• 2018 Dünya Nüfus Günü

11 Temmuz 1989 tarihinde dünya nüfusu 5 milyara ulaştı. O tarihte BM dönem genel sekrereti Javier Pérez de Cuéllar dünya nüfusunun artışından duyduğu kaygıyı dile getirerek dünya nüfusunun 5 milyara ulaşmasını dünya tarihinde bir dönüm noktası ilan etti ve bu yüzden sürdürülebilir kalkınma, uygun eğitim ve sağlık hizmetlerinin gözetilmesi gerektiğini belirtti.

O gün BM her yıl 11 Temmuz günü dünya nüfus günü olarak adlandırılmasını ve bazı etkinliklerin düzenlenmesi ve bazı faaliyetlerin yürütülmesi ile dünya halkının dikkatini artan nüfus sorununa bir çare bulma çalışmalarına çekilmesini kararlaştırdı.

Bugün 11 Temmuz 2018 dünya nüfus günüdür. Bu yüzden biz de bu konunun önemini hatırlatmak için kısa bir program hazırladık.

 

 

BM nüfus idaresi 2017 yılına kadar beşeriyet tarihinde yeryüzünde doğan insanların sayısını 108 milyar olarak tahmin etmiş bulunuyor. Bu idarenin bilgilerine göre dünya nüfusu 1804 yılında yaklaşık bir milyar kadardı.  1927 ve 1960 ve 1974 yıllarında dünya nüfusu sırasıyla iki, üç ve dört milyar oldu ve şimdi son verilere göre 2017 yılının başında yaklaşık 7 milyar 285 milyona ulaştı. Bu veriler hali hazırda beşeriyet tarihinin tüm nüfusunun on beşte biri hayatta olduğunu gösteriyor.

 

 

Dünyanın hayatta olan nüfusunun yüzde 60’ı Asya kıtasında yaşıyor ki bu sayının %20 kadarı Çin halk Cumhuriyeti ve %17 kadarı da Hindistan’da yaşıyor. Yani dünyada her üç kişiden biri ya Çinli ya da Hindistanlıdır. Dünya nüfusunun %12’si Afrika ve %11'i de Avrupa’da yaşıyor. Yine dünya nüfusunun yaklaşık %13 kadarı Kuzey ve Güney Amerika’da bulunuyor. Bu arada İtalya’nın başkenti Roma’da bağımsız bir kent devlet olan Vatikan 800 kişilik nüfusu ve  Naoro Cumhuriyeti de 9378 kişilik nüfusu ile dünyanın nüfus bakımından en küçük ülkeleridir. Oysa Çin, Hindistan, Amerika, Endonezya, Pakistan ve Brezilya toplam olarak dünya nüfusunun yarısını barındırıyor.

 

 

Verilere göre her dakikada dünya nüfusuna 150 kişi ekleniyor ve bu sürecin bu şekilde devam etmesi durumunda BM nüfus uzmanları 2050 yılına kadar 9.8 milyar rakamına ulaşacağını tahmin ediyor. Bu arada nüfus artışı gelişmekte olan ülkelerde hızı daha fazla olduğu belirtilmelidir. Bu verilere göre  dünya nüfusunun artışının yarısı Hindistan, Nijerya, Pakistan, demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etyopya, Tanzanya, Endonezya  ve Uganda’ya aittir. Hindistan’ın nüfusu ise 2022 yılına kadar Çin’in nüfusunu geçeceği tahmin ediliyor.

 

 

Dünya nüfusunun artışı özellikle Afrika kıtasında çok büyük olacağı ve bu kıtanın nüfusu ikiye katlanacağı ifade ediliyor. Fransa’nın nüfus etüt müessesesi önümüzdeki dönemde yaşanacak en büyük değişimin Afrika kıtasında muazzam nüfus artışı olacağını belirtiyor.

Hali hazırda dünyada her altı kişiden biri Afrika kıtasında yaşıyor ve gelecek yüzyılda her üç kişiden biri bu kıtada yaşayacağı tahmin ediliyor. AIDS hastalığına karşın ve Afrika kıtasının 2017 yılında 1.2 milyarlık nüfusu 2050 yılında 2.5 milyara ulaşacağını ve 2100 yılında da 4.4 milyara yükseleceği tahmin ediliyor.

 

 

BM raporunda, dünya nüfusunun artış nedenini yaşama umudunun artması şeklinde ifade ediyor. Bu rapora göre yaşama umudu endeksi 1990 yılında 65 yıldan 2010 yılında 70 yılına yükseldi ve 2045 yılında da 77 yıla ulaşacağı tahmin ediliyor. Yine çocukların arasında ölüm oranlarının düşmesi de BM’nin dünya nüfusunun gelişmekte ülkelerde artışına gösterdiği gerekçelerden biridir.

 

 

Fransa nüfus etüt merkezi uzmanları şöyle diyor: Gerçi dünya genelinde gebelik oranı genel olarak azalmıştır, fakat bu konuda dünyanın çeşitli bölgeleri arasında çatlaklar da çok büyüktür. 1950 yılında her kadın ortalama olarak beş çocuğu vardı, fakat bu oran günümüzde 2.5 çocuğa gerilemiştir. Bugün gebelik oranı Tayvan ve Güney Kore’de her kadın başına 1.2 ve Nijer’de 7.3 bebek düzeyindedir. Ortalama gebelik sayısı 3 veya daha fazla olan ülkeler ise en çok Afrika ülkeleri, Hicaz yarımadası ülkeleri ve Afganistan, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelerde göze çarpıyor. Uzmanlar dünya nüfusu artışı da en çok bu ülkelerde yaşanacağını tahmin ediyor.

 

 

Gelişmekte olan ülkelerin aksine bazı gelişmiş ülkeler nüfus artışının eksi işaretli olma sorununu yaşıyor. Uzmanlara göre bu tür ülkelerde doğum oranının düşük olması yaşlanma sürecine ivme kazandırıyor. Öte yandan bir ülkenin en önemli sermayesi genç nüfusu olduğundan bazı ülkeler genç nüfusunun azalmasını ciddi bir hasar olarak yorumluyor. 2010 ila 2015 yılları arasında dünya nüfusunun %46 kadarını barındıran toplam 83 ülkede gebelik oranı nüfus kaybına oranla daha düşük oldu. Bu yüzden bu düzeyde yar alan ülkelerin bir çoğu nüfus artışın eksi işaretli olmasını engellemek için çocuk yapmaya destek politikalarını gündemlerine aldıkları gözleniyor. Ancak bu tür farklılıklar , dünyanın çeşitli ülkelerinde nüfus planlamalarını da farklı hale getirdiği anlaşılıyor.

 

 

 

Nüfus artışı sorunu yaşayan ve bu bağlamda bir çok sıkıntı çeken gelişmekte olan ülkelerde nüfus planlamasında nüfus artış hızını düşürmek amaçlanıyor. Water.org sitesinin raporuna göre bu ülkelerde 663 milyon insan sağlıklı içme suyu bulamıyor ve 795 milyon insan da 2015 yılına kadar yeterli besin maddesi elde edemedikleri anlaşılıyor. Yine insanların dokuzda biri geceler aç yatağı giriyor. Her gün 25 bin insan kötü beslenme veya beslenme yetersizliği yüzünden ortaya çıkan hastalıkların yüzünden hayatını kaybediyor. Bu sayıdan 18 bini beş yaşın altındaki çocuklardan oluşuyor.

 

 

Nüfusun kontrolsüz biçimde artışı yüzünden gıda maddelerinin üretimi ve dağıtımı da kısıtlandığı anlaşılıyor. Öte yandan kısıtlı alanların çok sayıda insanın arasında paylaşılması ailelerde bir dizi sağlık sorunları ve şiddete ve yine izdiham yaşanmasına, işsizliğe, hava kirliliğine ve sosyal sorunlara ve gerginliklere sebebiyet veriyor. Bir çok kanlı savaşlar da son onyıllarda genellikle nüfusu artışından kaynaklanan sorunların yüzünden çıktığı belirtiliyor.

 

 

 

Hal böyleyken günümüzde aile ve nüfus planlama zarureti ve nüfus artışının kontrol altına alınması daha büyük önem arzetmeye başlıyor. Aile planlaması karı ve kocanın ortak sorumluluğunda olan bir konudur ve bunu yapmak ailede sağlık, refah ve huzuru attırır. Aile planlama çerçevesinde gebelik, istenmeyen gebeliklerin önlenmesi, istenilen sayıda çocuk sahibi olmak, gebeliklerin arasındaki zamanı düzenlemeyi beraberinde getirir. Bu yüzden günümüzde özellikle Çin ve Hindistan başta olmak üzere bazı ülkelerde daha az çocuk daha fazla mutluluk sloganı ön plana çıkarılıyor.  Ancak bu tür programların başarılı olmasına yardımcı olan asık konu ailelerin nüfus planlamasında insani hakları gözetlemektir.

 

 

 

1968 yılında uluslararası insan hakları konferansında ilk kez çocuk sahibi olmakta aile planlamasından insani bir hak olarak söz edildi ve onaylandı. Tahran bildirgesi olarak anılan konferansın sonuç bildirisinde  açıkça şöyle deniliyor: Ebeveyn çocuk sayısı ve aralarındaki süre bakımından temel hakları vardır ve kendileri bu konuda özgürce ve sorumlu bir şekilde karar verir.

Bu konuya vuru yapmak üzere BM bu yıl dünya nüfus günü için Aile planlaması insani bir haktır, sloganını seçmiş ve böylece her insanın kendi geleceğinin yönünü ve çerçevesini belirleme hakkını tanımıştır.

 

 

Aile düzenlemesi hizmetlerinde ayrımcılık yapmamak, aile düzenleme hizmetlerine herkesin ulaşabilmesi, ailelerin özel yaşam alanına saygı gösterilmesi, ailelerin özel bilgilerinin gizliliği ve ülkelerin aile düzenlemesinde sağlık sistemleri şartlarına karşı sorumluluk taşımaları, BM’nin ailelerde insan haklarının uyulmasında üzerinde durduğu bazı standartlardır.

 

 

Günümüzde dünyada bir çok aile nüfus artışı hem fırsat ve hem tehdit olabileceği sonucuna varmıştır. Gerçekte nitelikli ve refah içinde olan güçlü bir nüfus her ülke için fırsattır, fakat nüfus nitelikli olmazsa nüfusu artışı her ülkeye zarar verebilir. Bu konunun gözetilmesi günümüzde evlat sahibi olmaya karar vermekte önemli bir etkendir.

 

 

 

 

Jul 10, 2018 12:52 Europe/Istanbul
Görüşler