• Trump’ın Kudüs kararı üzerinden bir yıl geçerken sonuçları

Amerika Başkanı Donald Trump 6 Aralık 2017’de illegal ve sorumsuzca aldığı bir kararda Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını ilan etti ve ABD büyükelçiliğini de Tel aviv’den Kudüs’e taşıyacağını söyledi. Trump bu kararını da Mayıs 2018’de hayata geçirdi.

Şimdi 6 Aralık gününün yıldönümüne gelindiği bir sırada akla gelen ilk soru, ABD Başkanı Trump’ın sorumsuzca aldığı kararın Ortadoğu bölgesinin siyasi ve güvenlik düzenini ve ayrıca Filistin ile siyonistlerin arasındaki tarihi münakaşayı nasıl etkilediği sorusudur.

 

Amerika Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017’de illegal ve sorumsuzca aldığı ve Kudüs’ü siyonist rejim İsrail’in başkenti ilan etmesi aslında Trump’ın Ortadoğu bölgesine yönelik Amerika’nın yeni kumpası olan Yüzyılın anlaşması adlı planın bir parçasıdır.

6 Aralık 2017 kararının en önemli sonuçlarından biri ise kararın üzerinden geçen bir yıl içinde Ortadoğu bölgesinde şiddetin iyice tırmanmasıdır. Ortadoğu bölgesinde bu şiddet iki şekilde daha da arttı. Birincisi Ortadoğu’nun kutuplaşması ve ikincisi de Filistin – İsrail münakaşasının derinleşmesiydi.

 

Ortadoğu bölgesi özellikle 21. Yüzyılda uzlaşma ve direniş eksenlerinin karşı karşıya geldiği alan sayılıyor. Bu iki eksenin her biri kendine özgü özellikleri bulunuyor. Uzlaşma ekseninin en belirgin özellikleri muhafazakar oluşu, Batı ile eşgüdümlü hareket etmesi ve bölgesel güvenlik bazında bölgenin çıkarlarına aykırı hareket etmesinden ibarettir. Uzlaşma ekseninin bölgenin güvenliğine aykırı faaliyetleri terörü ve terör örgütlerini desteklemek ve hatta bu örgütlerle güvenlik ve istihbarat alanlarında işbirliği yaparak bölge ülkelerinde güvensizlik yaratmaktır. Özetle uzlaşma ekseni bölgede vahabi ideolojisini izleyen eksendir.

 

Uzlaşma ekseni karşısında direniş ekseni yer alıyor. Bu eksenin en belirgin özellikleri inkılapçı oluşu, Batı’nın Ortadoğu bölgesine müdahalelerine karşı çıkması ve bölgesel güvenlik bazında güvenliğin sağlanmasına hizmet etmesinden ibarettir. Direniş ekseni, günümüzde Ortadoğu bölgesinde var olan güvenlik modelini Batı’nın dayattığı ve Batı’dan ithal edilen bir model olarak algılıyor ve Ortadoğu bölgesini kaosa ve istikrarsızlığa sürüklediğini ve ancak korsan İsrail’in güvenliğine hizmet ettiğini savunuyor.

 

Direniş ekseni Batı’nın dayattığı ve sırf İsrail’in güvenliğini temin etmeyi amaçlayan bu modele karşı çıkmakla beraber, bölgede güvenlik modelinin yerel ve halk temeline dayanan bir modele dönüşmesini istiyor. Direniş ekseni korsan İsrail’in askeri yeteneklerini abartmadığı gibi bu rejimle askeri alanda yüzleşmekten de hiç çekinmiyor.

Direniş ekseni bölgede terör örgütlerinin şekillenmesinde hiç bir rol ifa etmediği gibi, bilakis son yıllarda bölgende huzur ve istikrarı tehdit eden bu tür örgütlerle ciddi bir şekilde mücadele etme azmini ortaya koymuş bulunuyor.

 

Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017’de aldığı karar Ortadoğu bölgesinde siyasi ve güvenlik eksenlerinde kutuplaşmayı daha da takviye etmiş oldu, zira direniş ekseninin baş aktörleri Amerika’ya güvenlik bakımından bağımlılıkları yüzünden bu kararı dolaylı da olsa desteklemek zorunda kaldılar. Oysa direniş ekseninin baş aktörleri açıkça bu karara karşı çıktılar.

Öte yandan gerçi bazı Arap rejimler bölgede siyonist rejimle gizli bir şekilde ilişkileri bulunuyordu, ancak şimdi bu ilişkiler resmen aleni hale geldi, zira bu durum ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 kararının doğrultusunda yer alıyor ve Trump’ın hazırladığı ve Yüzyıl anlaşması adını verdiği kumpasın önemli eksenlerinden birini oluşturuyor.

 

Aslında Ortadoğu bölgesinde oluşan bu yeni şartlar bölgeye hakim olan düzenin esas aktörleri yani İran İslam Cumhuriyeti, S. Arabistan ve Türkiye’nin karşı karşıya gelme olasılığını da arttırdığı gözleniyor.

Gerçekte S. Arabistan ve BAE gibi müttefikleri son yıllarda Ortadoğu bölgesini resmen Batılılardan satın aldıkları silah deposuna çevirdiler. Bu ülkeler bu davranışları ile Ortadoğu bölgesinin güvenliğini olumsuz yönde etkileyerek bölgeyi en düzensiz ve ne huzursuz bölgeye çevirdiler. Bu durum hiç kuşkusuz Amerika ve korsan İsrail’in çıkarlarına hizmet etmektedir. Amerikalı siyasal bilimler hocası Dr. Colin Kavel, Amerika’nın Ortadoğu bölgesinde çıkarları bu bölgenin istikrarsızlaşmasıyla temin olduğunu belirtiyor.

 

 

Amerika Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 kararı aynı zamanda Filistin – İsrail münakaşasını da şiddetlendirdi. Kuşkusuz Trump’ın kararı tamamen korsan İsrail’in hedeflerine ve çıkarlarına hizmet ediyor.

Filistin halkı 30 Mart 2018 Yer günü dolaysıyla büyük Geri Dönüş yürüyüşünü başlattılar. Kudüs etüt merkezi 1 Aralık 2018’de ve ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’le ilgili aldığı kararın birinci yıldönümü arifesinde yayımladığı raporunda şu ifadelere yer verdi: ABD Başkanı Donald Trump’ın Beytulmukaddes’i siyonist rejimin başkenti ilan ettiği günden bu yana siyonist rejim ordusu şimdiye kadar aralarında 71 çocuk ve 6 özel hastanın da bulunduğu toplam 345 Filistinliyi Filistin’in çeşitli bölgelerinde şehit etti.

 

Kudüs etüt merkezinin yayımladığı rapora göre Filistin’de 30 Mart 2018’de başlayan büyük Geri Dönüş yürüyüşünden bu yana şimdiye kadar bu yürüyüşlerde 211 Filistinli şehit düştü. Bu veriler açıkça Amerika Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 kararından sonra Filistin – İsrail münakaşası iyice şiddetlenerek tırmandığını gösteriyor.

 

ABD Başkanı Trump’ın 6 Aralık 2017 kararının doğurduğu bir başka sonuç, siyonistlerin arasında ırkçılığı daha da körüklemesidir. Nitekim korsan İsrail rejimi Trump’ın bu kararından sonra cesaretlenerek siyonist yerleşke inşaatına ivme kazandırdı. Gerçekte siyonist rejim yerleşke inşaatını sürdürmekle bir yandan işgal ettiği toprakların yüzölçümünü arttırırken öbür yandan işgal edilen bölgelerin tarihî kimliğini de değiştirerek bu bölgeleri Yahudileştirme politikasını uygulamaya devam ediyor.

 

Korsan İsrail ırkçı politikalarını 6 Aralık 2017 kararından sonra çıkardığı yeni yasalarla desteklemeye başladı. Bu yasaların en önemli olanlarından biri, sözde “Yahudi devleti” adlı ırkçı yasayı çıkarmaktır. Korsan İsrail parlamentosu 19 Temmuz tarihinde bu yasayı onaylayarak yürürlüğe koydu. İki çekimser ve 55 olumsuz oya karşı 62 olumlu oyla çıkarılan bu kanuna göre Filistin toprakları sözde Yahudi milletinin vatanı ilan ediliyor ve bu topraklarında her türlü karar alma hakkı da Yahudilerin tekeline veriliyor.

 

Korsan İsrail parlamentosunun çıkardığı ırkçı Yahudi devleti yasasında ibranice, İsrail’in resmi dili ilan ediliyor ve Arapça sadece özel bir dil konumuna indirgeniyor, şöyle ki siyonist rejim kurumlarında Arapça çok istisna durumlarda kullanılabiliyor. Bu yasa aynı zamanda Kudüs’ü siyonist rejimin başkenti ilan ederken, işgal altındaki Filistin topraklarında yeni siyonist yerleşkelerin inşaatına da destek veriyor.

Gözlemciler korsan İsrail parlamentosunun çıkardığı ırkçı yasayı, işgal altındaki Filistin topraklarında apartaidın yeniden hortlaması şeklinde yorumluyor ve esas amacı da Filistin kimliğini tamamen yok etmekten ibaret olduğunu belirtiyor.

 

ABD Başkanı Trump’ın 6 Aralık 2017 kararının doğurduğu bir başka önemli sonuç, Amerika ile uluslararası camia arasında İsrail üzerine yaşanan çatlağın derinliğini ortaya çıkarmak ve aynı zamanda uluslararası arenalarda İsrail karşıtı hareketleri arttırmaktı.

Aslında ABD Başkanı Trump’ın bu kararı hatta Batılı müttefikleri arasında bile geniş çaplı muhalefetlerle karşılaştı. Nitekim Trump’ın kararından iki gün sonra yani 8 Aralık 2017’de BM güvenlik konseyi acilen bir oturum düzenledi ve şimdiye kadar görülmemiş bir gelişmede güvenlik konseyinin Amerika dışındaki 14 üyesi oybirliği ile Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına karşı çıktı. BM güvenlik konseyinin oturumunda Britanya’nın daimi temsilcisi Mito Recraft ABD Başkanı Trump’ın kararını tek yanlı ve barış fırsatlarını yıkan karar niteledi.

Aslında dünya liderleri ve devletlerinden başka, çeşitli ülkelerde insanlar da düzenledikleri geniş çaplı protesto eylemleriyle Amerika Başkanı Donald Trump’ın kararını ırkçı ve illegal bir karar niteleyerek kınamaya başladı. Trump’ın kararına muhalefetin doruk noktası BM genel kurulunda yaşandı. BM genel kurulu 21 Aralık 2017 tarihinde düzenlediği oturumda 35 çekimser ve 9 olumsuz oya karşı 128 olumlu oyla Kudüs kararnamesini onayladı.

BM genel kurulu Kudüs kararnamesini, kararname taslağı genel kurul oturumunda gündeme gelmeden önce ABD Başkanı Trump Kudüs’le ilgili hazırlanan bu kararnameye olumlu oy veren ülkelere Washington’un yaptığı mali yardımları kesme tehdidinde bulunduğu halde onayladı.

Amerika’nın BM daimi temsilcisi Nikki Haley de oylamadan önce BM üyelerini uyarmıştı. Haley, 21 Aralık 2017’de genel kurulda Kudüs’le ilgili kararnameye olumlu oy veren ülkelerin adlarının ABD Başkanı Trump’a verilmesini beklemeleri gerektiğini söyledi. Ancak tüm bu tehditlere rağmen üye ülkeler ABD Başkanı Trump ve temsilcisi Haley’nin zorbalıklarına boyun eğmeden Kudüs kararnamesini onayladı.

BM genel kurul daha sonraki aylarda da korsan İsrail’in mazlum Filistin milletine karşı işlediği cinayetlere tepki göstermeye devam etti.

Bu doğrultuda bir tek Kasım 2018’de ve iki hafta gibi kısa bir sürede BM genel kurulu siyonist rejim aleyhinde 15 kararname onayladı, ki bu da BM tarihinde şimdiye kadar görülmemiş bir olaydı.

BM genel kurulu dördüncü komisyonu 16 Kasım tarihinde siyonist rejim aleyhinde 9 kararname onayladı. Bu kararnamelerden sekizinde siyonist rejimin Filistinli vatandaşlara yönelik illegal uygulamalarının devam etmesi ve işgal altındaki Filistin’de Arap ve Filistinli vatandaşların haklarının ihlal edilmesi kınandı ve bir kararnamede de Tel aviv’den BM güvenlik konseyinin 497 sayılı kararnamesine bağlı kalarak Suriye’ye ait olan Golan tepelerinin işgaline son vermesi istendi.

BM genel kurulu 30 Kasım 2018’de yine İsrail aleyhine ve Filistin lehine tam altı kararname daha onayladı. Bu kararnamelerin üçünde İsrail’in uluslararası yasalara bağlı kalması, şiddet uygulamalarına son vermesi, Kudüs’ün kutsal mekanların durumuna müdahale etmemesi ve Kudüs’te İsrail yasalarını dayatmaması istenirken, diğer üç kararnamede de en çok Filistin milletine destek üzerinde odaklanıldı.

Aslında ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 kararına gösterilen tepkilerin çerçevesinde yaşanan bu gelişmeler, Amerika devleti Tel aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasına karşın Filistin milletinin İsrail karşısında direnişi devam ettiğini ve ayrıca uluslararası camianın da İsrail’in politikalarına ve cinayetlerine karşı muhalefeti de arttığını ortaya koydu..

 

 

Dec 07, 2018 14:49 Europe/Istanbul
Görüşler