• 9 Ağustos dünya yerli halkları anma günü

9 Ağustos,  dünya yerli halkları anma günü olarak biliniyor.

Yerli halk genelde  günümüzde hala geleneksel Yaşam tarzını koruyarak kendi bilgi ve birikimlerine göre hayatlarını sürdüren topluluklara denir.  Genelde yerli halklar arasında gelişme süreci diğer toplumlara nazaran daha yavaştır.  Bunun sebebi ise yerli halkın daha çok kendi buluşları ve geleneksel bilimlerine göre yaşadıkları, ayrıca sahip oldukları olanaklar uyarınca toplumlarının ihtiyaçlarını giderme arasında denge kurarak ilerleme yolunu kat etmeleridir.

Başka bir ifade ile yerli toplumların diğer toplumlara nazaran sürdürülebilir gelişemeye daha çok dikkat ettikleri söylenebilir.

 

 

Yerli halkın  en önemli gelişme aracı olarak doğal kaynaklara dikkat etmesi günümüz bilim toplumları ve çevrelerin yerel bilgiye daha çok dikkat etmelerine sebep olmuştur.  Birleşmiş Milletler de hala kendi gelenek ve göreneklerine sadık kalan binlerce yerli kadın ve erkeği takdir etmek için önce 1995-2004 yılları arasında yani 10 yıllık bir süre ve ardından 2005-2015 yılları arasında bir başka 10 yıllık dönemde dünyada yerli Halka daha çok destek vermek amacıyla 9 Ağustos gününü  dünya yerliler günü olarak adlandırdı.  Böylece bugünün bahanesi ile dünya yerli nüfusunun haklarını korumak ve yükseltmek ayrıca bu insanların, dünyadaki yaşam şartlarını daha iyileştirmek ve çevreyi korumakta  katlandıkları zorluklar ve yaptıkları girişimleri takdir etmeyi  amaçladı.  Gerçi bugün, birkaç yıldan beri uluslararası düzeyde kutlanmıyor fakat dünya yerlileri ve uğraştıkları sayısız sorunların,  dünyanın bu kesime daha çok ilgi göstermesini gerektiriyor. Bu yüzden bugünü hatırlatmak üzere sizler için özel bir program hazırladık.

 

 

Aslında yerli halk, belirli bir toprak parçasında birbiriyle kültürel ve tarihi bağları olan ve kendi asil topraklarına bağlı olduklarını iddia eden insanlar, gruplar ve halklardır.

Birleşmiş Milletler’in (BM) Yerli Halklar tanımı ise şöyle: Başka halkın veya devletlerin işgaline uğramadan önce belli coğrafyada yerleşmiş veya o coğrafyada yaşamış, yaşadıkları topraklar başka devletler tarafından ilhak edilmiş ama geleneksel değerlerini, sosyal, kültürel veya siyasal yaşam şekillerini ve geleneksel kurumlarını tam veya kısmen koruyabilmiş topluluklara Yerli Halk denir. Bunlara eski ya da orijinal halk da denir.

 

 

 

Bazılarına göre yerlilerin yaşam tarzı, aslında kentleşmenin negatif etkilerinin saldırılarına daha az uğrayan, ilk çağlarda  yaşayan insanların hayatıdır.  Birleşmiş Milletler'in yerli halkların hakları ile ilgili 13 Eylül 2007'de onayladığı Bildirisi de,  yerli halkın kendilerine has gelenek, görenek, kültürleri ve uygarlıklara sahip olarak kültürlerin çeşitliliği ve zenginliğine  katkı sağlayan,  doğal çevre ve toprağa bağlı oldukları nedeni ile onları korumak için özel kuralları olan müstesna insanlardır.  Bu insanlar da  diğer tüm milletler gibi insan hakları ve özellikle eşitlik ilkeleri ve ayrımcılığa  karşı yasalardan yararlanmalı.

 

 

 

Bu hedefi gerçekleştirmek için 13 Eylül 2007 tarihinde New York kentinde Birleşmiş Milletler genel Kurulu'nun 62 oturumunda  yerli halkın hakları için Birleşmiş Milletler Bildirisi onaylandı.  Genel kurulun onayladığı bu bildiri, bağlayıcı olmamasına rağmen Birleşmiş Milletler'e üye ülkelerin belirli bir yola doğru hareket etmeleri gerektiğini gösteriyor.  Bu arada Birleşmiş Milletler de bu bildiriyi yerli halka karşı davranışta bir standart olarak tanımlıyor;  bu da şüphesiz  370  milyon yerli halkın haklarının ihlal edilmemesi ve  ayrımcılık ve 2. Sınıf vatandaş muamelesine  karşı mücadelede  onlara yardımcı olacaktır.

 

 

 

BM Azınlıkları Koruma ve Ayrımcılığı Önleme Alt Komisyonu Raportörü  Jose Martinez Cobo, 1983’te “Yerli Halklara karşı ayrımcılık” başlıklı bir raporu BM’ye sundu. Bu rapor daha sonra Uluslararası çalışma örgütü Konvansiyonu 169 sayılı Sözleşme hükümlerine ve Yerli Halklar konusunda Birleşmiş Milletler beyan temelini oluşturmuştur. Buna göre Yerli Halkların hakkı olması gereken temel noktalar şunlardır:

  • Yerli Halklar, kendi dil ve kültürlerini serbestçe geliştirme ve kendi gelecekleri hakkında karar verme hakkına sahiptir.
  • Yerli Halklar, kültürlerini geliştirmek için kendi tercihlerini yapacaklar. Bu, aynı zamanda siyasi, ekonomik ve sosyal sistemleri geliştirmek hakkını da içerir.
  • Haklar, çevrenin korunması, dil ve kültürel ifade, kendi kaderini tayin ve özerklik hakkı, ulaşılabilir eğitim, arazi, toprak ve kaynaklarını kendi kullanma hakkı, kendilerini etkileyen kararlara katılma hakkı ve yaşam tarzlarını etkileyebilir, geleneksel değerleri koruma hakkını da içerir.

 

 

 

Yerli halka destek bağlamında mevcut olan  tüm bildiri, anlaşma ve diğer uluslararası belgelere rağmen,  bu insanların hakları birçok ülkede hala yoğun bir şekilde ihlal ediliyor;  buna Amerika yerlilerini örnek verebiliriz.  Amerika'nın yerlileri ırkçı ayrımlardan acı çeken ve başta atalarının topraklarına ulaşmak gibi kendi haklarını savunmak için uzun bir mücadele yolunu kateden insanlardır.  Uluslararası af örgütünün yeni raporuna göre, suikast, tehdit, tecavüz ve ırkçılık,  Amerika kıtasının tüm yerli halkının maruz kalarak acı çektiği kötü ve insanlık dışı davranışların  bazılarıdır.

 

 

 

Amerika Birleşik Devletleri'nin şekillenmesinden itibaren ülke elebaşları Amerika Kıtası'nda kendi konumlarını güçlendirmek amacı ile kıtanın yerli halkını topluca katliam ederek soykırıma uğrattı;  böylece yerli halktan 80 ile 100  milyonunu katliam etti ve ardından ırkçı sebeplerden dolayı hala hayatta olan yerliler en doğal haklarından mahrum bıraktı ve onların şehirlerde yaşamaları için büyük sorunlar oluşturdu.

 

 

 

Washington Times gazetesi Bu bağlamda Kaleme aldığı bir yazıda şöyle belirtiyor:  New York kentinin üst tarım arazilerinden 2,5  milyon hektarlık bir bölümü sahte anlaşmalarla üstelik hükümetin sessizliğinde yerlilerden alındı.

Washington Times gazetesi yazısının devamında yerli halkın kabile liderleri kendi haklarını savunmak amacıyla Amerika mahkemelerine başvurduklarını fakat bir sonuç alamadıklarını belirtiyor.

 

Bu arada yerli halkların hakları hakkında insan hakları Konseyi özel raportörü de  Amerika hükümetinin sanayi ve endüstriyel projelerinin,  yerli halkın tarım arazileri Ve kutsal mekanlarına ulaşmasını engellediğini belirtiyor.  Bu arada Unutmamak gerekir ki Amerika yerlileri arasındaki yoksulluk oranı Amerika Birleşik devletlerindeki ortalama milli yoksulluk oranının yaklaşık 2 katıdır.

 

Yerli halk, en baştan beri yaşadıkları topraklarının bazı bölümlerine sahiptiler ve hiç şüphesiz bu alanlar nehirler, ormanlar, dağlar ya da madenler gibi doğal mirasın üzerinde veya yakınında idi. Bu yüzden o bölgeleri işgal eden hükümetler söz konusu toprakları ve alanlara  sahip olmak ve doğal olarak yerli halktan çalmak için onları o bölgeden uzaklaştırmak istiyorlardı.

Bu konunun en bariz örneği ise Kanada yönetiminin  yerli halka karşı son davasıdır,  zira yerli halk hükümetin,  kendilerinin elinde olan ve içinde birçok  maden barındıran bölgeleri ele geçirmek istediğini fark etti. 

 

 

Uluslararası gözlemcilerin varlığı nedeniyle hükümetlerin söz konusu bölgeleri  ele geçirmeleri çok zordur,  Bu sebepten dolayı günümüzde yerli halkı alenen öldürmek veya soykırıma uğratmak yerine,  eğitim ve terbiye siyasetleri çerçevesinde yerli halkı giderek başka bölgelere göç ettiriyorlar ve böylece boş bırakılan  araziler hükümet tarafından ele geçiriliyor. 

 

Örneğin Kanada yerli çocuklarının yaklaşık yüzde 30’u yani en az 150 bin kişi 19. Asrın sonlarında yatılı okullara gönderildi, böylece kendi ana dilleri ve kültürlerinden uzak Hristiyan kültürü ile yetiştirildiler. Kanada Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu 2015 yılında yayınladığı bildiride geçen 120 yıl boyunca çocukları ebeveynlerinden uzak, Katoliklerin sultasında olan yatılı okullarda yetiştirilmesini “kültürel soykırım” olarak değerlendirdi. Yerli Kanada kadınları ise her zaman sürekli ve sistematik insan hakları ihlallerine maruz kaldılar, bu konu ise son yıllarda insan hakları gözetleme örgütü ve BM insan hakları komisyonunun itirazlarına sebep olmuştur.

 

Dünyanın diğer bir bölgesinde Avustralya yerli halkı da nesiller boyu insan hakları ihlallerine maruz kaldılar. Avustralya yerlileri, siyah derili, zayıf, geniş burunlu ve kıvırcık siyah saçlıdırlar ve bin yıllar önce Asya güney doğu bölgesinden Avustralya’ya göç etmişlerdir. Onların en başta sabit evleri yoktu ve avlarının peşinden yiyeceklerini temin etmek için çöllerde avare bir şekilde yaşıyorlardı. Silahları mızrak ve bumerangdı, fakat daha sonra ayakları Avustralya’ya açılan beyazlar, oranın yerli halkına çok kötü davrandılar ve bu davranış ne yazık ki  hala devam etmektedir.  

 

Yeni yapılan bir araştırma sonucuna göre Avustralya’da ırkçılık artmakta ve yerlilerin yarısı ve Torres Boğazı’nda yaşayan halk son zamanlarda ırkçılığın diğer çeşidini tecrübe etmektedirler. Deri renginden ayrımcılığa maruz kalma duygusunu bilen Avustralya yerlisi sporcu ve eski politikacı Nova Peris “bunun çok kötü olduğunu ve moral bozduğunu” belirterek, “ Siz bu dünyada doğduğunuz için böyle insanlık dışı bir davranışa maruz kaldığınızı hissediyorsunuz” diyor.

 

Kâr amacı gütmeyen “Avustralya barışı” kurumunun son zamanlarda yaptığı araştırmaya göre Avustralya yerli halından yüzde 46’sı son 6 ayda çeşitli ırkçılığa maruz kalmayı tecrübe ettiklerini ortaya çıkarttı. Fakat bu oran 2 yıl önce yüzde 39 idi. Bu arada yerliler Avustralya halkının sadece yüzde 3’lük bir bölümü oluşturmasına rağmen ülke hapishanelerindeki tutukluların yüzde 27’sini oluşturduğu ve genelde gardiyanların şiddet uygulamalarına maruz kaldıkları ortaya çıktı.  

 

Bu gerçeği insan hakları gözetleme örgütü Avustralya daire müdür Elin Person onaylayarak Reuters’e şöyle dedi: aşırı şiddet kullanılması, tek kişilik hücre, çocuklara pranga takılması vahşice ve insanlık dışıdır.

Yayınlanan istatistikler de 10-17 yaş arasındaki yerli çocukların, göçmen çocuklara oranla 17 kez daha fazla ıslah evlerine gönderildiği ve 28 kez daha fazla hapse düştüklerini ortaya koyuyor.  

 

Avustralya yerlilerine karşı işlenen bir diğer insanlık dışı uygulama, yerlilerin kültürünü yok etmek ve onları Avrupalı göçmenlere karıştırmak için çocukların ebeveynlerinden ayırmaktır.

4 yaşındaki Alfred Calma, 2 yaşındaki Joyce Schroeder ve Luc Morcam ise doğumundan bir hafta sonra zavallı Avustralyalı ailelerinin kucağından kopartılarak beyaz ailelere veya Katolik kiliselerine verildiler.

 

Bu siyaset ise 1970 yılına kadar 60 yıl boyunca hükümet tarafından özellikle Torres Boğazı kuzey adalarında yaşayan yerliler hakkında uygulandı. Avustralya hükümeti de Amerika ve Kanada gibi Birleşme Projesi kapsamında tüm küçük yerli kültürleri yok etmek ve onları göçmen Avrupalıların toplumunda eritmek istiyor.

Avustralya yönetimin yerlilerden özür dilemesine rağmen yerlilerden sadece bir kaçının bile unutmadıkları hatıraları bile onların ilk yaşam yıllarında kendileri ve kültürlerinin başına gelenlere karşı ne kadar küçük kaldığını gösteriyor.

 

Son 20 yılda Yerli Halkların Uluslararası Günü etkinliklerinin düzenlenmesi ile bu halkın sağlı ve refah düzeylerinin yükselmesi bağlamında dünya tarafından bir girişimin yapılması umut edilirken, maalesef günümüzde bu inanların özellikle de insan hakları bayraktarı olduklarını iddia eden ülkelerde bizzat çiğnendiğine ve gözardı edildiğine şahit oluyoruz. Venezuela, Peru, Bolivya, Ekvator, Paraguay, Meksika ve Latin Amerika ile Karaibler bölgesinde yaşayan yerliler, hala bir çok sorunla karşı karşıyalar. Bu yüzden bir kez daha dünyanın dikkatini bu konuya yöneltmek gerekiyor.

 

 

 

Aug 08, 2018 07:14 Europe/Istanbul
Görüşler