32. Uluslararası İslamî vahdet konferansı 24 – 26 Kasım 2018 tarihlerinde başkent Tahran’da düzenleniyor. 32. Uluslararası İslamî vahdet konferansına yaklaşık yüz ülkeden delegelerl katılıyor.

İslam dünyasında vahdet, İslam ümmetinin iktidarının temel erkanlarından biridir. Nitekim İslam dünyası ancak vahdet ekseninde zorba güçlelrin zorbalıklarına ve saldırılarına karşı direnebilir ve mazlum milletlerin haklarını savunabilir.

İran İslam Cumhuriyeti İslam ülkeleri ve bölgede her türlü ihtilafa ve tefrikaya karşıdır ve buna göre İslam dünyasında vahdet, İran İslam Cumhuriyeti nizamının gerçek ve temel talebidir. İran İslam Cumhuriyeti bölgede tefrikacı radikal tekfirci ve şiddet yanlısı akımlarla mücadele için bölgesel dayanışmanın şart olduğunu ve böylece İslam’ın rahmani hakikati tüm dünyaya gösterilmesi gerektiğini savunuyor.

Günümüzde açık ve kesin bir şekilde Amerika ve korsan rejim İsrail şer rejimleri İslam dünyasında müslümanların arasında tefrikanın baş kaynakları oldukları söylenebilir. Bu şom sapkın ikili son yarım asırda ve özellikle üçüncü milenyumun ilk iki onyılında  Batı Asya bölgesini savaş ve gerginlik odağına çevirdi.

Gerçekte İslam dini barış, hoşgörü ve gönül birlikteliği dinidir. İslam dini şiddetten ve gerici düşüncelerden uzaktır, ama maalesef bazı Batılı siyaset ve medya çevreleri terör olaylarını su-i istifade ederek dünyada İslamofobia dalgasını başlattıkları gözleniyor. Bu yüzden bu meseleye çare bulmak ve köklerini bulup yok etmek gerekir.

Gerçekte Ortadoğu bölgesinde son yıllarda yaşanan gelişmeler, Amerika devleti bölgedeki gaspçı şer İsrail rejimini de yanına alarak bu bölgeyi kaos ve savaşa sürükleyerek çirkin yüzlerini ortaya koyduklarını gösteriyor. Bu sapkın akımın tesirlerini bölge ülkelerinde iktisadi sorunlar, güvensizlik ve bu ülkelerin arasında da tefrika ve ihtilaf çıkarma şeklinde ifade etmek mümkün. Ve tüm bunlar bölgede bazı malum çevrelerin cahil düşünceleri ve eğilimlerinin sonucudur. Bugün bölgede sapkın vahabi ideolojisi ve S. Arabistan’ı yöneten aşiret rejiminin tekfirci anlayışı bölgede savaş ateşlerini yaktığı ve İslam ülkelerinde masum insanların kırılmasına sebebiyet verdiği ortada duran kesin gerçektir.

Aslında Amerika’nın başını çektiği sömürücü ve sultacı hareketin amacı müslümanların vahdetini ve birlikteliğini yok etmektir. İslam düşmanları bölgeye yönelik şer emelleri ve yayılmacı politikalarının önünde en büyük engelin İslamî direniş olduğunu çok iyi biliyor ve bu yüzden Amerika ve korsan İsrail İslamî direnişi kırmak için en başta bölgede tefrika çıkarmaya çalışıyor ve El-Kaide, IŞİD ve El Nusra gibi terör örgütlerini kurarak İslam’ın temellerini ve İslamî uyanışı hedef alıyor.

Bugün bölgede yaşanan gelişmeler bu konuyu doğrular niteliktedir. Bu yüzden uluslararası camianın tüm üyeleri genelde ve bölge aktörleri özelde karşı karşıya bulundukları görevleri radikalizm ve şiddetle esas köklerini tespit etmek ve tefrika ve ihtilaf etkenleri olarak yok etmektir. İran İslam İnkılabı kurtarıcı düşünceleri gündeme getirerek küresel istikbara karşı savaş açtı ve bu doğrultuda İslam dünyasının iktidarını arttıran bir strateji olarak vahdet düşüncesini ortaya koydu.

Vahdet müslümanların gönül birlikteliğinin en temel erkanı ve küresel istikbarla mücadelede en önemli strateji olarak İslam dünyasının siyasi ve kültürel söylemlerinde yerini almış bulunuyor. Bu açıdan ve genel bir tamın olarak İslamî vahdeti İslam dünyasını sorunlarından kurtaracak strateji ve mekanizme şeklinde tanımlamak mümkün. Bu vahdet gerekli politikaları üretmek, ortak yöntemleri izlemek, ortak imkanlardan ortak yararlanmaktır ki bunun sonucu da İslam düşmanlarının komploları ile mücadele etmek ve mevcut sorunların üstesinden gelmek olacaktır.

Kuşkusuz İmam Humeyni’nin -ks- İslam inkılabı dönemindeki siyasi düşüncelerinin en önemli tesirlerinden biri inkılapçı değerleri kalıcı bir akım haline getirmekti. Bu büyük hareket inkılap değerlerini küresel değerlere dönüştürdü ve dünyanın mustazaf milletlerine sulta düzenine karşı durma umudu kazandırdı. İslam inkılabı İmam Humeyni’nin -ks- belirlediği çizgide milletlerin haklarını savunmayı hedeflerinin başına yerleştirdi ve dünyanın diğer bir çok inkılabından farklı olarak bu yoldan sapmadı ve hiç bir koşul altında değerlerinden ve ülkülerinden uzaklaşmadı. Bu yüzden İran İslam İnkılabı dünyanın siyasi ve sosyal arenalarında haktalepliğin simgesine dönüştü.

İran İslam Cumhuriyeti nizamının mazlum Filistin milletine bu nizamın büyük kurucusu İmam Humeyni’nin -ks- dünya Kudüs gününü ilan ederek verdiği destek bugün küresel bir harekete dönüştü. Bu destek kuşkusuz manevi, insani ve İslamî eşsiz desteklerden biridir ve İslamî vahdet sayesinde gerçekleşmiştir. Öte yandan gerçi Irak ve Suriye’de tekfirci IŞİD terör örgütü fitnesi bölgenin İslamî direnişi ve İran İslam Cumhuriyeti’nin Suriye’de terörle mücadelede Şam yönetiminin yanında yer alması ile birlikte yok edildi, fakat yine de bölgede gerginliklerin devam ettiği ve mevcut tehditlerin bertaraf edilmesi için bölge ülkeleri ortak bir tutum sergileyemedikleri gözleniyor.

Kuşkusuz bu sorun ancak İslam ülkelerinin yöneticilerinin siyasi ilişkileri çerçevesinde yorumlanabilir ve Müslüman milletlerin iradesini yansıtmadığı bellidir. Bundan başka bu tefrikanın köklerinin İslam hakikatinden ve vahdet etkeninden gafil olmanın sonucu olduğu da açıkça ortadadır. Gerçekte bölgede mevcut ihtilaflar sömürü düzeninin ünlü böl yönet politikasının açık gizli uzantısıdır. Bugün Amerika ve korsan İsrail bölgede bazı gerici Arap rejimlerini de yanına alarak İslam milletleri arasında ihtilaf çıkarmaya ve bu milletleri birbirine düşürmek için komplolarına devam ediyor.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei vahdetin önemi hakkında şöyle diyor: İslam ülkeleri ve milletlerinin vahdeti durumunda Amerikalılar ve siyonistler Müslümanlara kendi isteklerini dayatma gücünü yitirir ve Filistin meselesini unutturma kumpasında da başarısız olurlar.

Ayetullah Hamanei doğu Asya’da Myanmarlı Müslümanların katliamından Batı Afrika’da Nijeryalı Müslümanların katliamına kadar yaşanan gelişmeler ve özellikle Ortadoğu bölgesinde Müslümanların birbirine düşürülmeleri müstekbir güçlerin kumpaslarının sonucu olduğunu belirterek, bu şartlarda İngiliz Şiası ve Amerikan Sünnisi bir makasın iki kolu gibi tefrika çıkarmaya meşgul olduklarını vurguladı.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei vahdeti İslam dünyasının en önemli ihtiyacı niteleyerek şöyle diyor: Tüm İslamî mezhepler, ister Şia, ister Sünni, ihtilaftan sakınmalı ve İslam Peygamberi’nin -s- varlığını, Kur'an'ı Kerim’i ve Kabe’yi vahdet ve dayanışma ekseni olarak kabul etmelidir.

Nov 25, 2018 17:02 Europe/Istanbul
Görüşler