• Arabistan, ABD ve İsrail üçgeninin Suriye’de hedefleri

Ortadoğu bölgesi stratejik konumu ve zengin enerji kaynakları yüzünden her daim sultacı güçlerin garez-kar siyasetleri ve türlü komplolarının hedefi olmuştur.

Bu yüzden bir çok bölge meseleleri uzmanı, bölgedeki şimdiki hareketlerin bu bölgeyi Sykes Pico anlaşmasına benzer bir şekilde bölmeye yönelik olduğunu, böylece bölge bir kez daha sultacı güçlerin şom çıkarları doğrultusunda dini ve etnik temelde bölünmek istendiğini gösteriyor.

 

 

İngiltere ve Fransa Mayıs 1916 tarihinde Sykes Pico adı ile anılan sömürücü bir anlaşmaya imza atarak Ortadoğu bölgesini kendi aralarında paylaştı. İngiliz Mark Sykes ve Fransız Fransuva George Pico adındaki İngiltere ve Fransa’nın dönem Dışişleri Bakanları Londra’da düzenledikleri gizli bir oturumda Ortadoğu bölgesindeki Arap ülkelerinin sınırlarını çizdi ve ardından bu ülkelerin devletlerini kendi stratejik çıkarlarına göre belirledi.  Gerçekte İngiltere ve Fransa Sykes Pico anlaşması ile birlikte Ortadoğu bölgesine kin ve nifak tohumunu serptiler ve gaspçı rejim İsrail’in bölgeye dayatılması da bu anlaşmanın en önemli sonuçlarından biri oldu.

 

 

Batılı devletler yaklaşık yüz yıl önce Sykes Pico anlaşmasına imza atarak bölgenin Müslüman milletlerini sömürü altına aldılar. Şimdi ise bu zümre bölgede tekfirci terör örgütlerini ve siyonist rejim İsrail’in savaş çığırtkanlığını desteklemek ve özellikle bölgede dini ve etnik ihtilafları körüklemekle sultacı emellerini başka türlü temin etmeye çalışıyor. Bu müdahalelerin amacı ise çakma rejim İsrail’in güvenliğini temin etmek ve bölge milletlerini sonu gelmeyen dini ve etnik savaşlarla uğraştırmaktır.

 

 

Bu arada Suriye’ye yönelik kurulan kumpası da Batılı devletlerin bölge ülkelerini parçalama ekseninde bölgeye yönelik müdahaleleri çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Ve maalesef başta Arabistan olmak üzere Fars körfezinde yer alan bazı Arap emirliklerinin Amerika’nın bölgeye yönelik şom planlarının sponsorluğunu yaptıkları gözleniyor. Ancak teröristlere yönelik ağır mali destek ve ABD’nın bölgeye yönelik komplolarını uygulamak pratikte Fars körfezi bölgesinde yer alan Arap emirlikleri en ağır iktisadi krizlere sürüklediği de belirtilmelidir.

 

 

Gerçekte Fars körfezinde yer alan Arap emirliklerinin ABD’nin politikalarıyla eşgüdümlü hareket etmeleri bu ülkelerin devletlerini pratikte çökme noktasına sürüklemiştir ki bu sonucu da aslında Amerika’nın planları çerçevesinde değerlendirmek gerekir, nitekim bu ülkeler şimdiden Amerika ile işbirliği yapmalarının vahim sonuçlarına katlanmaları da kaçınılmazdır.

 

 

Aslında Ortadoğu bölgesi sadece son yıllarda savaş, kriz, şiddet, terör ve akan kanlara şahit olmuyor. Bu topraklar uzun yıllardan beri ecnebilerin ve bölgedeki işbirlikçilerinin komplolarından kaynaklanan krizlerle karşı karşıya bulunuyor. nitekim Batılı devletlerin Ortadoğu bölgesine anarşistçe yaklaşımlarını Batılı medya ve siyaset çevrelerinin yıllardır sergiledikleri tutumlarından anlamak mümkün. Örneğin Amerika’nın Newyork Times gazetesi 2015 sonbaharında bir harita ve bir plan yayımlayarak bölgedeki gelişmelerin Ortadoğu’daki Arap rejimleri daha küçük ülkelere bölünmesi ile sonuçlanacağını yazdı.

 

 

Newyork Times gazetesinde yayımlanan bu makale ünlü gazeteci yazar Robin Right tarafından yazıldığından Ortadoğu meseleleri üzerinde çalışan uzmanların arasında geniş yankı uyandırdı. Yine makalenin yanında yayımlanan yeni Ortadoğu haritası da bir çok tepkiye yol açtı ve bazı gözlemciler bu harita gerçekte Batılı güçlerin ve korsan İsrail’in güçlü Arap rejimleri küçük ve zayıf ülkelere bölme yönündeki yeni niyetlerini ortaya koyduğunu dile getirmeye başladı.

 

 

Batı dünyasında medya, sulta düzeninin yumuşak gücünün bir parçası sayılıyor, nitekim Hollywood sineması da Amerika’nın geleceğe dönük politikalarına hizmet eden bir nevi medya organıdır. Bu yüzden Newyork Times’ın yayımladığı bu makale ve yanındaki harita sadece bir yorum olarak ele alınamazdı. Üstelik bundan önce yeni Ortadoğu tabiri bundan önce 2006 yılında ABD dönem dışişleri Bakanı Rice tarafından Tel aviv’de ve daha eski bir terim olan büyük Ortadoğu yerine kullanılmıştı.

 

 

Aslında Amerika’nın dönem Dışişleri Bakanı Rice bu tabiri doğum sancısı yerine ve bölgede yeni ülkelerin ve devletlerin kurulmasına yönelik ciddi gereksinim manasında kullanmıştı. Bunun sebebi ise 11 Eylül 2001 olaylarından sonra bazı bölgeler savaş ve sürtüşmelere sürüklenmiş olmasıydı. Dolaysıyla Amerika ve korsan İsrail Ortadoğu bölgesini Balkanize etme projesinin düğmesine bastı. Üzerinde yıllarca çalışılan bu plan Lübnan, Suriye ve Filistin’den başlayarak Irak, Fars körfezi ve NATO’nun Afganistan’daki sınırlarına kadar uzanan bir bölgede huzursuzluk, şiddet ve kaos yaratmaya dayanıyordu. Bu yapısal kargaşa ve kaos bölge genelinde savaş ve çatışma şartlarını oluşturacak ve zamanı gelince de İsrail, ABD ve İngiltere tarafından değerlendirilecek ve sonuçta yeni Ortadoğu haritası bu zümrenin ihtiyaçları, ve jeopolitik hedeflerine uygun biçimde çizilecekti.

 

 

Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde isyan yaratma amacı, Amerika’nın doğrudan askeri varlığı ile değil de El-kaide, IŞİD, El Nusra ve bölgede despot Arap emirlikleri gibi güçleri kullanarak izlendi.

Aslında Ortadoğu bölgesinin haritasının yeniden çizilmesi 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra gündemdeydi, fakat ilk kez Jeo Biden bu planı 2006 yılında ve Irak’ta savaşın doruk noktasında ileri sürmüştü.

 

 

O sıralarda Jeo Biden Amerika senatosu dış politika komisyonu başkanıydı. Biden Newyork Times gazetesine yazdığı bir yazıda Irak krizinin çözüm yolu bu ülkenin Kürt, Şii ve sünni olmak üzere üç özerk bölgeye bölünmek olduğunu ileri sürdü. Üçüncü yol adını verdiği bu planından Biden, Irak’ta savaşı kontrol altına almak ve sonlandırmak için Bosna modeli uygulanması gerektiğini, böylece Amerika Daton barış planını tasarlayarak buradaki etnik grupları ayırması gerektiğini ileri sürdü. Biden bu plan Irak’tan başka Suriye konusunda da uygulanması gerektiğini iddia etti.

 

Yeni Ortadoğu haritası ilk kez albay Ralf Peter tarafından hazırlandı ve Haziran 2006’da Amerika silahlı kuvvetleri dergisinde yayımlandı. O  sıralarda Olmert başbakanlığındaki İsrail’in Lübnan’a saldırması ve Olmert’in yeni Ortadoğu tabirini kullanması, Amerika ve korsan İsrail’in ortak projesinin başladığını gösteriyordu. Büyük Ortadoğu projesinin hedefi Ortadoğu bölgesini etnik gruplara ve azınlıklara göre küçük devletlere bölmekti, fakat bu politikanın ilk getirisi de bölgede sonu gelmeyen çatışmalar olacaktı. Buna göre büyük Ortadoğu projesini hayata geçirmenin bir yolu, bazı İslam ülkelerinde isyan ve kargaşa çıkarmak ve etnik söylemleri gündeme getirmekle bölmekti.

 

 

Büyük Ortadoğu projesi aslında yeni haçlı savaş doktrininin bir parçasıdır ve Amerikalı stratejistlerce gündeme getirilmiştir. Bu projenin amacı ilk etapta korsan İsrail’in güvenliğini temin etmek  ve ikinci etapta bölgenin enerji kaynaklarını ele geçirmek ve bölge üzerinde siyasi ve stratejik sultayı pekiştirmek ve İslam’ı inzivaya itmek ve üçüncü etapta da yeni yeni kurulan ülkelerin piyasalarını ele geçirerek Batı ürünlerini bu piyasalarda pazarlamak ve Çin ve Rusya gibi büyük güçleri kontrol altına alabilmektir.

 

 

Buna göre bölgede Arabistan rejiminin bazı bölge ülkelerine askeri müdahalesi hiç kuşkusuz Batı ve korsan İsrail’in bu şom projesine hizmet etmeye yöneliktir. Nitekim bu ortamda Batılı devletler Suriye’yi de hedef tahtasına oturttu.

Ancak Amerika’nın başını çektiği ittifakın terör örgütleri üzerinden Suriye’de kurduğu kumpaslar hezimete uğrayınca, bu kez Amerika, Arabistan ve İsrail şer üçgeni bölge ülkelerine karşı yeni komplolar kurmaya başladı.

 

 

Arabistan ve İsrail şer üçgeninin Suriye’ye yönelik komplolarından biri Suriye sınırlarında tampon bölgeler oluşturmaktır. Bu çerçevede Amerika savunma bakanlığı resmen Amerikalı askerlerin Suriye’nin kuzeyinde kalmaya devam edeceklerini ve burada Suriyeli kürtlerden oluşan 30 bin kişilik bir orduyu kurarak eğiteceklerini ve donatacaklarını açıkladı.

Aslında Amerika hali hazırda Suriye’nin kuzeyinde on kadar askeri üssü bulunuyor. Amerika Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığını Şam yönetiminden izin almaksızın ve tek yanlı bir kararla gerçekleştirdi ve şimdi de Suriye’nin yasal yönetimini devirmek ve bu ülkeyi parçalamak için açıkça hareket ediyor.

 

 

Gerçi Amerika Kuzey Irak bölgesinin Irak’tan bağımsız olmasına görecede karşı çıktı, fakat Suriye’nin kuzeyindeki sinsi hareketleri, büyük kürdistan projesini Suriye’den ve bu ülkeyi bölerek başlatmak istediğini gösteriyor.

Gerçekte Amerika, İngiltere, Fransa, korsan İsrail ve bölgedeki irticai Arap rejimleri IŞİD, El Nusra, Ahrarul Şam ve diğer bir çok terör örgütünü destekleyerek Şam yönetimini devirme çabaları mutlak surette hezimete uğradı. Bu yüzden Amerika ve müttefikleri bu kez teröre destek vermeden hezimete uğradıkları planlarını yeni bir yapı ve yeni bir strateji ile ilerleterek gerçekleştirmeyi umuyor. Bu zümrenin nihai amacı ise İsrail ekseninden yeni Ortadoğu’dur.

 

 

Gerçi İslam düşmanları olan bu zümre işini çok iyi biliyor, fakat bölgede İslamî direnişin muhteşem fedakarlığı ve direnişi onların bölgeye yönelik tüm komplolarını şimdiye kadar etkisiz hale getirmiştir. Şimdi ise Amerikalı şer yeni muhafazakarlar bir kez daha bölgede şansını denemek istiyor ve teröristleri yeniden yapılandırarak terörle mücadele bahanesi ile yeni müdahalelere hazırlanıyor.

Sömürücü güçlerin yeni komplosunun amacı Irak, İran, Türkiye ve Suriye gibi bölgenin dört önemli ülkesi arasında yeni bir çatışma odağı yaratmaktır. Zira bu odak her dört ülkeyi uğraştıracağı gibi sömürücü güçlere de yeni fırsatlar doğuracağı açıktır.

 

Bu şartlarda El Meyadin haber kanalı bir belgeye ulaştığını açıkladı. Washington grubu tarafından hazırlanan bu belgede Suriye’nin parçalanması ve BM mandalığına verilmesi öngörülüyor. Washington grubu ise Amerika, İngiltere, Fransa, Arabistan ve Ürdün’den oluşuyor.

 

 

 

 

Feb 10, 2018 13:28 Europe/Istanbul
Görüşler