Aydınlık: FETÖ'nün Emniyet teşkilatındaki örgüt, militanlarına, bu yapıdan olmayan amir ve müdürleri örgüt üyesi gibi gösteren ifadeler vermesini istedi

Birgün:

İzmir ve Ankara'da sosyal medya operasyonu: 3 gözaltı

Cumhuriyet:

TSK’da atama sıkıntısı

Milli gazette:

Çavuşoğlu: Almanya'ya İncirlik’i değil Konya’yı uygun gördük

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İhsan Çaralan, 11 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde, “'Seçim sathı maili'ne mi girdik?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hafta başında Abdülkadir Selvi’nin, Bahçeli’nin 2018’de “erken seçim” isteyebileceğini iddia eden yazısından sonra “2018’de bir erken seçim olup olmayacağı” tartışması hızla yayıldı. OHAL koşulları, tutuklamalar, “kayyımlar”, Meclisi baypas eden girişimlerin yanında, muhalefete yönelik eleştirilerde çıtanın “vatan haini”, “darbeci”, casus” suçlamalarına yükseltilmesini,Hükümetin iç ve dış politikadaki büyük açmazlarını,Cumhurbaşkanı ve Başbakandan başlayarak AKP propagandasının Kılıçdaroğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın muhtemel rakibi” adayı olarak yıpratmak için çok somut bir karalama ve itibarsızlaştırma kampanya başlatmış olmalarını dikkate alanlar, 2018’de bir “erken seçim”in olabileceği tezine destek veriyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ancak şu da bir gerçek ki; “erken seçim” kararı almak da 16 Nisan referandumu sonuçlarından sonra artık o kadar kolay değildir.Çünkü yapılacak seçim, Mecliste az çok bir çoğunluk sağlamakla yetinilecek ya da “Ne olacak bu seçim olmadı, bir dahaki seçimde olur” denecek bir seçim değil.Çünkü Erdoğan ve etrafındaki “çekirdek” için Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı çıkarmayacak bir seçim, “bir yıkım”dır; “tarihin sonu”dur! Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan aylardır, ısrarla; “Artık seçimi kazanmanın çıtası yüzde 50+1’dedir” diyor. Bu yüzden de bugün “erken seçimin şartlarına” bakarken, geleneksel olarak “Hükümetin sıkışmışlığı”, “Ülke siyasetin bir seçime ihtiyaç duyuran koşullar” gibi ölçütlerden öte Erdoğan’ın seçimini garantiye aldığı koşullardır.

Eğer Erdoğan ve ekibi, bu koşulları yakalarsa, “Erken seçim Türkiye için şöyle mi böyle mi sonuçlar doğurur”a bakmadan “erken seçim”e başvurabilirler!Ama bu şartları bir arada bulma, “Hah artık seçim cepte” demek de artık o kadar kolay değildir.

Nitekim Erdoğan, 16 Nisan referandumundan beri yatıp kalkıp AKP’deki “metal yorgunluğu”ndan, bu performansla partinin 2019 seçimini kazanamayacağını söylemektedir. Parti içinde ve parti ile halk arasındaki ilişkileri tevazuun, kardeşliğin, çalışkanlığın değil çıkarların, kibrin, kırgınlıkların belirlediğini öne sürerek, “Kendi çıkarlarını ülkenin, partinin çıkarını önüne koyanlarla birlikte yürünmeyeceğini” ilan etmektedir.

Elbette ilk bakışta her partide olabilecek, “Yorulanların kenara çekilmesi”ne yönelik bu tür bir girişimde söz konusu olan 15 yıldır iktidarda olan AKP olunca iki önemli handikap ortaya çıkmaktadır.

 “Kendi çıkarını parti ve ülkenin çıkarının önüne koyanlarla bir arada yürüyemeyiz” diyen Erdoğan’ın, kendisinin Cumhurbaşkanı yapılmasını bütün ülke ve parti çıkarlarını önüne koymasına, “yorgun” denen yerel kadrolar ve onların etkisindeki tabana kabul ettirmek kolay olmayacaktır.15 yıldır, Cumhurbaşkanının da ifade ettiği gibi makam mevki, güç, itibar, servet sahibi olarak “sınıf atlayan” AKP’nin yerel siyaset erbabının “Siz yorgunsunuz” diye itibarsızlaştırılması, çıkarlarından vazgeçerek bir kenara çekilmesi ya da militan partililer olarak “kendilerini yenilemek” üzere “tabanda çalışmaya girmeleri” kolayca kabul edecekleri bir şey değildir. Çünkü partinin yönetim kademelerinden tasfiyenin ekonomik ve sosyal bakımdan da bir itibar ve mevzi kaybı olacağını onlar herkesten iyi bilirler. Ve dahası 15 yıllık iktidar partisinde bu girişimin partinin tabanını da içine çeken iç kavgaları da gündeme getirecektir. “Erdoğan’a biat”ın, “Erdoğan’ın ezeli ve ebedi lider ilan edilmesi”nin oluşturacağı parti içi otoritenin de bu kavgaları önlemeye yetmesi çok şüphelidir.

Kısacası, metal yorgunluğu etrafında, 2019’da yapılacak seçimi kazanma şartı olarak öne sürülen AKP’de yapılacak yenileme girişiminin, yeni ve çok geniş bir “küskünler ordusu” yaratması daha güçlü biri olasılıktır.

Nitekim referandumdan beri, bir yandan sert eleştirilerle öte yandan da “tehditlerle” hizaya getirilmek istenen AKP’nin yerel yöneticilerinde bir kıpırdanmanın olmaması da gösteriyor ki, AKP’deki “yorgunluk” öyle kolay atlatılacak, kadro düzeyinde fiziki müdahalelerle giderilemeyecek bir sorundur.

…***

Arslan Bulut, 11 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Metal yorulmadı, Erdoğan yordu!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Zaman zaman görüşlerini paylaşan Dr. Ali Bektaş diyor ki, "Erdoğan'ın 15 senedir söylemi aynı. Konuşmalarda kelimeler yer değişmiş, eş anlamlısı kullanılmış, bazı farklı süslemeler yapılmıştır. Erdoğan'ın yeni bir şey üretmediği, 15 sene öncesi ile bugün arasında değişen bir şey olmadığı anlaşılmıştır. 15 yıldır, kamu mallarını satarak, değerli hazine arsalarını satarak, Katar gibi ülkelerden krediler devşirerek günü kurtaran AKP, okyanusu kuruttu, kaynakları tüketti. Son günlerde R. Tayyip Erdoğan'ın çabası ve il il dolaşarak seçim mesajları vermesi aslında bir erken seçim hazırlığı. Erdoğan, 2018 yılı içerisinde baş gösterecek ekonomik olumsuzluklardan korkuyor. Yine muhalefeti hazırlıksız yakalamak, yeni kurulacak partiye de fırsat vermemek istiyor. "”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

"Konuyla ne ilgisi var" diyenler olabilir ama Bingöl'ün Karlıova İlçesi'nde, kendilerini "hayvan tüccarı" olarak tanıtan, kimlikleri henüz belirlenemeyen 3 kişi, önce Kantarkaya, Tuzluca, Mollaşakir, Geçitli, Viranşehir, Harmantepe, Çukurtepe, Kumbet, Ortaköy ve Suçatı köylerindeki üreticilerden az sayıda küçükbaş hayvan satın aldı.Bu şekilde köylülerin güvenini kazanan "hayvan tüccarları", daha sonra birçok üreticiden, parasını 10 gün sonra ödemek üzere, yaklaşık 2 milyon lira değerinde 3 bin küçükbaş hayvan aldı. Aradan 20 gün geçmesine rağmen bu kişilerden haber alamayan üreticiler, savcılığa suç duyurusunda bulundu.Bu dolandırıcılık yöntemini bütün Türkiye'nin biliyor olması gerekir. Aslında, AKP iktidarı, başlangıçta halkın oylarını aynı yöntemle aldı. Şimdi Tayyip Erdoğan, AKP Genel Başkanı sıfatıyla "Teşkilatlarımızın bir kısmında metal yorgunluğu emareleri gördüğümü çeşitli defalar dile getirdim. Milletimizin bizden beklentilerini karşılayabilecek donanıma ve dinamizme sahip arkadaşlarımızla yolumuza devam edeceğiz"diyor.Referandumdan önce, yerel ölçekte siyaset yapan arkadaşlarımızdan, "AKP il ve ilçe teşkilatları isteksiz" bilgisi geliyordu.AKP'nin 16 Nisan referandum sonuçlarını analiz etmek için kurduğu komisyonun raporunda da "hayır" oylarının beklenenden yüksek çıkmasında anayasa değişikliğiyle getirilen düzenlemelerin halka iyi anlatılamadığının etken olduğu vurgulanırken, bunun sebepleri arasında "parti yöneticileri ve hükümet üyelerinin yeni sistemi içselleştirememesi" sayıldı.Anlaşılan AKP yöneticileri ve bakanlar, Cumhurbaşkanlığı sistemi denilen ucube düzenlemenin faydasına inanmadı! İnsan, inanmadığı davayı ne kadar savunur?

…***

Fatma Tuncer, 11 Ağustos tarihli Milli gazetesinde, “Büyük Kudüs mitinginden geriye kalan”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“30 Temmuz’da Saadet Partisi’nin hazırlamış olduğu Büyük Kudüs Mitingi’nde Mescidi Aksa ve Kudüs’ün maruz kaldığı işgale karşı tek yürek olan kardeşlerimizle bir aradaydık. Mitingde adaletin tesisi için çarpan bütün yürekler bir olup, İslam coğrafyasının uyanışı ve Mescidi Aksa’nın kurtuluşu için dua ettiler. Bir asra yakındır Filistin’de masum insanları katleden İsrail’in ancak güçten anlayabileceğini haykırdılar. Fakat ne yazık ki, bağrında taşıdığı değerlerden uzaklaşarak asimile olan İslam toplumları, bir araya gelip bir güç birliği oluşturamıyorlar. Bugün İslam coğrafyasının toparlanıp yeniden dirilişe geçebilmesi için içinde bulunduğu kimlik karmaşasından kurtulup iman tazelemesi gerekir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Müslümanlar ne yazık ki bir araya gelip, düşmanın belini kıracak bir direnç göstermekten aciz kalıyorlar. Müslümanların içine düştüğü vahim durumdan cesaret alan küresel güç odakları ise masum halkların mallarına, canlarına ve kutsallarına kadar uzanabiliyor. Kutsal kitabımız Kur’an’ın ilkeleri ayaklar altına alınıyor, Resulullahın şahsına dil uzatacak kadar ileri giden kör cahiller ortaya çıkıyor. Müslümanların ilk kıbleleri, Resulullahın İsra hadisesine şahit olduğu mekân Mescidi Aksa kuşatma altına alınıyor. Bu kutsal mekâna elli yaşın altındaki kişiler alınmadığı gibi alınanlar da ağır bir güvenlik çemberinden geçiyorlar.

Bilinmelidir ki, Mescidi Aksa Müslümanların ortak davasıdır. Fakat bugün ne yazık ki bu kutsal mekânı koruma sorumluluğu sadece Filistinlilere bırakılmıştır. Filistinliler canları pahasına, Mescidi Aksa’nın ve Kudüs’ün koruyuculuğunu yapmaya devam ediyorlar. Oysa Kudüs’ün kurtulması bütün İslam aleminin kurtulması, Kudüs’ün işgali ise bütün İslam aleminin işgali demektir. Resulullah ziyaretler ancak üç mekâna yapılır “Mekke’deki Mescidu’l Haram’a, Medine’deki benim mescidime ve Kudüs’teki Mescidi Aksaya” buyurmuştur. Fakat ne yazık ki, bugün İlk kıblemiz Kudüs işgal altında ve Müslümanlar bu kutsal beldeyi ziyaret dahi edemiyorlar. Bu sorun İslam toplumları ve onların liderleri için utanç verici bir durumdur. Zira kutsallarını koruyamayan birey ve toplumların öz kimliklerini koruma imkanı da olmayacaktır.

Aug 12, 2017 13:30 Europe/Istanbul
Görüşler