• Medya mı, yalan üretme makinesi mi?

Amerika’da Donald Trump bu ülkenin Cumhurbaşkanı seçildiğinde belki de hiç kimse siyonist İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu kadar bu olaya sevinmedi. Bunun önemli bir sebebi, bu iki kişinin birbirine benzerlikleridir, öyle benzerlikler ki herkesi şaşırttığı gibi, çağdaş diktatörlerin davranış biçimlerinin tanınmasına yardımcı olabilir.

Aslında Benyamin Netanyahu ile Donald Trump arasındaki bir çok benzerlik durumu herkesçe bilinen durumlardır. Örneğin her ikisi yalan söylemeyi adet edinmiştir. Her ikisi bir çok iç sorunla uğraşıyor ve türlü fesat durumları onları iyice usandırmıştır. Bu iki kişi arasındaki tek fark şu ki her ikisi medyadan nefret etmelerine karşın Trump bu nefretini haykırırken, Netanyahu bu nefretini gizlemeye çalışıyor ve bu özelliğini örtbas etmek için yüzünü bir maskenin ardında saklıyor.

 

 

 

Amerika Başkanı Donald Trump medyaya karşı en yeni saldırısında twiter hesabına şu notu düştü: NBC News yine hata yapmıştır! Onlar her zaman yanlış kaynaklara istinat ediyor. Sorun şu ki diğer bir çok medyada olduğu gibi, bu kaynaklar muhtemelen yoktur veya uydurmadır.

 

 

Korsan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da bu rejimde yayımlanan Yediot Aharonot gazetesinin Hizbullah hareketinin füze gücü hakkında yayımladığı raporuna gösterdiği tepkide bu gazeteyi yalancı hitap etti. Raporlara göre Benyamin Netanyahu geçen sene, yıl boyunca siyasi düşüncelerini ve görüşlerini beyan etmek ve yine medya ile alay etmek için her zamankinden daha çok sosyal paylaşım sitelerine sarıldı.

 

Peki ama neden medya bu iki kişiye karşı olumlu davranmıyor?

Gerçekte Amerika’da bir çok başkanın medya ile ilişkileri sorunlu ve zorlu ilişkiler olmuştur. Aslında Donald Trump’ın geçenlerde ABD’nin eski başkanlarından Thomas Jeferson’un bir konuşmasında dile getirdiği ünlü bir cümlesini nakletmesi tesadüfi bir olay değildi. Donald Trump Florida eyaletinde yaptığı konuşmasında Amerika’da bir çok başkanın kaçınılmaz olarak medya organları ve yalanları ile mücadele etmek zorunda kaldığını ileri sürdü. Aslında Trump bu sözleri ile gazetecilere karşı açtığı savaşın doğru ve haklı olduğunu savunmak istedi.

 

Ancak günümüz dünyası twiter, facebook, instagram, youtube ve benzeri sosyal paylaşım sitelerinin dünyasıdır ve dünyada hiç bir lider Amerika’nın eski Başkanı Barack Obama kadar bunca imkandan Amerikan halkı ile iletişim kurmakta yararlanmadı. Obama TV şovlarına katılıyor ve youtube yıldızları ile sohbet ediyordu, nitekim başkanlığının son anına kadar da sosyal paylaşım sitelerinden Amerikan halkı ile iletişim kurmak ve politikalarını yürütmekte en iyi şekilde yararlandı.

 

Ancak Obama’nın geleneksel medya organları ile ilişkileri Amerika’nın diğer başkanları gibiydi. 2015 yılında Associated Press ilginç bir araştırmanın sonuçlarını yayımladı. Bu araştırmanın sonuçlarına göre Amerikan tarihinin tümünde Obama döneminde olduğu kadar hiç bu kadar devlete ait belge ve kanıta sansür uygulanmadı ve gazetecilerin bilgiye ulaşmaları hiç bu kadar kısıtlanmadı. Bu yüzden o günlerde gazeteciler ve bir çok STK Obama hükümetinin kurumlarında daha fazla şeffaflık uygulanmasını istemişti.

Obama Nisan 2016 tarihinde medya ile ilişkileri hakkında şöyle demişti: ben bazen medya ile anlaşmazlığımız olduğunun bilincindeyim.

 

 

Ancak Obama’dan sonra ve siyahi başkanın medya ile uzlaşmacı davranışlarının tam tersine Trump tüm bu ihtilafları medyaya saldırma bahanesi yaptı. Trump basın ve medyanın kontrolden çıktığına ve raporlarında gerçeklerden hiç bir iz bulunmadığına inanıyor. Gerçi Trump bizzat bir çok kez yalan sözleri ve açıklamaları ve yanlış iddiaları ile medyada gündem oluşturuyor, ama her konuşmasında, röportajında ve özellikle twiter hesabında medyayı haber yapmakta samimiyetsizlik ve yalan haber yayımlamakla suçluyor.

 

 

Siyonist rejim Başbakanı Netanyahu ise başka yollardan medyaya saldırıyor ve böylece başkalarına baskı uyguluyor. El Ahd kanalı, Netanyahu kabinesinin İBT Bakanı gazetecileri idam cezası ile tehdit ettiğini belirterek yalan haber geçen gazetecilerin kendi idam cezalarını imzaladıklarını söylediğini rapor etti.

 

 

 

Netanyahu bundan başka 2016 yılından bu yanan David Kiz adında İngilizce konuşan bir sözcüyü işe aldı ve eskiye nazaran daha fazla twiter ve facebook sitelerinde faaliyet göstermeye başladı. İngilizceyi çok iyi bilen bu sözcü Amerika’da doğduğu ve video klipleri ve internet ortamında saldırılarda kayda değer mazisi bulunduğu  belirtiliyor. Örneğin Trump’ın yemin töreninden kısa süre önce ve bu törenden bir kaç gün sonra Netanyahu’nun sosyal paylaşım sitelerinde attığı mesajları ABD Başkanı olan Trump’ın açıklamaları ile büyük benzerlik göstermeye başlamıştı.

 

 

 

Netanyahu Ocak 2017 tarihinde bir twitinde şöyle yazmıştı: Trump haklı, ben de illegal göçü önlemek için İsrail sınırında duvar ördüm, çok başarılıydı. Bu çok iyi bir fikir.

Netanyahu twitine, biri Amerika ve diğeri Siyonist İsrail bayrağının resimlerini içeren iki fotoğraf da eklemişti.

 

 

Aslında medyaya karşı tepkilerde Donald Trump siyonist Başbakan Netanyahu’dan geride kalmadığı gibi, medyaya tepki ve hakarette hatta öncü bile sayılır. Amerika’da yayımlanan Washington Post gazetesi geçenlerde şöyle yazdı: Trump geçenlerde twiter hesabında bir video klip koyarak bir görüntüyü yayımladı. Bu görüntülerde CNN kanalını aşağılamak için bir güreş minderinde tuş olan bir güreşçinin kafasının yerine CNN kanalının logosu yerleştirilmişti.

Beyaz sarayın esas stratejisti ve Donald Trump’ın çok güvendiği adamlarından biri de medyaya yaptığı saldırıda şöyle demişti: medya utanmalı ve aşağılanmış olmalı ve ağızlarını kapatıp bir süre sadece kulak vermeleri gerekir.

 

 

Ancak medya da Trump ve Netanyahu’nun hakaretleri karşısında sessiz kalmadığı ve bazen bu ikilinin yalanlarını ifşa ederek kamuoyunun onlara yönelik baskıları arttırdıkları anlaşılıyor. En son Amerika’da yayımlanan New York Times gazetesi İsrail Başbakanı Netanyahu’nun İran İslam Cumhuriyeti karşıtı konuşmasını hokkabazlık niteledi.

New York Times, Netanyahu’nun İran konusunda hokkabazlığı başlıklı raporunda şöyle yazdı: İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu bir süredir İran ve nükleer anlaşmanın tehlikelerini ikaz etmek için görsel medyanın araç gereçlerini kullanıyor, hatta bu tehlikeler kendi kafasının ürünü olsa bile.

 

 

New York Times gazetesi raporunu şöyle sürdürdü: Geçen Şubat ayında Netanyahu Avrupa’da düzenlenen bir güvenlik zirvesinde İran’a ait olduğunu iddia ettiği düşürülen bir İHA’nın bir parçasını söylediklerinin kanıtı olarak gösterdi. Netanyahu 2012 yılında BM genel kurul zirvesindeki konuşmasında da o sıralarda ilerleyen ama hiç bir zaman nükleer silah üretme seviyesine ulaşmayan İran’ın nükleer gücünü göstermek için bir bombanın çizimini gösterdi, ki bu da bir çoklarının alay konusu oldu.  Netanyahu’nun bu iddiaları Amerikalıların geçmişte İran’ın askeri programının muhtemel askeri boyutları başlığı altında ileri sürdükleri ve dosyası Bercam nükleer anlaşması ile birlikte kapanan iddiaların aynısıydı.

 

 

Gerçi Netanyahu İran karşıtı şovuna başlamadan önce İran’ın Bercam nükleer anlaşmasını ihlal ettiğini ortaya koyan bazı belgeleri açıklamak istediğini söyledi, ancak böyle olmadı. New York Times gazetesi bu konuya da şöyle açıklık getirdi: Netanyahu İran Bercam nükleer anlaşması 2016’dan itibaren yürürlüğe girdikten sonra bu anlaşmayı ihlal ettiğini ispat edebilecek hiç bir kanıt sunamadı. Görevi bu anlaşmayı gözetlemek olan UAEK ve ayrıca Amerikalı güvenlik yetkilileri sürekli İran’ın bu anlaşmadaki yükümlülüklerine bağlı kaldığına  vurgu yapmıştır.

 

 

El Hayat gazetesi ise siyonist rejimin nükleer silah depolarına ve aynı anda Netanyahu’nun İran’ın barışçıl nükleer programı ile ilgili iddialarına işaret ederek siyonist rejim Başbakanı Netanyahu’yu dünyanın çağdaş tarihinin en büyük yalancısı ilan etti. Gazete Netanyahu İsrail’in en yalancı Başbakanı olduğunu ve öyle kalacağını vurguladı.

El Hayat gazetesi ayrıca Amerika Başkanı Donald Trump’ı da yalancı ilan etti ve Trump’ın yalancılıkta Netanyahu’nun sıkı rakibi olabileceğini belirtti.

 

 

El Hayat gazetesinin yazarı raporunu şöyle sürürdü: Netanyahu dünyanın çağdaş tarihinin en büyük yalancısıdır. Netanyahu İsrail’in en yalancı Başbakanıdır ve öyle kalacaktır. Netanyahu yalan söylemek için doğmuştur ve yalancı da ölecektir. Netanyahu sürekli yalan söylüyor, zira mahiyeti yalandır ve eğer bir kez doğru söylerse özür dileyerek yine yalan söyleyecektir. Donald Trump da İsrail başbakanını destekliyor ve belki de yalan söylemekte onun rakibi olabilir.

 

Evet, günümüz dünyasının diktatörleri birbirine benzemeye başladığı anlaşılıyor. Bu diktatörler sürekli yasaları ihlal ediyor, başka ülkelere saldırıyor, ırkçılık yapıyor ve başka milletlere hakaret ediyor. Bunlar kişisel özelliklerde ve siyasi tutumlarında da birbirine benziyor. Medyaya saldırmak gerçekte bu zümrenin başkalarını etkilemek için kullandıkları en önemli taktiklerden biridir. Fakat onlar bir noktayı unutmuşa benziyor, o da şu ki artık eski dünyanın propaganda araç gereçleri eski etkinliğini kaybetmiştir. Bugün artık çok seslilik yaygın hale gelmiştir ve diktatörlerin tek seslilik politikalarının alıcısı yoktur.

 

 

Etiketler

Mayıs 07, 2018 21:18 Europe/Istanbul
Görüşler