• 2017 yılında ABD’nin İsrail’e tam desteğini sürdürmesi

Amerika ve çakma rejim İsrail ilişkileri 2017 yılında önemli gelişmelere tanık oldu. 2017 yılı Washington ve Tel aviv ilişkilerinde BM güvenlik konseyinin kararnamesinde işgal altındaki Filistin’de siyonist yerleşke inşaatının kınanması üzerinde yaşanan gerginlikle başladı ve Kudüs meselesi üzerinde tam birliktelikle son buldu.

Gerçi şunu da belirtmek gerekir ki Amerika her daim siyonist rejim İsrail’in her türlü cinayetine ve yasaları ihlal etmesine kayıtsız şartsız destek vermiş ve her zaman her türlü siyasi, iktisadi ve askeri yardımları ile çakma rejimin şom varlığına destek vermiştir. Buna karşın 2016’nın sonlarında Amerika’da Barack Obama’nın başkanlığının son yılında Washington ve Tel aviv arasında İsrail’in varlığını koruma yönünde bazı görüş ayrılıkları ortaya çıktı.

 

 

Bu anlaşmazlıklar 2017 yılında sadece 20 gün devam etti ve Donald Trump 20 Ocak’ta beyaz saraya girdikten sonra Washington yönetimi bir kez daha başta Kudüs’ün tam işgali ve bu kutsal kentin siyasi ve nüfus yapısının değiştirilmesi olmak üzere siyonizmin ülkülerine hizmet etmeye başladı. Ancak Amerika’nın bu eğilimi hatta Washington’un Avrupa ve Ortadoğu’da en yakın müttefiklerini bile öfkelendirdi ve sonuçta Amerika Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti ilan etmek gibi stratejik hatasında tam inzivaya itildi.

 

 

Amerika Başkanı Donald Trump bu ülkede Ocak 2017’de başkanlık görevine başladığı günden itibaren eski Başkan Barack Obama’nın başkanlığının sonlarına doğru izlemeye başladığı İsrail politikasını değiştirmek istediği ortaya çıktı. Obama yönetimi Tel aviv’in siyonist yerleşkelerin inşaatını sürdürme politikasını izleyerek inzivaya itilmesini önlemek için görülmemiş bir tutum sergiledi ve BM güvenlik konseyinin İsrail’i yerleşke inşaatı için kınadığı kararnamesini veto etmedi. Aslında Obama ve danışmanları Washington’dan farklı bir imaj sergileyerek işgal altındaki Filistin’de siyonist rejim Başbakanı Netanyahu’nun başını çektiği radikal siyasi akımları uluslararası hukukun en temel ilkelerini kabul etmeye zorlamayı umuyordu. Amerikalı bazı liberaller ve Amerikalı Yahudi lobilere göre Netanyahu’nun Filistin milletine karşı izlediği demir yumruk politikası ve Filistin’in işgal edilen topraklarında nüfus yapısını Yahudilerin lehine değiştirme çabaları gibi uluslararası hukuku ihlal etme durumları sonunda İsrail’in tam inzivasına ve bu rejimin Güney Afrika’nın apartaid rejimi gibi yok olmasına yol açacaktı.

 

 

Kuşkusuz bu tutum Amerika ve İsrail’de sağcı ve radikal akımlarca asla kabul edilemez bir tutumdur. Bu akımlara göre İsrail’in varlığını ancak zor kullanmak ve uluslararası hukukun elzemlerini gözardı etmek ve uluslararası camianın istek ve iradesini hiçe saymakla korumak mümkündür. Bu yüzden Obama yönetiminin BM güvenlik konseyinin kararnamesini veto etmeme kararı hem siyonist rejim Başbakanı Netanyahu ve hem de Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump tarafından kınandı. Trump beyaz saraya girmeden önce açıkça Filistin topraklarında siyonist yerleşke inşaatını  destekledi. Amerika’nın Trump tarafından atanan BM temsilcisi Nicky Hilly de açıkça bundan böyle İsrail’i kınayan BM güvenlik konseyini veto etmemekle ilgili hatanın bir daha tekrarlanmayacağını belirtti.

 

 

ABD Başkanı Donald Trump İsrail’de süper radikal akımlarla ittifakını ispat etmek için Yahudi damadı Jared Kushner’i ABD başkanının sözde Filistin İsrail barış sürecinde özel temsilcisi olarak atadı, oysa Kushner her türlü siyasi ve diplomatik deneyimden yoksun biriydi. Amerika Başkanı Trump ayrıca siyonist yerleşkelerin mali sponsoru olarak bilinen David Friedman’ı da Amerika’nın büyükelçisi olarak İsrail’e atadı ve böylece siyonist rejime yönelik tam desteğini ortaya koydu.

 

 

Öte yandan Trump korsan İsrail’e tam desteğini göstermek için Kushner ve Friedman atamalarından başka ABD Başkanı olarak ikinci yurtdışı ziyaretini İsrail’e gerçekleştirdi. Gerçi ABD başkanlarının işgal altındaki Filistin’e ziyareti sıradan bir gelişmedir. Buna karşın Trump bu ziyareti sırasında şimdiye kadar görülmemiş iki uygulamada bulundu. Birincisi Donald Trump ve beraberindeki heyeti taşıyan heyet Arabistan’ın başkenti Riyad’dan kalkarak doğrudan Tel aviv’in Ben Gorion havaalanına indi. Bu sefer ilk kez Riyad ile İsrail’de bir kent arasında doğrudan sefer olarak gerçekleşiyordu.

 

 

Bundan önce Amerika’nın tüm başkanları veya diğer ülkelerin liderleri işgal altındaki Filistin’e gitmek için böyle bir olayın yaşanmamasına özen gösterirdi. Ancak Suud hanedanının İsrail ile ilişkileri normalleştirme gayretinden haberdar olan Trump Riyad’dan Tel aviv’e doğrudan uçak seferini planlayarak Suud hanedanının siyonistlere yakınlaşmasına yönelik hassasiyetleri hafifletmek istedi. Trump ve danışmanları korsan İsrail ve Arabistan arasında Filistin milleti ve bölgenin diğer bağımsız milletlerine karşı bir ittifak kurmayı ve böylece Amerika’nın amaçlarını gütmekle beraber çakma rejimin güvenliğini ve bu rejimin bekasının sürmesini güvence altına almak istiyor.

 

 

ABD Başkanı Trump’ın işgal altındaki Filistin ziyareti sırasında ikinci görülmemiş uygulaması Doğu Kudüs’te ağlama duvarını ziyaret etmekti. Bundan önce Amerika’nın hiç bir Başkanı siyonistlere tam bağımlılıkları ve gönül vermelerine rağmen başkanlıkları döneminde ağlama duvarının yanına gelmeyi kabul etmemişti. Aslında Amerika başkanları Müslümanların itirazı ve Filistin ve İsrail arasındaki münakaşada Amerika’nın arabuluculuğunun tehlikeye düşmesinden korktukları için ağlama duvarını ziyaret etmeyi başkanlık makamından ayrıldıktan sonrasına havale ediyordu. Ancak Trump başkanlığının ilk aylarında ağlama duvarını ziyaret ederek Amerika yönetiminin bu münakaşada tarafsız olmadığı ile ilgili her türlü şaibeye de son noktayı koydu.

 

 

Amerika Başkanı Trump’ın uluslararası camiaya Filistin İsrail münakaşasında tarafsız olmadığını ispat etmesi, Amerika’nın üç önceki başkanından farklı olarak kongrenin Kudüs’ü çakma rejim İsrail’in başkenti olarak tanıdığı ve Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınma yönündeki kararını uygulamasıyla yeni bir boyuta taşındı. Aslında Trump’tan önce Amerika’da başkanlık seçimlerinde aday olan her iki demokrat ve cumhuriyetçi adaylar her seçim kampanyasında  beyaz saraya girdikleri takdirde 1995 kanununu uygulama sözü veriyordu. Ancak ne demokrat Bill Clinton, ne cumhuriyetçi oğul Bush ve ne de demokrat Barack Obama bu yasayı uygulamaya cesaret edebildi. Hatta bu kanunu çıkaranlar bile aldıkları kararın vahim sonuçlarından haberdardı ve bu yüzden çıkardıkları yasada ABD başkanına maslahat gördüğü tekdirde yasayı uygulamayı her altı ayda bir erteleme yetkisi verdi.

 

 

1995 yılından 2017 yılına kadar Amerika’da işbaşına gelen hükümetler İslam dünyasındaki konumlarını korumak ve Müslümanların öfkesini alevlendirmekten kaçınmak için bu yasayı uygulamaktan kaçındı. Ancak Trump tüm bu tehlikeleri göze alarak 2017’nin sonuna doğru bir konuşma yaparak Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ilan etti, ayrıca Amerika’nin Tel aviv büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması yönünde talimat verdi. Trump, bu hareketi BM güvenlik konseyi en az 15 kararnamede Kudüs’ü işgal edilen bir kent olarak tanıdığı ve uluslararası yasalara göre işgalci taraf işgal ettiği bölgenin siyasi statüsünü değiştiremeyeceği halde yaptı.  Netanyahu ABD Başkanı Trump’ın bu hizmetini takdir ettiği açıklamasında Donald Trump adı ebediyen Kudüs’te kalacağını belirtti.

 

 

 

Gerçi siyonist rejim Başbakanı Netanyahu’nun belirttiği gibi ABD Başkanı Trump’ın adı Kudüs’le ilgili uluslararası hukukun en temel ilkelerini gözardı ettiği için ebediyen unutulmayacağı kesindir, fakat bu karar aynı zamanda çağdaş tarihte Amerika’yı inzivaya iten en bariz karar olacağı da ortadadır.  Kudüs’ün ABD Başkanı tarafından İsrail’in başkenti ilan edilmesi dünya genelinde görülmemiş bir kınama dalgasını beraberinde getirdi. Tüm dünya Trump’ın bu kararına öfkelendi. Hatta Amerika’nın en yakın müttefiki bu karara şaşırdı.

 

 

Mısır, korsan İsrail ile barış anlaşması imzalayan ve Amerika’nın da müttefiki olan bir ülkedir. Mısır Trump’ın kararına gösterdiği tepkide Kudüs’ün durumu ile ilgili bir kararname taslağı hazırlayarak BM güvenlik konseyine sundu. Trump’ın kararını kınayan bir kararname olan bu taslak, BM güvenlik konseyinde Amerika dışında diğer tüm üyelerce onaylandı. Ancak Amerika’nın vetosu taslağın kararnameye dönüşmesine mani oldu. Ancak güvenlik konseyinin Avrupalı üyeleri şimdiye kadar görülmemiş bir hareket yaparak Trump’ın kararını ve Amerika’nın bu kararname taslağını veto etmesini eleştirdi. Ancak macera burada sona ermedi ve bu kez muhalif ülkeler Trump’ın kararını hiç bir üye ülkenin veto hakkı bulunmadığı BM genel kuruluna taşıdı.

 

 

Amerika’nın BM genel kurulunda rezil olacağını anlayan Trump ve BM temsilcisi Nicky Hilly bu kez BM üyelerini tehdit etmeye başladı. Trump ve Hilly muhalif ülkeleri ve ayrıca BM’ye mali yardımları kesmekle tehdit etti. Buna karşın oylama sırasında seyrek sayıda ülke kararname taslağına olumsuz oy vermeyi kabul etti. Kararname taslağının 128 olumlu oyla onaylanması Amerikalı yetkililere Washington’un İsrail’e tam desteğinin bedeli ne kadar ağır olacağını gösterdi.

 

 

Amerika dış ilişkiler konseyi Başkanı Richard Haass Başkan Trump’ı eleştirerek şu ifadeleri kullandı: acaba hangi şey Trump yönetimini tek yanlı olarak Kudüs konusunda karar verebileceği ve başka devletleri ve BM’yi tehdit edebileceği düşüncesine yöneltti?

Her halükarda Amerika’nın korsan İsrail’e vereceği desteği tüm ağır bedellerine rağmen 2018 yılında da sürdüreceği anlaşılıyor.

 

 

 

 

 

 

Dec 29, 2017 16:51 Europe/Istanbul
Görüşler