Eylül ayının ilk günlerinde İran ve Irak Savaşı ve Kimyasal Silahların Kullanımı kitabı Tahran'da tanıtıldı. Bu kitapta İran İslam Cumhuriyeti'nin Irak'ın başlattığı savaştaki mazlumiyeti ve kimyasal silaha maruz kalması konu edinmiştir.

Her yıl biz de sekiz yıllık kutsal savunma yıllarını hatırlatmak amacıyla savaştaki kahramanlıklardan ve karşılaşılan zorluklardan bahsederek kuşaktan kuşağa bu hatıraların aktarılmasını ve yaşatılmasını istiyoruz. Yerleşim yerlerinin cani Baas Rejimi katilleri tarafından bombalanması, çocukların ve kadınların tecavüze uğraması ve ayrıca savaş caphelerinde, şehirlerde, köylerde ve yerleşim alanlarında kimyasal silah kullanması ve böylece sivillerin öldürülmesi ve şehit edilmesi gibi yaşanmış olaylar geleceği inşa etmek için yaşatılmalıdır.  

Gerçek o ki, kimyasal silahların İran Irak savaşı döneminde Baas Rejimi tarafından kullanılması, Irak Rejimi tarafından bir baskı aracı olarak kullanılıyordu. Saddam Rejimi bu kimyasal silahları istediği zamanda istediği mekânda kullandı. Bu kimyasal saldırıların feci sonuçlar doğurmasına rağmen Uluslararası kurumların pasifliği ve emperyalist güçlerin Irak Rejimiyle aynı yönde hareket etmesi yüzünden bu insanlık suçlarına göz yumuldu.

Irak, 1970 yılından beri nükleer silahın yanı sıra kimyasal silahları da elde etmek için bir sürü girişimde bulundu. Irak'ın İran'a saldırdığından sonra Irak'ın aldığı kimyasal silahlar kısıtlı olarak kullanılmaya başlandı. Savaşın üçüncü yılından sonra ise Iraklılar geniş bir şekilde kimyasal silahları kullanmaya başladılar. Savaşın ilk başladığı dönemde 10 kimyasal saldırıda bulunan Saddam Rejimi, savaşın son yıllarında 45 kimyasal saldırı yaptı. Bu kimyasal silah saldırılarının en çok yaşandığı, Basra şehrinin doğusunda yapılan Kerbela 5 operasyonu ve Kerbela 8 operasyonlarıdır. En çok kayba sebep olan kimyasal saldırılar ise Vel Fecr operasyonunda ve savaş sonundaki Halepçe kimyasal bombalamasıydı.

Irak Baas Rejimi İran'a karşı başlattığı savaşta, hardal, sinir, siyanür, fosfor, boğucu ve kusturucu gibi kimyasal silahları kullandı.  Saddam Rejimi'nin İran'a yaptığı kimyasal saldırıların yarısından çoğu hardal gazıyla gerçekleşti. Diğer kimyasal silahlarda da çoğunlukla sinir gazları ve siyanür gazı kullanıldı. Bu gaz bombaları genellikle savaş uçakları vesilesiyle savunmasız insanların başına yağdırıldı. Kimyasal saldırıların üçte ikisi uçaklarla yapıldı. Geri kalan üçte biri ise havan ve toplarla gerçekleştirildi. Irak'ın kimyasal silah kullanmaktan amacı İran İslam Cumhuriyeti silahlı güçlerinin ilerlemesini durdurmak ve böylece İran'ın siyasi ve stratejik üstünlüğünü ele geçirmesini engellemekti.  

Kimyasal silahların kullanımı psikolojik etki yaratma, İran silahlı kuvvetlerinin dağıtılması, ilerlemesinin engellenmesi ve direnişinin kırılması bakımından Baas Rejimi için önemliydi.  İran’ın Baas Rejimi’ne karşı elinde bulundurduğu avantajların en önemlisi piyade güçleri ve gece operasyonları olduğundan dolayı ve Irak Baas Rejiminin bunlar karşısında çaresizliğinden ötürü, bu avantajları ortadan kaldırmak için kimyasal silahlar bu Rejim tarafından kullanıldı.

Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından tescil edilen İran ve Irak savaşı sırasında yapılan ilk kimyasal saldırı 13 Ocak 1981 tarihine aittir.  Bu kimyasal saldırı İlam şehrinin Batı tarafından 50 kilometre mesafesinde bulunan Helale ve Nerhazer bölgesine yapıldı. Bu saldırıda on İranlı şehit düştü. Bu saldırılarda kullanılan kimyasal ise sinir gazıydı.

Böylece Saddam Rejimi savaşın sonuna kadar kimyasal silahlar kullanmaya devam etti. Saddam Rejimi kimyasal silahı bir stratejik silah olarak kullandı. Baas Rejimi sekiz yıllık savaşta toplamda 378 kez kimyasal silah kullandı ve bu saldırılarında 50 binden fazla insanın yaralanmasına ve ölmesine sebep oldu.

Randy Honchimar Ey Garden’in yazarı olduğu İran Irak Savaşı ve Kimyasal Silahların Kullanımı adlı kitap, Baas Rejiminin İran aleyhine kullandığı kimyasal silahları ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu saldırılardan dolayı ortaya çıkan insani facialara tepkileri konu edilmiştir.

Bu kitabı Farsçaya çeviren Mecid Kerimi, kitabın tanıtılması töreninde, bu kitapta işlenen kimi konulara değinerek şöyle dedi:” Güvenlik Konseyi’nin pasifliği, İran Irak savaşındaki kimyasal silahları kullanılmasını şiddetlendirmiş ve hatta kimi zaman Güvenlik Konseyi’nin desteğini bile arkasına almıştır.

Mecid Kerimi sözlerine şöyle devam etti: “ Zorunlu sekiz yıllık savaşta, Güvenlik Konseyi bu kimyasal saldırıların boyutlarını ve hasarlarını dikkate almadan, petrol tankerlerinin savaşı gibi daha önemsiz konuları öncelikli olarak seçmişti.

Mecid Kerimi bu kitabı tercüme etmesinin sebebini şöyle açıkladı: Ermenistan’a yolculuk yaptığım zaman savaş döneminde kullanılan kimyasal silahlarla ilgili yazdığım bir makale sırasında internette kimyasal silahlarla ilgili arama yapıyordum. Arama sırasında ise İran Irak Savaşı ve Kimyasal Silah Kullanımı adlı bir kitap karşıma çıktı. Kitabın konusu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Baas Rejiminin kullandığı kimyasal silahlara tepkisiydi. Bu kitap 2014’te yayınlanan Norveçli bir üniverisite öğrencisinin yüksek lisans teziydi.

Kerimi kitabı okuduktan sonra ciddi bir şekilde etkilendiğini söylüyor ve sözlerinin devamında şu cümlelere yer veriyor: “ Bu kitap tam da bizim söylemek istediğimiz sözleri yazmış. Biz her zaman sekiz yıllık kutsal savunma döneminde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden  adil bir karar çıkmasını beklemiştik.  İşte bu araştırmada, yazar belgeli bir şekilde, Güvenlik Konseyi belgelerine dayanarak ve hatta bu konseyin gizli olarak düzenlediği toplantılarda konuşulanları, Avrupa Biliğine bağlı araştırma merkezlerinden elde ederek güzel bir eser meydana getirmiştir.

Bu kitap Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İran Irak savaşında kullanan kimyasal silahlara tepkilerini bilimsel ve akademik bir şekilde inceleyen ilk eserdir. Bu kitabın en önemli kuramlarından biri de Güvenlik Konseyi’nin bu saldırılara karşı ciddi bir tepki göstermek istemediğidir. Çünkü bu konsey zaten bu savaştan çıkar sağlamak istiyordu. Bu kitapta değinilen başka konu da İran Irak savaşında kullanılan kimyasal silah konusunun Birleşmiş Milletler Konseyi için önem arzetmemesiydi. İran 1980 yılından beri Bileşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu tek taraflı tutumu ve Irak’a karşı tepki göstermediği tavrı yüzünden bu konseyi boykot etmiştir. Bu kitapta da Güvenlik Konseyi’nin Irak’ı kırmamak için bu ülkenin aleyhine bir karar almaktan çekindiği yazılmaktadır.

Bu eser, kapsamlı ve belgelenmiş bir yazı olarak bu konuda araştırma yapmak isteyenler için mükemmel bir kaynaktır. Elbette bu kitabın 30 yıl savaştan sonra ve Batı bakış açısından yazıldığını da unutmamak gerekir.

İnsani Hakların temel ilkelerinden biri de, gereksiz zararlara veya yaralanmalara sebebiyet veren silahların kullanılmasının yasak olmasıdır.  Bu silahların en bariz örneği ise atom bombası, biyolojik ve kimyasal bombalar gibi kitle imha silahlarıdır. Bu kitapta bu üç kitle imha silahları da konu edilmiştir. Yazar bu bilimsel ve belgelenmiş çalışmada  uluslararası belgelere dayanarak, Irak’ın Cenevre 1925 kimyasal silah kullanmasının yasak olması anlaşmasını çiğnediğini ispatlıyor.  Irak 1983’ten 1988’e kadar  sürekli olarak kimyasal silah kullanmış ve kimi verilere göre 30 bin İranlı’yı şehit etmiş ve birçoğunu da yaralamış ve sakatlamıştır.

Güvenlik Konseyi ve özellikle de Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın genel sekreterleri, bu konudaki kural ihlalini hiçbir zaman ciddiye almamıştır. Daha sonra Irak Baas Rejiminin İran aleyhine kimyasal silah kullandığı ortaya çıkınca ve Güvenlik Konseyi bildirilerinde de İran vatandaşlarının kimyasal silahların kurbanı olduğu bildirilmesine rağmen Baas Rejimi’nin durdurulması için caydırıcı bir karar alınmadı.

Bu kitap asıl konusunun yanı sıra başka açılardan da takdire şayan bir eserdir. Bu kitap hükümet yetkilileri ve resmi makamlar tarafından bile kullanılabilir. Bu kitabın yazarına göre Güvenlik Konseyi’nin daimi beş üyesi de sadece kendilerini düşünmektedir. Amerika ve Fransa’nın Baas Rejimi’ne bu silahları satması ve SSCB ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin de Baas Rejimi’nin bu konuda yaptırım uygulanmasını engellemeleri bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.

 Bu araştırmada ayrıca ülkelerin diplomasisi ve dış siyasetlerinin, süper güçler etkisinde olan bölgesel güçler ve uluslararası kuruluşlarla olan ilişkilerindeki etkisi , Güvenliik Konseyi’nin çıkarcılık yaptığı gerçeği ve milli hakların savunulması için gerekli diplomasi bilimi bölümlerine de yer verilmiştir.

Oct 08, 2018 11:37 Europe/Istanbul
Görüşler