İnsanoğlu hayatı boyuncu sürekli çeşitli ruhi krizler ve rahatsızlıklarla karşı karşıya gelir ve yaşam şevki onu türlü yollara başvurarak bu tür krizlere ve rahatsızlıklara galip gelmeye yöneltmiştir.

İnsanoğlu ve yaşadığı sorunlar, İranlı büyük şair ve arif Mevlana Celaleddin Muhammed’in fikri yapısında eksen alındığından, dünyanın bu büyük düşünürünün vefat yıldönümünde Mevlana’nın düşüncelerinde insan ve acılarından söz etmeye karar verdik.

Dert ve acı, geçmiş çağlardan günümüze dek çeşitli dini ve fikri ekollerde gözetilen ve nasıl ortaya çıktıkları ve beşeri camia üzerinde ne gibi etkileri oldukları irdelenen konulardan biridir.

Bu ekollerin yanında, insan ve iç sorunlarına her zaman önemli bir konu olarak eğilen edebiyat bilim de de bu konunun üzerine giderek bu alanda eşsiz eserleri yaratmıştır.

Mevlana Celaleddin Muhammed Mevlevi de başta dünyaca ün yapan Mesnevi Manevi adlı eseri olmak üzere tüm eserlerinde insanın iç sorunları ve kökleri meseleleri ve karşı karşıya bulunduğu engelleri gözetlemiştir.

İnsanlar tüm asırlarda ve tüm devranlarda ortak sorunları olmuştur. İnsanların bazı meseleleri, dert, elem, acı, arzu, hüzün, ebedileşme ve zatı ile ilgilidir ve asla zamanla yok olmaz.

Dert, Mevlana gözünde bir nevi imkandır. Mevlana’ya göre dert, insanların yaşam çarkının dönme imkanı gerçekleştiği ve işlerin yürütülebildiği işaretidir. Mevlana Fih Mafih adlı eserinde şöyle diyor: İnsana yaptığı her işte önderlik eden derttir; insanda o işi yapma derdi ve o işi yapma aşkı içinden yükselmezse, o işi yapmaya kalkışmaz ve o iş, insan dert çekmeden gerçekleşmez, o iş ister dünya işi, ister ahiret işi, ister ticaret olsun, fark etmez.

Mevlana’nın bu bakışında dert, gerçekte bilinen “talep ve saik”tir. Mevlana’ya göre insan yüce ve melekuti kimliğine yönelik bilinç ve marifet kazandığı zaman dert gerçekleşir ve insan içinde şevk ve coşku ile beraber dinamik bir duruma dönüşür.

Mevlana bilinç ve derdi tefsire dayalı bir ağda birbiriyle bağlantılı görüyor ve şöyle diyor: kim daha çok bilirse, ömrü artar ve kim daha çok bilgili olursa dertleri daha fazla ve yüzü daha çok sararır.

Mevlana bu kanaatini Mesnevi Manevi’nin birinci defterinde nazım kalıbında beyan ediyor.

Mevlana’nın öğretilerine göre dert, insan mevcut duruma boyun eğmemesi ve var olan imkanlardan yararlanarak içinde bulunduğu konumu aşarak daha öteye gitmesi ve dünyaya hakim olan meselelere ve durumlara karşı tavır sergilemesine vesile olur. Acı Mevlana’ya göre insan kişiliğini ve düşüncesini yeniden inşa etmesine zemin hazırlayan bir olaydır ve yaşamında aktif ve canlı olmasına vesile olur.

Mevlana bu görüşünü de Mesnevi Manevi’nin altıncı defterinde ifade ediyor.

Mevlana’nın bakışında dert, acı ve kederin ötesinde bir şeydir ve doğal olarak bu bakışta dert, yüksek bir konum kazanır ve insan onun sayesinde varlığı genişler ve içindeki ruhi ve psikolojik sıkıntılara ve elemlere galip gelir. Mevlana bir çok durumda acıyı, cismi ve fiziki dertlerle denk tutmuştur.  Mevlana acıyı bir iç durum ve nisbi bir duygu biliyor ve insan bilinç ve tanımla onu idrak edebileceğini ve onu tanıdığı zaman da üzerinde hakimiyet kurabileceğini belirtiyor.

Mevlana bakışında her insan kendi görüşü ve tanımına göre başta dert ve acı olmak üzere çeşitli meseleleri kavrıyor ve onları kendi şuur ve ilmine uygun olarak idrak ediyor. buna göre Mevlana her insan dert ve acıdan kendine özel bir algısı olduğunu ve sahip olduğu marifet mertebesine göre bir olayı dert veya lezzet şeklinde düşündüğünü kaydediyor.

Mevlana’ya göre, varlıkla ilgili görecede birbirine benzeyen olaylar farklı insanların gözünde farklı görünür ve farklı duygular uyandırır. Mevlana’ya göre her şeyin doğru algısı insan o şeye karşı tanım elde ettiği zaman oluşur.

Mevlana bu görüşünü şöyle anlatıyor:

O zaman kıyamet ol, kıyameti gör

Bu, her şeyi görebilmenin şartıdır

Bir başka ifade ile, Mevlana’ya göre alemin fenomenlerini idrak edebilmek için ona benzemek gerekir ve bu yüzden acıyı idrak etmek ve tanımak için de acının içinde yer almak ve böylece onu idrak etmek şarttır.

Mevlana dert ve acıyı tanıma kriterlerinden birini, külliyeti tanımak biliyor ve dert ve acıyı tanımanın, külliyetini tanımakla mümkün olduğunu vurguluyor.

Mevlana’nın dünya görüşünde varlık ve içindeki fenomenler belli bir düzene tabidir ve beşeri alemde yaşanan her amel ve aksiyon, gerçekte onun amel ve aksiyonlarına gösterilen tepki ve reaksiyondur.

Mevlana’ya göre kim eğri yola saparsa, eğrilikten başka nasibi olmaz ve eğer doğruluğu seçerse, saadete kavuşur. Mevlana’ya göre yaratılış aleminde hiç bir şey sebepsiz ve hikmetsiz değildir ve bu yüzden insanlara yaptığı uyarıda, eğer bir gün bir acıya maruz kaldıysanız, bunun sebeplerini ve köklerini araştırmalarını ve eli kolu bağlı teslim olmamalarını tavsiye ediyor. Mevlana insanlara, his aleminde yaşadıkları müddetçe hayatta her olayın ardında sebep ve delil peşinde olmaları gerektiğini, zira ancak sebepler tespit edilirse insan yaşamında karşılaştığı sorun çözümleneceğini vurguluyor.

Mevlana, olayların sebep ve delillerini tespit etmeyi insanın yeni bir bakış ve farklı bir yaklaşım sergilemesine bağlıyor ve başta dertler ve acılar olmak üzere olayların sebebini tanımak, insana dünyadaki olaylara yeni bir bakışla yaklaşma imkanı sağladığını savunuyor. Ve bu yeni bakış, insanda ruhi denge ve neşeye kavuşmasına ve perişanlık ve depresyondan kurtulmasına yardımcı oluyor. Dertlerin ve acıların etkenlerine yönelik bu tanım ve bilinç sayesinde insan, dert ve acıların hikmet ve zaruretini idrak eder ve dert ve acının bir nevi yücelmek ve kemale ermenin işareti olduğunu idrak ediyor.

Beşeri dertlerin ve acıların sebep ve etkenleri çeşitlidir. Mevlana bakışında insanın bazı dert ve acılarının sebebi ve etkeni, ezeli ve marifete dayalıdır ve her toplumda var olan fikri, kültürel ve marifete dayalı nizamlar, insanın varlık fenomenlerine bakışında belirleyici rol ifa eder. Mevlana’ya göre insanın yaşam yolunu belirleyen ve yön veren şey de bu bakışı ve dünya görüşüdür.

Mevlana bakışında insanın ezeli ve marifete dayalı acılarından biri, yeryüzüne inmiş olmasıdır. İnsanoğlu yeryüzüne indiği günden beri sürekli melekut bahçesi ve cennete geri dönme hayali ile yaşamış ve ezeli cennete geri dönüş isteği, insanların ezeli ve bilinçaltı arzularından birine dönüşmüştür. İnsanın canı daima bu iniş yüzünden kendini acı ve elem içinde görmüş ve Mevlana’nın tabiri ile bu ayrılıklardan şikayetçi olmuştur.

Mevlana Mesnevi’ye de bu ayrılık ve hicrandan ve aslından uzaklaşmış olmaktan şikayetle başlıyor:

Dinle neyden ki (nasıl) anlatıyor

Ayrılıklardan (nasıl) şikâyet ediyor.

Beni kamışlıktan kopardılar.

Feryatlarım erkek ve kadın herkesi ağlattı.

Ayrılık, sînemi yarık yarık eylesin ki

Özleyiş derdini açabileyim diyor.

Her kim aslından ayrı ve uzak düşerse

Hep vuslat zamânının izinde olur.

Mevlana bazı beşeri acıların çıkış noktasını insanın içindeki etkenler ve kişiliği olarak görüyor ve insan gerçek “ben”liğinden gaflet ettiği için eğri yola saptığını belirtiyor.

Mevlana’ya göre bazı insani acıların kökü insanların iç istekleri ve kişiliği ile düğümlenmiştir. İnsanlar acılarının sebeplerinden başkalarını sorumlu tutmamalı veya sorumluluğu üzerinden atarak kader ve şansı suçlamamalı ve böylece ilahi adaleti zedelememelidir.

Mevlana’ya göre hayallere ve kuruntulara aşırı derecede kapılmak insanların hakikati görmelerini engelleyerek yolu yanlış seçmeleri ve gaflete kapılmalarına sebebiyet veriyor ve bu da acıyı arttırıyor.

Mevlana insanın çektiği acıların ve kederlerin kaynağını varlığından duyduğu sarhoşluğa ve bencilliğine bağlıyor ve bencilliği, insanın gerçek varlığını simgeleyen güçlü ağacın taze yapraklarını solduran Hazan rüzgarına benzetiyor ve öte yandan bu rüzgarın oluşturduğu bulutların insan göğüsüne çeken bir ağırlık gibi olduğunu vurguluyor.

Mevlana bakışında cahillik, beşeri acıların en köklü sebeplerinden biridir ve insan ruhunda ve içinde bir çok yara oluşturur.

Mevlana’ya göre ahmaklık, yaraya yol açan bir acıdır. Mevlana, sırf maddi ve fizyolojik ihtiyaçlarını düşünen ve bu yüzden kendi aslı ve mana aleminden gafil kalan insanları ahmak niteliyor. Mevlana esas risaletini bu tür insanları gerçek aslı ve gerçek “ben”i ile tanıştırmak ve kelami ile insanları marifetlendirmekte görüyor.

Oct 01, 2018 11:29 Europe/Istanbul
Görüşler