arap ülkesinin arasında gerginliğin ilk kıvılcımı 23 Mayıs 2017 tarihinde çaktı. Hackerler 23 Mayıs 2017’de Katar resmi haber ajansına nüfuz ederek bu ülkenin emiri Şeyh Tamim dilinden ABD’nin dış politikasını eleştiren bir haber yayımladı. Gerçi bu haber Katar emiri Şeyh Tamim tarafından tekzip edildi ve Doha yönetimi bunun hackerlerin işi olduğunu açıkladı, ancak FKİK’nin üç üyesi olan Arabistan, BAE ve Bahreyn Mısır’ı da yanlarına alarak 5 Haziran 2017’de Katar ile tüm ilişkilerini resmen kestiler ve ardından Katar ile sınırlarını kapatarak bu ülkeyi kuşatma altına aldılar.

 

 

Katar ile ilişkilerini kesen dört ülke Katar yönetimi onların 13 maddeden oluşan taleplerini yerine getirmediği sürece kuşatma devam edeceğini açıkladılar. Bu taleplerin arasında El-Cezire kanalının kapatılması, İran ile ilişkilerin seviyesinin düşürülmesi ve Türkiye’nin Katar’da açtığı askeri üssün kapatılması gibi bazı önemli konular yer alıyordu. Ancak Katar yönetimi bu talepleri reddederek ileri sürülen taleplerin Katar’ın milli egemenliğinin ihlali olduğunu belirtti ve Suud rejiminin başta küçük Arap emirlikler olmak üzere bölge ülkelerine yönelik politikalarını eleştirdi.

 

 

Gerçi başta Kuveyt olmak üzere bazı bölge ülkeleri bu gerginlikte arabuluculuk yapmaya çalıştı, fakat bu çabalar Suud rejiminin Katar’a yönelik yukarıdan bakışı ve bu ülkeye yönelik ağabeylik taslaması yüzünden sonuç vermedi.

Şimdi ise 5 Haziran 2018’de Arap dünyasının içinde yaşanan bu gerginlik ikinci yılına girecek. Burada akla gelen soru ise son bir yılda bu gerginliğin nelere yol açtığı sorusudur.

 

 

Aslında bu gerginliğin en önemli sonucu, Suud rejiminin bölgeye yönelik izlediği politikaların hezimete uğramasıdır. Suud rejimi Katar ile ilişkilerini kesmek ve bu ülkeyi kuşatma altına almakla Katar gibi küçük bir ülkenin Riyad’ın politikalarına karşı duramayacağını göstermek istiyordu. Ancak krizin bir yıl sürmesi Suud hanedanı bu hedefine ulaşamadığını ortaya koydu, nitekim Katar yetkilileri de bir çok kez bağımsız bir devlet olduklarını ve dış politikaları da bağımsız olduğunu ilan ettiler.

 

 

Katar yönetiminin bu tutumu ve Suud rejiminin sultacılığına boyun eğmemesi bir yandan Riyad için büyük bir hezimete yol açarken öbür yandan da iki ülkenin ikili ilişkilerinde en vahim dönemi tecrübe etmelerine sebebiyet verdi. Megan O'Toole adlı uzman Middle East internet sitesinde Arabistan ve Katar arasındaki şimdiki ilişkiyi şöyle değerlendiriyor: Salwa otobanı Suud rejimi ile Katar sınırlarının yakınlaşmasında ve trafik hacminin büyük oranda akıcı hale gelmesine yol açmıştı. Ancak şimdi bu karayolu üzerinde hiç bir araç hareket etmiyor. Bu karayolu üzerindeki son benzin istasyonu da terkedildi. Bir yıl önce bu cadde kamyonlarla doluydu, fakat şimdi bomboş görünüyor.

O’Toole’un bu basit örneği Riyad – Doha hattında ilişkilerin ne denli vahim boyutlara ulaştığını ve Riyad için de açık bir hezimet olduğunu gösteriyor, zira Suud hanedanı kendini başta Katar olmak üzere FKİK üyelerinin babaları konumunda görüyordu.

 

 

 

Arap dünyasının içinde baş gösteren bu krizin devam etmesi bir başka açıdan da Suud rejiminin izlediği politikalarının hezimeti sayılır. Aslında Katar kuşatması Doha yönetiminin Riyad yönetimi karşısında teslim olmasına sbebep olmadığı gibi Al-i Hasi bu durumdan bazı iç politikalarını gözden geçirmek üzere bir fırsat şeklinde yararlanmasına vesile oldu.

 

 

Riyad ve Fars körfezindeki müttefikleri bölgesel sultalarını göstermek için Katar’a karadan, havadan ve denizden kuşatma uygulamaya başladı. Öte yandan Katar ile Arabistan arasında ticaret durduruldu ve iki ülkenin vatandaşları komşu ülkeye seyahatten men edildi. Ancak buna rağmen bu kuşatma Doha’da pek etkili olmadı, zira mağazalar gıda maddeleri ile dolu, imar çalışmaları ve karayolları ve stadyum inşaatı eskisi gibi devam ediyor, alış veriş merkezleri faaliyetini sürdürüyor. IMF de kuşatmanın tesirini kısa ve geçici niteledi.

 

 

Katar üniversitesi Fars körfezi etüt merkezi Başkanı Mahcup Zeviri bu konuda şöyle diyor: Arabistan ve müttefiklerinin Katar’a dayattıkları kuşatmanın üzerinden bir yıl geçtiği bir sırada bu kuşatmanın beklenen etkiyi yapamadığı anlaşılıyor. Katar halkı hatta kuşatma döneminden önceki döneme kıyasla daha fazla çeşitli ürünleri elde edebildiklerine şahit oluyor. Gerçekte Katar çok hızlı bir şekilde bu küçük gereksinimleri karşılamayı başardı ki bu da bu krizin Katar halkı üzerinde tesirini yok etmekte başarılı olduğunu gösteriyor. Bu başarı aslında Katar’ın hızla diğer Asya ve Avrupa ülkeleri ile yeni ittifaklar kurmasının sonucuydu.

 

 

 

Bu arada Katar’a uygulanan bu kuşatma Doha yönetiminin FKİK üyelerine olan bağımlılığının azalmasına vesile oldu. IMF’nin raporu ve Mart ayında Katar ekonomisinin durumu, bu ülkenin çok hızlı bir şekilde Umman, İran ve Türkiye ile yeni iktisadi kanallar kurmayı başardığını ve bankacılık sistemi de devlet rezervlerini kullanarak büyük ölçüde yeni durumla uyum sağladığını gösteriyor.

 

 

Dominic Dudley adlı uzman Forbes sitesinde yayımladığı analizinde şöyle diyor: Bu münakaşa Katarlı yetkilileri faydalı reformlar yapmaya yöneltti, öyle ki bu kritik şartların dışında hiç bir zaman bu reformları yapmak istemediler. Vize kolaylığı ve ticari ortakları çeşitlendirmek, bu adımlardan bazılarıydı. IMF de Mart ayı raporunda diplomatik çatlağın Katar’da gıda maddeleri üretiminin arttırılmasına ve başka ülkelerden küçük bir gruba bağımlı hale olmaktan kurtulmasına yol açtığı belirtiliyor.

 

 

 

Moody yatırım kurumu kredilendirme hizmetleri bölümü Başkanı Alastair Wilson de şöyle diyor: Katar ekonomisinde direnişe şahit oluyoruz, en azından bizim gördüğümüz yere kadar, uygulamaların tesiri beklentilerimizin aksine pek de sert olmadı.

Bundan başka Katar kuşatmasının etkisiz olması, Suud rejiminin FKİK’teki konumunu ve hatta bölge genelinde konumunu zayıflattı.

 

 

Gerçekte Katar kuşatması bu ülkeyi uzun vadeli politikaları için jeo politik ve jeo ekonomik açılardan yeni alternatiflerin arayışını yöneltti. Yine Katar kuşatması bu ülkeyi Türkiye’ye daha fazla yaklaştırdı, zira Doha yönetimi Arabistan sınırlarından getirdiği bir çok örünü havayolları ile Türkiye gibi ülkelerden ve deniz yolları ile de İran gibi ülkelerden temin etmek zorunda kaldı ve bunun yanında yerli gıda sanayiini geliştirmek için de bazı girişimlerde bulundu.

 

 

 

Suud rejiminin bölgesel gücünün önemli bir bölümü, bölgede faaliyet yürüten bazı bölgesel kurumları dış politika hedefleri doğrultusunda kullanmaktan elde ediliyor. Fars körfezi işbirliği konseyi FKİK Riyad yönetiminin sultası altında bulunan en önemli bölgesel kurumlardan biridir. Ancak Arabistan’ın Katar’a baskı uygulamaya başlamasından sonra bu konsey pratikte dağılmış ve çökmüş bir kuruma dönüştü. Gerçi Kuveyt yönetimi Katar ve konseyin üç üyesi arasındaki krizde sıkı arabuluculuk yapmaya çalıştı, fakat FKİK liderler zirvesi Aralık 2017’de Kuveyt’te ve Arabistan, BAE ve Bahreyn liderleri katılmaksızın düzenlendi. Bu zirve FKİK liderler zirveleri tarihinde en kısa zirve oldu, zira sadece 15 dakika sürdü ve böylece FKİK’in çöktüğünü resmen gözler önüne serdi.

 

 

 

Katar’ın George Town üniversitesi tarih hocası Abdullah Aryan bu konuda şöyle diyor: FKİK  bölgeye yönelik eşit eğilim sergileme çabasındaydı, fakat tüm üye ülkelere karşı tutumu hiç bir zaman eşit olmadı.

FKİK içinde bu ayrımcı tutum Arap dünyasının içinde patlak veren bu krizle birlikte daha da belirgin hale geldi.

 

 

Dominic Dodeli de bu konuda şöyle diyor: Arabistan, Bahreyn ve BAE Katar’a iktisadi yaptırımları dayattıkları bir sırada konseyin diğer iki üyesi yani Umman ve Kuveyt çekimser kaldı ve Katar ile diyaloglarını sürdürdü.

Bundan başka FKİK üyeleri işin başında gözüktüğü gibi pek sert davranmadı. Nitekim Katar’ın doğalazı Dolfin boru hatları üzerinde BAE ve oradan da Umman’a ihracatı devam etti. Bu doğalgaz bu ülkelerin şiddetle ihtiyaç duyduğu enerjiydi. Yine Katar ve BAE Bunduq petrol sahasında işbirliğini sürdürdü ve Mart 2018’de de Japon konsersiyumla anlaşmalarını uzattı.

 

 

 

Brookings düşünce merkezi üyesi Noha Aboueldahab ise şöyle diyor: gelecekte neler yaşanabileceği meselesi bir yana, bir konu gayet net ve açıktır: FKİK artık sosyal ve siyasi bir kol olarak bir daha eski konumuna geri dönmeyecektir.

Bu durumdan herkesten ziyade Suud rejimi zararlı çıkarken, BAE gibi üyelerin bu durumdan hoşnut olacağı anlaşılıyor, zira BAE de sürekli Arabistan rejiminin gölgesinden kurtulmaya çalışıyor.

 

 

Şimdi Arap dünyasının içindeki bu kriz ikinci yılına girdiği bir sırada Katar yönetiminin muhalifleri ile barışma konusunda pek istekli gözükmüyor, öte yandan karşı taraftaki ülkelerin de tutumlarından el çekmek istemedikleri anlaşılıyor. Dominic Dodeli ise bu konuda şöyle diyor:

Belki de bir çok açıdan baskıların şimdi Katar’ı kuşatan ülkelerin kendilerine yöneldiği ve ya Katar’a baskıları sürdürmek, ya da geri adım atmak arasında bir seçim yapmak zorunda kaldıkları söylenebilir.

Mevcut şartlara bakıldığında ise krize taraf olan ülkelerle müzakere masasına oturma yönünde baskıların artacağı ve Amerika Kuveyt’in yardımı ile bu işin başını çekeceği söylenebilir.

 

 

Jun 05, 2018 13:06 Europe/Istanbul
Görüşler