• Arabistan, ABD ve İsrail üçgeninin Irak’ta hedefleri

Arabistan Irak’la ortak sınırı bulunan bir ülkedir. Irak’la ortak sınır, Arabistan’ın bir komşu ülkesi ile en uzun ortak sınırıdır.

Arabistan’ın Irak’a karşı izleyeceği politika önemlidir. Gerçi Arabistan Saddam rejimi ile pek de iyi ilişkileri olmadı, ama aynı zamanda Amerika’nın 2003 yılında Irak topraklarına saldırması ve Saddam rejimini devirmesinden de hoşnut değildi. Zira Riyad’a göre Saddam’ın devrilmesi İran’ın Irak üzerinde nüfuzunun artmasına vesile oldu, oysa bundan önce İran ve Irak birbirine düşmandı.

 

 

Arabistan rejimi Irak’a karşı iki strateji izliyor. Bunlardan biri Irak’ta güçlü bir Şii yönetiminin şekillenmesini engellemek ve ikincisi de İran İslam Cumhuriyeti’nin nüfuzunun artmasına mani olmaktır.

Arabistan Irak’ta güçlü bir şia yönetimin şekillenmesini engellemek için bu ülkede sünni siyasi grupları desteklemeyi gündemine alarak özellikle seçimlerde bu gruplara çok yönle destek veriyor. Arabistan aynı zamanda Iraklı ehli sünnet  Müslümanların arasında yönetimden hoşnutsuzluğu körüklemeye çalışıyor.

 

 

Arabistan rejimi ayrıca Irak’ta eski baas partisi kalıntıları ve bazı ehli sünnet aşiret liderleri ile irtibata geçerek ehli sünnetin hoşnutsuzluğunu körüklüyor ve bu kitleyi hükümet karşıtı isyana ve protesto eylemlerine teşvik ediyor. Arabistan Irak yönetimini zayıflatmak için Kürt faktörünü da kullanıyor. Nitekim son yıllarda Riyad’ın Kuzey Irak bölgesinde nüfuzunu önemli oranda arttırdığı gözleniyor.

 

 

Arabistan Kuzey Irak’ta düzenlenen çakma referandum sırasında da sırf Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu vurguladı, ama perde arkasında bu referandumun düzenlenmesi ve Irak içinde ihtilafları şiddetlenmesinden hoşnuttu. Buna karşın Arabistan için kürtlerin durumu hiç önem arz etmiyor ve kürtleri sadece İran, Türkiye ve Suriye’ye baskı uygulamak ve Irak’ta güçlü bir Şii yönetiminin şekillenmesini engellemek için bir koz olarak kullanıyor.

 

 

Arabistan’ın Irak’a yönelik en önemli hedeflerinden biri, İran İslam Cumhuriyeti’nin nüfuzunun artmasını engellemektir. Gerçekte Riyad Tahran’a bölgede en önemli rakibi olarak bakıyor. İki ülke arasındaki ilişkiler ise özellikle Arabistan’da Salman Ocak 2015’te iktidarın başına geçmesinin ardından rekabet düzeyinden husumet düzeyine geriledi. Arabistan rejimi buna paralel olarak da son yıllarda Irak ile ilişkilerini geliştirmeye çalıştı ve Riyad ile Bağdat arasında diplomasi mekiği dokudu.

Irak meseleleri uzman Vesam Kebisi, Arabistan’ın dış siyaseti önemli oranda değiştiğini, bunun en somut işareti Irak ile ilişkilerini yeniden başlatması ve Irak havaalanlarına uçak seferlerini yeniden başlatması ve yine iki ülke arasındaki sınır kapılarını faaliyete geçirmesinden ibaret olduğunu belirtiyor.

 

 

Şimdi ise Irak’ta parlamento seçimleri yaklaştığı bir sırada Suud rejimi bu ülkede ehli sünnet siyasi grupları, yönetimden hoşnut olmaya Şii grupları, seküler Şii grupları desteklemek ve ayrıca Haşed-ul Şaabi hareketinin bu seçimlere katılmasını engellemekle bu seçimleri etkilemeye ve sonuçta Irak’ta Şii ekseninde bir çoğunluk hükümetinin kurulmasına mani olmaya çalışıyor.

 

 

Amerika’ya gelince, bu ülke Irak’da en etkili bölge dışı güç sayılır. Amerika 2003 yılında Irak topraklarına saldırmak ve Saddam rejimini devirmekle aslında bu ülkeyi Amerika’nın Ortadoğu bölgesinde yeni bir rejim kurma doğrultusunda başarılı bir model olarak sunmaya çalıştı. Ancak tekfirci IŞİD terör örgütünün ortaya çıkması ve Irak’ta insani faciaya yol açması, Amerika’nın bu amacına ulaşmakta başarılı olmadığını ortaya koydu. Gerçekte Amerika, ABD dönem Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un zorlu günler adlı kitabında itiraf ettiği üzere tekfirci IŞİD terör örgütünün kuruluşunda rol ifa ettiği gibi Irak’ta bir çok huzursuzluk ve istikrarsızlık ve ihtilafların yaşanmasında da doğrudan rol ifa ediyor.

 

 

Aslında Amerika’nın Irak’a yönelik politikası üç temel eksene dayanıyor. Bunlar petrol, İran ve İsrail’dir. Irak dünyanın en büyük petrol ülkelerinden biridir. Irak petrol Bakanı Cabir Laibi Şubat 2017 tarihinde yaptığı açıklamada bu ülkenin kesinleşen petrol kaynaklarının hacmi 143 milyar varilden 153 milyar varile yükseldiğini belirtti. Irak petrol Bakanı Laibi Ocak 2018 tarihinde de ülkesi günde 4.3 milyon varil ham petrol ürettiğini ifade etti. Buna göre Irak petrol kaynaklarına musallat olmak Amerika  devleti için büyük önem arz ediyor.

 

 

Bundan başka Amerika, İran İslam Cumhuriyeti’nin Irak üzerindeki nüfuzundan rahatsızdır ve Irak yönetimine baskı uygulayarak İran’ın Bağdat yönetimi üzerindeki nüfuzunu engellemeye çalışıyor. Amerika yönetimi bu önemli hedefe ulaşmak için bir yandan Irak’ta güçlü bir şia yönetiminin şekillenmesine mani olmaya çalışıyor ve öbür yandan Iraklı kürtlerin ayrılık hareketi gibi İran İslam Cumhuriyeti’nin güvenliğini etkileyebilecek durumlara ve Irak’ın içinde ihtilafları tırmandıran konulara destek veriyor. Amerika ayrıca Irak yönetimini Washington’un müttefikleri olan Arabistan ve BAE gibi ülkelere yaklaştırmaya çalışıyor.

 

 

Irak meseleleri uzmanı Vesam Kebisi bu konuda yaptığı değerlendirmede, bölgedeki Arap rejimlerin bata Amerika olmak üzere uluslararası koordinasyonla Irak’ta siyasi dengeleri kendi çıkarları doğrultusunda kurmaya çalıştıklarını ve bu arada Amerika İran’ın Irak’taki nüfuzunu engelleyerek Irak ve Arabistan arasındaki ilişkileri takviye etmeye çalıştığını belirtiyor.

 

 

Gerçi Amerika yönetiminin Irak’ta Haşed-ul Şaabi hareketine karşı muhalefeti şimdiye kadar hiç bir etkisi olmadı, ama yine de Washington, Haşed-ul Şaabi hareketinin Irak’ın siyasi ve güvenlik yapısında yer almasına mani olmaya çalışıyor, zira Amerika Haşed-ul Şaabi hareketini İran İslam Cumhuriyeti’ne yakın bir güç olarak biliyor.

Arap dünyasının askeri ve stratejik meseleleri uzmanı Emin Hatit ise şöyle diyor: Amerika İran’ın Irak üzerindeki nüfuzunu azaltmak istiyor. Dolaysıyla tüm imkanlarından Irak’ta Haşed-ul Şaabi hareketine darbe vurmak için yararlanmaya çalışıyor.

 

 

Amerika yönetimi Irak’ta Haşed-ul Şaabi hareketinin güçlenmesini engelleyerek aynı zamanda bölgede direniş ekseninin güçlenmesine mani olmaya çalışıyor, zira Amerika’nın bölgede en önemli önceliği siyonist rejim İsrail’in çıkarlarını ve güvenliğini temin etmektir.

Amerika yönetimi Irak’ın Mayıs 2018’de düzenlenmesi beklenen parlamento seçimlerini de etkileyerek Şii çoğunluklu bir hükümetin kurulmasını ve İran İslam Cumhuriyeti’ne yakın siyasi grupların bu seçimleri kazanmasını ve sonuçta İran’a yakın bir şahsiyetin Başbakan olmasını engellemek ve aynı zamanda sünni grupları takviye etmek istiyor.

 

 

Korsan rejim İsrail ise Irak’ta en çok Kürt faktörü üzerinde odaklanıyor. Siyonist rejim Kuzey Irak’ta çakma referanduma destek veren tek rejimdi. Gerçekte İsrail’in Kuzey Irak’ın bu ülkeden bağımsız olmasına destek vermesi Ben Gorion’un çevre ile ittifak tezine dayanıyor. Bu teze göre siyonist rejimin bölgede İslam ülkelerinden hoşnut olmayan dini ve etnik grupların ayrılıkçı hareketlerini desteklemesi ve onlarda Ortadoğu bölgesinde ittifak kurması gerekiyor. Mevcut şartlarda bu teze uygun konumda olan tek grup ise Iraklı kürtlerdir. Nitekim bu yüzden siyonist rejim kabinesi açıkça Kuzey Irak’ın ayrılma talebine resmen destek verdi.

 

 

Siyonist rejim İsrail de Amerika ve Arabistan gibi Irak’ta güçlü bir merkezi yönetimin şekillenmesi ve ayrıca İran İslam Cumhuriyeti’nin bu ülkenin üzerinde nüfuzunun artmasına karşı çıkıyor. Tel aviv bunun için Kuzey Irak bölgesinin üzerinde odaklanıyor. Bugün İsrail ajanları Kuzey Irak bölgesinde ticari ve iktisadi firmaların maskesi altında yıkıcı faaliyetlerini yürütüyor.

 

 

İslami Şura Meclisi milli güvenlik ve dış politika komisyonu üyesi Hişmetullah Felahatpişe’ye göre korsan İsrail Kuzey Irak bölgesini İslam dünyasında ihtilaf ve istikrarsızlık unsuruna çevirmek ve böylece Filistin davasını unutturmak istediğini belirtiyor.

Bu arada İsrail’in de Kuzey Irak petrolünde gözü bulunduğu belirtilmelidir.

 

 

Genel bir değerlendirmede Amerika, Arabistan ve İsrail’den oluşan şer üçgeninin Irak’ta Şii olmayan bir hükümetin kurulmasını veya en azından güçlü olmayan bir merkezi yönetimin işbaşında bulunmasını ve ayrıca İran İslam Cumhuriyeti’nin Irak üzerindeki nüfuzunun engellenmesini istedikleri söylenebilir. Bu zümre bu iki hedefe ulaşabilmek için Irak’ta her türlü terör ve şiddet olaylarını destekliyor. Bu desteğin doruk noktası ise 2014 yılında Irak topraklarının bir bölümünü tekfirci IŞİD terör örgütüne hibe etmelerinde yaşandı.

 

 

 

 

Etiketler

Feb 11, 2018 15:07 Europe/Istanbul
Görüşler