• Acaba medya halkın düşmanı mı?

Amerika Başkanı Donald Trump’ın medya ile yürüttüğü savaş ve sansasyonel açıklamalar ve uygulamaları her gün yeni bir boyut kazanıyor. Peki, bu sözlü ve yazılı bir şekilde başlayan savaşta son durum nedir?

Amerika basını ve medya organları bu ülkenin sorumsuz Başkanı Donald Trump’a karşı şimdiye kadar görülmemiş tarihi bir hareket başlattı. Bu hareket, Amerika’da yayımlayan bir gazete, ABD medyasından Trump’ın basın ve medyaya yönelik sürekli saldırılarına karşı ortak hareket etme çağrısı yaptıktan sonra başladı ve buna göre 70 gazete ve dergi, 16 Ağustos tarihinde başyazılarında Trump’ı hedef almayı kararlaştırdı. Bu bağlamda Boston Globe gazetesi genel yayın yönetmeni Marjeri Peritçard, ABD Başkanı Trump’ın şimdiye kadar gazetecilere yönelik sözlü saldırılarına işaret ederek, Trump’ın medyaya yönelik saldırılarına karşın medya kendi halkının düşmanı olmadığını kaydetti.

 

 

ABD medyası kendisine yönelik geniş çapta adil olmayan bir tutum sergilediklerini iddia eden Başkan Trump, medyayı anlatmak için “uydurma haber” tabirini kullanıyor.

Boston Globe gazetesi Amerika genelinde yayımlanan gazetelerin genel yayın yönetmenlerinden 16 Ağustos tarihinde başyazılarını özgür medyaya karşı kirli savaş tabir ettiği duruma gösterdikleri tepkiye ayırmalarını istedi. Amerika’nın bir çok önde gelen gazetesi ise bu harekete katılacaklarını açıkladı.

 

 

Boston Globe gazetesinin bu çağrısı, ABD medyası Başkan Trump’ın medyaya yönelik saldırılarına tepki verme zarureti konusunda muvafık ve muhalif olmak üzere, ikiye bölündükleri bir sırada gündeme geliyor.

Amerika Başkanı Donald Trump’ın medyaya yönelik sözlü saldırılarına tepki verilmesine karşı olan Washington Post genel yayın yönetmeni Martin Baron, biz devletle savaş içinde değiliz. Biz kendi işimizi yapıyoruz, kendi işimizle uğraşıyoruz, dedi.

 

 

Ancak Trump’a tepki verilmesini savunan gazetecilik üniversitesi öğretim üyesi J. Rozen şu açıklamayı yaptı: Gazetecilerin kendilerini savunmaları, bu mesleğin gerçekleri beyan etme ilkesine uygundur. Bizim soğukkanlılığımızı korumamız çok önemlidir, ama daha da önemlisi, gerçekleri beyan etmektir.

 

 

Amerika Başkanı Trump’ın yaftalarına tepki verme zaruretini savunanlar, ahlaki ilkelere göre bu konuda konuşmak gerektiğini, zira Trump’ın sözlü saldırıları basit kelimelerin ötesinde olduğunu ve gazetecilere zarar verdiğini belirtiyor. Trump’ın sözlü saldırılarına tepki verme zaruretine vurgu yapanlar, Maryland’ın Annapolis kentinde bir gazetede yaşanan ölümcül hadiseye işaret ediyor. Bu acı olayda silahlı bir kişi Maryland eyaletinde bir gazetenin bürosunu basarak en az beş kişiyi öldürdü. Muvafıklar, Trump’ın medya karşıtı sözleri bu tür radikal hareketlerin yolunu açtığını savunuyor.

 

 

Peki acaba Trump’la medya arasındaki düşmanlık nereden başladı? Acaba medya Trump’a karşı muhalefette çok mu aşırı davrandı? Yoksa Trump medyanın belirttiği gibi gerçekten büyük bir sahtekar mı? Neden Trump medyayı kendi düşmanı olarak tanımlıyor?

 

Toplumun kitlelerini kontrol altında tutmak isteyen diktatörlerin psikolojik temelli yöntemlerinden biri, bilgi akışını kontrol altına almaktır. Bunun anlamı da şu ki, bazı haber kaynakları devlete bağlı kurumlarca kontrol edilmiyor ve bu yüzden bu kaynakların gösterecekleri tepkiler hemen ve anında önlenemiyor. Bu şartlarda hükümete bağlı çevreler bu tür haber kaynaklarını karalamaya ve halk arasında makbuliyet derecelerini düşürmeye ve haberlerini yalan ve komik ve mesnetsiz gibi göstermeye çalışıyor. Hükümete bağlı çevreler bu çalışmalarını aralıksız sürdürüyor  ve böylece geriye ancak hükümetin taraftarı olan ve kontrol altına alınan medya organlarının kalmasını sağlamaya ve hükümetin lehine propaganda yapmalarına zemin hazırlamaya çalışıyor.

 

 

Amerika Başkanı Donald Trump da bu yöntemden yararlanarak 2017 tarihinde beyaz saraya girdiği günden itibaren basın ve medyaya karşı savaşını başlattı. Trump defalarca ABD medyasını sahtekar, Amerikan milletinin düşmanı, iki yüzlü ve yalancı niteledi. Trump CBS News kanalına verdiği mülakatta gazetecilerin ve muhabirlerin ve medya çalışanlarının saygın insanlar olduklarını, fakat bu meslekte sahtekarlık ve yalan had safhada olduğunu ileri sürdü.

 

 

 

Amerika Başkanı Donald Trump hatta tweetlerinde de bu tür saldırılarını sürdürerek şöyle yazdı: Sahte haber yapanlar benden onları milletin düşmanı ilan ettiğim için nefret ediyorlar, zira bunun gerçek olduğunu biliyorlar. Ben Amerika milleti hakkında bu konuyu izah ederek büyük hizmette bulunuyorum. Onlar genellikle ihtilaf ve güvensizlik tohumu serpiyor. Onlar hatta savaşa da neden olabiliyor. Onlar çok tehlikeli ve hastadır.

 

 

Ancak Donald Trump’nın bu tür açıklamaları ve gazetecilere yönelik şiddeti teşvik etmesi sonunda gazetecileri tepki vermeye zorladı. Amerika’nın New York Times gazetesinden A. G. Sulzberger ise ABD Başkanı Trump’tan gazetecileri halkın düşmanı nitelememesini, zira bu konu, medyaya karşı şiddeti tetiklediğini belirtti. Amerikalı cumhuriyetçi senatör Jeff Blick de Trump’ı sert bir dille eleştirdiği açıklamasında, Trump’ın bu davranışı Stalin’in medyaya karşı davranışını hatırlattığını belirtti.

 

 

 

Peki ama, neden Trump ABD medyasını halkın düşmanı olarak adlandırıyor? Bazı medya uzmanları, ABD basını ve medyası son aylarda Donald Trump yönetimini eleştirmekte biraz fazla ilerlediğini ve bu da iki taraf arasındaki gerginliği arttırdığını belirtiyor.

Ancak bu yorumu kabul etmeyen çevreler, gazetecilik mesleği medeni toplum ve demokrasi ile özdeş olduğunu ve bu yüzden siyasetle omuz omuza hareket ettiğini, bir politikacının görevi ise tüm siyasi grup ve partilerin arasında barışçıl ilişkilere önderlik etmek ve ülke içinde de hükümet işleri ile uğraşmak ve dış arenada da devletlerarası ilişkileri düzenlemek olduğunu savunuyor.

 

 

Aslında gazetecilik mesleğinin en anahtar noktalarından biri bu mesleğin “eleştiri” özelliğinde yapmaktadır. Bu eleştiri topluma yönelik olduğu gibi hükümete de yönelik olabilir. Bir gazetecinin göre, mevcut gerçekleri şeffaflaştırmak için mevcut şartları eleştirmektir.

Ancak ABD Başkanı Trump bu ülkede iktidarın başına geçtiği günden beri, ne Amerika içinde ne de uluslararası platformlarda barışçıl ilişkiler temelinde şayeste bir icraatı olmadı, bilakis sürekli Amerika’nın söz ve yükümlülüklerinden cayarak bu ülkenin düşman sayısını arttırdı ve çatışmalara zemin oluşturdu.

 

 

 

Amerika Başkanı Donald Trump’ın ülkesinin içinde yarattığı münakaşalara, sürekli kabine üyelerini ve danışmanlarını değiştirmesini, yöneticileri görevden almasını ve Obamacare gibi önceki yönetimin çıkardığı yasaları iptal etmesini ve özellikle medya mensupları ile sürekli sürtüşmesini örnek vermek mümkün.

 

 

Ancak ABD Başkanı Trump’ın dış politika alanında karnesi daha da berbat bir durumdadır. Trans Atlantic ticaret anlaşması, Paris iklim anlaşması ve 12 yıl süren sıkı müzakerelerin ardından varılan Bercam nükleer anlaşması gibi anlaşmalardan çekilmek, BM insan hakları konseyi, UNESCO ve diğer bazı uluslararası kurum ve kuruluşlardan çıkmak, göçmenlerin durumunu iyileştirme yönünde BM’nin öncülük ettiği uluslararası anlaşmadan çekilmek, Trump’ın karnesinde yer alan bazı uygulamalardır.

Böylece Amerika Başkanı Trump ticaret huyu ve anlayışı yüzünden her türlü ilke ve kuralı hiçe sayarak her konuya çıkarcı bir açıdan yaklaştığını ortaya koyan bir liderdir. Bu yüzden medya onun bu tür icraatını eleştirdiği takdirde topyekun bir düşmandır ve her ne şekilde olursa olsun devre dışı bırakılmalıdır.

 

 

 

Bu arada Trump’ın medya ile kavgası sürerken yenilerde insan hakları tartışmaları da bu sürece eklendiği ve Trump’ın söz ve amellerine yönelik eleştirileri daha da arttırdığı belirtilmelidir. En son BM’ye bağlı iki insan hakları uzmanı, Donald Trump’ın medyaya yönelik sözlü saldırılarına kınadı ve Trump hür ve özgür ve aktif medyaya karşı koymak yerine onlara destek vermeleri gerektiğini belirtti. BM’nin insan hakları uzmanları David Kaye ve Edison Lanza ortak bir bildiride Trump’ın medya saldırılarını kınayarak, Trump’ın saldırıları stratejik olduğunu ve medyaya yönelik güveni sarsmayı amaçladığını vurguladı. İki uzman, ABD Başkanı Trump ne zaman medyayı halk düşmanı nitelediyse veya gazetecilerin onun istemediği soruları sormalarını engellemek istediyse, inatçı ve kötü niyetini sergilediğini belirtti.

 

 

BM’nin insan hakları uzmanları David Kaye ve Edison Lanza ortak bildiride Trump kabinesinin üyelerinden de hükümetin sorulara şeffaf bir şekilde cevap vermesi için Trump’ın medyayı zayıflatma yönündeki hareketlerini engellemelerini istedi.

İki uzman son iki yılda basın ve medyaya yönelik sürekli saldırıların uzun vadede kamuoyunun basın ve medyaya olan güvenini olumsuz yönde sarsabileceği uyarısında bulundu.

BM’nin insan hakları uzmanları David Kaye ve Edison Lanza ortak bildirilerini BM insan hakları konseyi, yani ABD’nin geçenlerde çekildiği konseyde yayımladı.

 

 

Ancak tüm bu gerginliklere karşın iki taraf arasındaki  ihtilafların ateşi yatışacağından ve medya Trump’ın menzilinden uzak duracağından söz ediliyor. Independent bir raporunda Donald Trump New York Times gazetesine verdiği mülakatta 2020 seçimlerini kazanacağını iddia ettiğini yazdı. Trump medya kendisine bağımlı olacakları ve ondan elde ettikleri menfaat yüzünden gelecek seçimlerde de onun haberlerini yayımlayacaklarını da iddia etmiş. Trump, medya seçimlerden altı ay önce ona aşık olacağını söylemiş. Kim bilir, belki de Trump’ın Stalinvari entrikaları sonunda Amerikalı gazetecileri ona aşık olmaya yöneltebilir.

 

 

 

Etiketler

Aug 18, 2018 10:11 Europe/Istanbul
Görüşler