İnsanların acı kaynaklarından biri, dünya malına yönelik aşırı hırsıdır.

Mevlana Mesnevi Manevi’nin başında padişah ve cariye masalında bu aşırı hırsın bir örneğine işaret ediyor ve Semerkantlı kuyumcu halet ve altınları görünce nasıl aşırı hırsına yenik düştüğünü ve eşine ve çocuğuna yüz çevirerek kendi ayağı ile sıkıntılara doğru gittiğini ve dünya malına yönelik düşkünlüğün sonu ölüm olduğunu beyan ediyor.

Mevlana, insanın tüm gam ve acılarının kaynağı fuzuli arzuları olduğunu belirtiyor ve Fih Mafih’te bu konuda şöyle diyor: Tüm acılar, bir şeyi isteyip de elde edememekten kaynaklanır, eğer bir şey istemezsen acı da olmaz.

Mevlana bakışında insanın iç acılarının bir etkeni de şehvettir. Mevlana insanın ruhi ve dış sorunları ve sıkıntılarının büyük bir bölümü nefsani heva ve heveslerinden kaynaklandığını savunuyor. İnsan bu yüzden günden güne ruhani boyutundan uzaklaşıyor ve hayvani boyutu, melekuti boyutunun yerine geçiyor. Mevlana’ya göre şehvet ve nefsani heva ve hevesler insanı sapma uçurumuna sürüklüyor ve yaşamında günah işlemesine yol açıyor.

Mevlana’ya göre insan dert ve acılarının sebep ve etkenlerini tespit ederek kökleri ve beşeri dertlerin ve acıların etkili zeminleri hakkında geniş bir tanıma kavuştuğunda hiç tereddüt etmeden onları kökünden kurutmalı ve insanda bir çok ruhi ve psikoloji sıkıntıya ve hastalığa yol açan dertlerin kronik hale gelmelerini engellemelidir.

Mevlana’nın beşeri acıların tedavisine yönelik inancı, başta Mesnevi Manevi olmak üzere çeşitli eserlerinde yer yer bir takım tanımsal, psikolojik ve diğer bazı mekanizmaları kullanarak insanların dert ve acılarından kurtuluşu için bazı yöntemler öneriyor.

Mevlana her insan kendine özel zatı ve huyuna göre davrandığı ve kendi düşüncesinin emri altında olduğu inancından hareketle insanın bazı ruhi ve psikolojik davranışlarının kökleri iç eğilimleri, inançları ve zihni hedefleri arasında arıyor ve ona göre uygun yöntemler öneriyor.

Mevlana insan riyazet çekerek acılarının kaynağı olan bazı menfi davranışlarını değiştirebileceğine inanıyor. Mevlana’ya göre insan nefsani heva ve heveslerine karşılık vermezse, nefsin menfi amelleri yavaş yavaş sönmeye yüz tutar ve nefsini tehzip olunca ruhu kanatlanarak uçmaya başlar.

İnsan Mevlana gözünde, iradi ölüm sayılan riyazet ve içindeki hırsı ve nefsinin şehvet alevlerinin yatışması ile birlikte bir kez daha doğmuş gibi olur ve acılardan kurtulur.

Mevlana İslamî maarif ve dini deneyim ve inançlarından ilham alarak, insan günahlarından kaynaklanan acılardan kurtulmak için Hak teala katına yalvarıp yakarması gerektiğine ve duaları icabet görmesi için Subhan Allah huzurunda suçunu itiraf etmesi ve Allah tealadan af dilemesi gerektiğine inanıyor.

Mevlana Mesnevi Manevi’de de Pir Çengi masalı, peygamber huzurunda Müslüman olan putperest adam ve Yunus kavminin masalı gibi bir çok masalda Allah katına istiğfar ve yalvarış ve yakarışın sonuçlarına işaret ediyor. mevlana Hak teala katına yalvarış ve yakarışı, Hak tarafından karşılık ve mükafat bekleyen bir etken olarak görüyor. Hak teala da vereceği mükafatla dertli insanın bu amelini takviye ediyor ve böylece insan Hak tealanın merhameti ile acıdan kurtuluyor.

Mevlana dert ve acı ile mücadele yollarından birini gam ve acıya karşı sabır şeklinde biliyor ve insan sıkıntılara karşı gerekli kifayeti göstermesi ve uzlaşmacı davranışları ile acılarla bir nevi barışmasına vurgu yapıyor.

Mevlana başta Mesnevi Manevi olmak üzere eserlerinde yer yer enbiyanın Hakkı inkar edenlere karşı sabrına işaret ederek insanları acılara karşı sabırlı olmaya ve direnmeye teşvik ediyor. Mevlana insanların dini ve kültürel inançları, sabrın sosyal ve insani boyutlarını hatırlatıyor ve bu şekilde acılara karşı sabır gücünü takviye etmeye çalışıyor. İnsan sabırla bundan önce zannettiğinden daha fazla acılara ve sıkıntılara karşı tek başına dayanabilecek güce sahip olduğunu ve ruhi ve psikolojik acıların üstesinden gelebileceğini anlıyor.

Mevlana ilahi takdire razı olmayı da insanın kendi iradesi ile Hak iradesine karşı teslim olma mekanizmalarından biri olarak görüyor. İnsan böylece kendi iradesi ile Hak iradesini birbiriyle örtüştürmekle dert ve acı karşısında kendisinden tepki vermiyor.

Mevlana, dert ve acı karşısında Allah’tan şikayetçi olmamak gerektiğini, zira Allah bizden daha iyi bizim durumumuzdan haberdar olduğunu ve sonuçta O’nun inayeti sayesinde insanın tüm acıları sona ereceğini belirtiyor.

Mevlana’ya göre insan kendi acılarına aşkla bakması ve bela durumunda da lezzetine kavuşması gerekir. mevlana açısından insan rıza durumundayken pasif değildir ve kendi durumunu değerlendirmeye ve acıda daha yüce hedefleri aramaya başlar.

Mevlana’ya göre beşeri elemleri azaltma ve hafifletmenin bir yolu da dertli insanla dertlerini paylaşmak ve dertlerine kulak vermektir. Mevlana’ya göre, dertli insanın sözünü dinlemek, arada etkili bir irtibat kurulmasına ve böylece kederli kişinin dertleri kısmen hafiflemesine ve içindeki huzur duygusu takviye olmasına ve dertli insan bu paylaşma ile dolaylı olarak içinde ideal bir duyguyu yerleştirmeye vesile olur.

Mevlana’ya göre insan kendi derdi ve acısına mana kazandırdığında ve ona mümince ve ideal bir açıdan baktığında dert ve acı onun için lezzet ve zaferin ta kendisi gibi cilve edecektir.

Mevlana insanların acıdan kurtuluş yollarından birini, acıya yönelik düşünce modelini değiştirmesinde görüyor ve bu bakış ve düşünce ve acıya yüklediği mananın değişmesi ona acıya galip gelme fırsatını yaratacağını ve sonuçta insan acıdan kaynaklanan sıkıntılardan kurtulacağını savunuyor. Buna göre mevlana, bir gam geldiğinde ona aşkla yaklaşmayı ve müspet bakmayı ve böylece menfi düşünerek o acı ve kederin ikiye katlanmasından kaçınılmasını ve ona karşı zafiyet hissetmemeyi tavsiye ediyor.

İşte bu yüzden derde farklı açıdan yaklaşan Mevlana onu ilahi sonsuz rahmetin kaynağı ve bir hazine olarak görüyor.

Mevlana insanı dert ve acıdan kaynaklanan depresyon ve perişanlıktan kurtarmak için çeşitli masallar ve görüntüler çerçevesinde insanla acı arasındaki mesafeyi azaltmaya ve ona dert ve acı, kaçılması gereken bilinmedik bir mesele olmadığını göstermeye çalışıyor.

Mevlana’ya göre eğer insan acıya yönelik bakış ufkunu değiştirir ve onu bir konuk gibi karşılar ve ona alışırsa, hiç kuşkusuz acıyı yüceltici bir fenomen ve ruhunu arındıran bir etken bulacaktır. Mevlana bu inancını çeşitli temsillerle beyan ediyor.

İranlı ünlü edebiyat uzmanı Dr. Abdulhüseyin Zerrinkub şöyle diyor:

Mevlana bu tür masalları ve temsilleri beyan ederken kesinlikle profesyonel bir masalcı gibi okurunda bekleyiş ve heyecan yaratmak istemiyor. Mevlana muhatabına huzur telkin etmek istiyor ve bu huzuru telkin ederek onun çalkantılı ve heyecanlı ruhunu sakinleştirmek istiyor.

Mevlana beşeri acıları beyan etmenin yanında temsili masallar ve masal içinde masal yöntemi ile Mesnevi muhataplarını çeşitli ufuklara taşımaya ve karşısında yeni ufuklar açmaya çalışıyor.

Mevlana yarattığı temsillerde ve görüntülerde doğal elemanları kullanarak dertli insanın zihnini dert ve acıdan saptırmak istiyor ve insan acının gerçeği ile doğrudan ve cıplak halde karşılaşmasına mani olmaya çalışıyor.

Aşktrapi, Mevlana’nın acıdan kurtulmak için en önemli eğilimidir. Aşk, Mevlana bakışında en büyük zevk ve yaşamın nihai gayesidir ve her insanın arzu edebileceği en büyük ülkü sayılır. Nitekim Mevlana’ya göre aşktan daha tatlı ve daha hoş bir duygu olamaz.

Mevlana bakışında aşk, insanı varlık acısı, hırs ve bencillikten kurtaran tanım ve bilincin en yüksek mertebesidir ve insanı, bir çok beşeri acının kaynağı olan zaman ve mekana bağlı kimlikten kurtarır ve insan aşkın yardımı ile zaman ve mekandan bağımsız hale gelir.

Mevlana’ya göre aşk insanı değiştirir ve onu kendisinin hemcinsi yapar ve böylece insana lezzetin en yüksek mertebesini tattırır.

Oct 01, 2018 11:49 Europe/Istanbul
Görüşler