İran takviminde 7 Aralık tarihi öğrenciler günü olarak adlandırılmıştır.

Hicri Şemsi takvim ile 16 Azer 1332, yani 7 Aralık 1953, emperyalizme karşı kendiliğinden kaynaklanan bir hareketi akıllara getirmektedir. Bu tarihte Tahran üniversitesi öğrencileri Amerika'nın İran'daki müdahaleci girişimlerini ve siyasetlerini protesto etti. Bu protesto gösterilerinde baskıcı Pehlevi Rejimi güçleri toplanan öğrencilere kurşunlar sıkarak sert bir cevap verdi. Rejime göre böyle bir sert yanıt İran halkının çeşitli kesimlerinin bu protestolarını uzun bir süre sonlandıracaktı. Ancak bu tarihte olup bitenler İran milletinin emperyalizme karşı mücadelesini daha da hızlandırıp şiddetlendirdi. Bu tarihteki kanlı olay İran milletinin Amerika'ya karşı nefretini ve kızgınlığını daha da arttırdı. 16 Azer olayı bir bakımdan sulta ve emperyalizm düzenine karşı başlatılan bir hareket ve Amerika'nın İran'daki müdahaleci girişimlerine karşı çıkma simgesi olarak değerlendirilebilir.

7 Aralık 1953 yılında Tahran Üniversitesinin öğrencilerinden 3'ü baskıcı Şah Rejimi Özel Güvenlik Güçleri'nin kurşunları ile şehit edildiler. Bu olay Amerika ve İngiltere'nin müdahaleleri ile dönemin yasal hükümeti aleyhine gerçekleştirilen darbeden dört ay sonra vuku buldu.

Bu olaydaki itirazlar, Amerika'nın İran milletine karşı hasmane siyasetlerinin mahiyetinin halk tarafından anlaşıldığını gösteriyor. Bu doğrultuda İranlı öğrenciler dönemin Amerika Başkan Yardımcısı Richard Nixon'un Tahran ziyaretini protesto etmek için gösteri düzenlediler.

Bu girişim İran milletinin emperyalizme karşı mücadelesinin devamı olarak İran milletinin Amerika'nın hasmane siyasetlerine karşı tarihi bir bağırışının da simgesi haline geldi ve böylece bu gün öğrenciler günü olarak İran ulusal takviminde yerini aldı.

Amerika'nın İran'daki müdahaleleri Ağustos 1953'te gerçekleşen darbe ile aleni bir şekilde sürdürüldü. Bu olay İran'ın siyasi gelişmelerinde ve ilgili olaylarda temel bir rol oynadı.

Dönemin Amerika Başkanı  Eisenhower, Amerika ve İngiltere işbirliği ile İran'ın yasal hükümetine karşı gerçekleştirilen Ağustos darbesinden sonra, Amerika Kongresinde yaptığı konuşmada yardımcısı Richard Nixon'un Tahran'a bir ziyaret yapacağını bildirerek şöyle bir açıklamada bulundu:" Nixon, istikrar yanlıları ve özgürlükçü güçlerin İran'daki ümit verici siyasi zaferinin sonuçlarını yakından incelemek için İran'a gidiyor."

Eisenhower'ın bu açıklamaları, Amerika'nın İran'ın siyasi gelişmelerinin Ağustos Darbesinden sonra Amerika'nın siyasal, kültürel, ekonomik ve askeri alandaki nüfuzunu temin edecek bir şekilde ayarlanmasını istemesini gösteriyor.  İşte bu sebepten dolayı İran halkı özellikle de İranlı öğrenciler bu müdahaleci siyasetlere karşı sert bir şekilde kızdı.

Amerika'nın kendini demokrasi ve insan hakları öncüsü bilmesine rağmen bu ülke bölgedeki birçok diktatörü ve fasit rejimi desteklemiştir. İran Şah'ından tutun ta Tunus'taki Bin Ali, Mısırdaki Hüsnü Mübarek ve diğer zalim Arap yöneticileri hep Amerika tarafından desteklenmiştir. Amerikalıların bu yaklaşımı Amerika'nın riyakar yüzünü İran ve Arap ülkeleri halklarına göstermiştir.

Ağustos 1953 Darbesinden sonraki yıllarda Amerikalı askeri müsteşarlar, Amerika'nın gayri meşru ve aşırı istekleri ve çıkarlarını sağlamak ve Washington siyasetlerini uygulamak için İran'a gelmeye başladılar.

Muhammed Rıza Şah Pehlevi bu darbeden sonra Beyaz Saray'a bir mektup yazarak sözde " İran'ın ekonomik ve mali karmaşıklıktan kurtarılması için" Amerika'dan acil yardım istedi. Amerika dönem Başkanı Eisenhower ise bu yardım çağrısına cevaben İran'a 45 milyon dolar karşılıksız mali yardımda bulundu. Bunun arkasında ise Amerikalılar İran'ı tamamen kontrolü altına almak isteği vardı. Nitekim bu doğrultuda daha sonra  İran toplumuna siyasi bir despotluk hakim kılındı. Gerçekte Şah Rejimi ve Amerika ilişkileri bu tarihi olaydan sonra geliştirildi ve Amerika'nın İran'a nüfuzunun yolu da sonuna kadar açıldı.

Amerika ve İngiltere'nin koordineli bir şekilde hareket etmesi neticesinde gerçekleşen Ağustos 1953 Darbesinde demokratik bir süreç neticesinde başbakan olarak seçilen Muhammed Musaddık bu makamdan ayrılmak zorunda kaldı. Bunun ardından mutlak bir diktatör olan Muhammed Rıza Şah Pehlevi despotluk dönemi başlamış oldu.  Bu girişim neticesinde demokrasi fidanının kökü İran'da uzun yıllar için kurumuş oldu.

16 Azer protesto gösterileri olayından bir gün sonra Britanya geçici maslahatgüzarı Denis Wright İran ile ilişkileri tekrar başlatmak için Tahran'a geldi. Bu ziyaret İran kamuoyunun kızgınlığına neden oldu. Bu kanlı olaydan bir gün sonra Amerika dönem Başkanı Nixon'un Tahran'a gelmesi ile Tahran üniversitelerinin tamamında bir grev başlatıldı. Bu ziyaret sırasında Nixon'un Tahran Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilimler Fakültesinde onursal doktorasını almak için bulunduğu günde İran'ın basın organlarından biri " Üç Damla Kan" adlı Nixon'a açık mektup niteliğinde olan baş makalesinde İranlıların konukseverliğine ve misafir önünde kurban kesme geleneğine değinerek şöyle bir yazı yayımlamıştı: " Bay Nixon! Sizin buraya gelişiniz o kadar değerli ve takdire şayandı ki sizin adımlarınız önünde bu ülkenin en iyi gençleri yani öğrencilerinin üçü kurban edildi. "

Bu olayın üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen bu gün, İran halkının elli yılı aşkın Amerika'nın hasmane siyasetleri karşısındaki şanlı direnişi ve emperyalizme karşı mücadelesi tarihindeki yerini korumuştur. Bu gün bir gösterge olarak tarih yapraklarında yerini almış ve İran halkı tarafından da unutulmamıştır.

Bu devrimci girişim İranlıların küresel emperyalizme karşı mücadelesini daha da şiddetlendirmiştir. İran milletinin Şah Rejimine karşı mücadelelerinin doruğa ulaşması ile elde edilen 1979 İslam İnkılabı Zaferi ile 16 Azer gibi olaylarda dökülen kanlar bir sonuca bağlanmasına ve İran devrimci milletinin emperyalizme karşı mücadelelerinin yeni bir aşamaya ayak basmasına neden oldu

İran halkının devrimci girişimleri, İslam İnkılabı zaferinden sonra Amerika casusluk yuvasının ele geçirilmesi ile devam ederek İran milletinin özellikle de İranlı öğrencilerin Amerika karşısında direndiğini ve tekrar İran'a musallat olmalarına izin vermeyeceklerini açıkça gözler önüne serdi.

16 Azer olayı İran milletinin Amerika sultası ve bölgesel ortakları karşısındaki uyanışının ve mücadeleye başlamasının göstergesidir. İran milletinin küresel emperyalizme karşı sergilediği mücadelenin ölümsüz bir örneğidir. Bu olaydan sonra başlayan hareket İran milletinin İslam İnkılabının her döneminde küresel istikbarla her boyutu ile mücadele etme konusundaki farkındalığı göstermektedir.

İran milletinin emperyalizme boyun eğmemesinin bariz bir örneği de Dünya Emperyalizm ile Mücadele Günü'ndeki gösterileridir.

Böyle etkinlikler elli yılı aşkın olan İran milletinin küresel emperyalizme karşı bitmek tükenmek bilmeyen mücadele sürecini ve Amerika'ya karşı duyulan güvensizliği temsil ediyor.

İranlı eski diplomat Seyyid Hüseyin Museviyan Amerikan bir web sitesi olan Al-Monitor'da yazdığı makalede İranlıların Amerikalılara karşı duyduğu güvensizlik hissinin nedenleri ile ilgili şöyle bir değerlendirmede bulundu:" Amerika ve Batılı devletler çeyrek asır bir süre için Şah'ı geniş çaplı bir şekilde desteklediler. İşte bu desteklemeler İran halkını bir reform yapılmasına daha da teşvik etti. 1979 yılında gerçekleşen İran İslam İnkılabı Batılıların İran'a yönelik ortaya koydukları yaklaşımın doğal bir sonucuydu. İslam İnkılabı zaferinden itibaren de zaten Amerika'nın İran'a karşı asıl siyaseti, güç kullanarak yaptırımlar, inzivaya sürüklemek ve muhalif grupları desteklemek ile İran'daki İslami devleti devirmek yönünde olmuştur. "

İslam İnkılabından sonra birçok Batılı devlet İran'la imzaladıkları sözleşmeleri ve anlaşmaları tek taraflı olarak iptal etti ve bu projeler için onlara ödenen onlarca milyar dolar para ve sermaye de sonuçsuz bir şekilde yolun ortasında bırakıldı.

Amerika'nın komploları ve müdahaleleri ve hali hazırdaki İran'a yönelik tehditleri, ithamları ve sözlerini tutmaması İranofobi hedefi doğrultusunda İslam İnkılabı zaferinden sonraki dönemde hep devam etmiştir.

Amerika'nın bütün çabalarında göze çarpan en bariz hedef ise başka mazlum ve çile çekmiş milletlerin küresel emperyalizme karşı mücadelesi için bir örnek sayılan  İslam Cumhuriyeti'ne diz çöktürülmesi olmuştur.

Bugün de Amerika Başkanı Donald Trump'ın İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı siyasetleri, tehdit, ekonomik yaptırımlar ve şantaj yapmaya yöneliktir. Bu tavırların açık ispatı ise Amerika'nın Bercam Nükleer Anlaşmasından çekilmesi, İran'a karşı yaptırımların yeni etaplarının tek taraflı olarak uygulanması ve Amerika Hazine Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığında İran Aleyhindeki Girişimler Özel Komitesi'nin kurulması ve yapılandırılması gibi hasmane girişimleridir.

Amerika 40 yıla yakın bir süredir her gün farklı gerekçeler ve bahaneler ile yeni bir konu üzerinden kendi hasmane girişimlerini İran milletine yardım etme ve onları destekleme iddiasının arkasına gizlenerek İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı uygulamak istiyor.

Beyaz Saray İslam İnkılabının Zaferinden sonra sürekli İran'a karşı yıkıcı ve bozucu girişimlerini sürdürmektedir.

Trump hükümetinin Bercam Nükleer Anlaşması konusundaki bağnaz yaklaşımı ve İran'ın nükleer programını tekrar karalamaya girişmesi, insan hakları alanında afaki iddialarda bulunması ve İran'ın füze savunma gücünü dünya için bir tehdit göstermeye çalışması Amerika'nın İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı stratejisinin ana bileşenlerini oluşturur.

Gerçek o ki Barack Obama gibi Amerika Başkanlarının İran'a karşı göstermelik olumlu tutumları ve tavırlarına rağmen Amerika'nın İslam İnkılabı Zaferinden sonra İran'a bakışı her zaman kasıtlı ve yıkıcı olmuş ve her zaman emperyalist gayeler ve aşırı istekler çerçevesinde olmuştur.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetyllah Hamenei, Besic Haftası dolayısı ile Besic Gönüllü Güçleri Yüksek Kurulu üyelerini kabulünde İran İslam Cumhuriyeti'nin Amerika milleti ile bir sorunu olmadığına değinerek şöyle bir açıklamada bulundu:" İran milletinin sorunu Amerika devletinin aşırı istekleri ve zorbalığıdır. "

Ayetullah Hamenei, Küresel Emperyalizm ile Mücadele Günü kapsamında, öğrencileri kabulünde şöyle bu konu ile ilgili şöyle buyurmuşlardır:" Emperyalizm ile mücadele İslam İnkılabı'nda ve İran halkı arasında makul, mantıklı ve bilimsel temele dayanan  akılcı bir harekettir…. İran milletinin attığı" Kahrolsun Amerika" sloganı çok güçlü ve mantıklı bir dayanağı vardır; akılcı bir dayanağı vardır. Burada" Kahrolsun Amerika" sloganının Amerika milletini hedef almadığı da ortadadır. Amerika milleti de başka milletler gibidir. Bu slogandan kastedilen Amerika siyasetleri kahrolsun, emperyalizm kahrolsun'dur. Bunlar akılcı bir dayanağı vardır.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei'nin konuşmalarındaki en önemli noktalardan biri de Amerika'nın İran'a karşı husumetinin, İran'ın emperyalizmin Suriye, Lübnan ve Irak'taki bölge ülkelerindeki komplolarını ve şom planlarını suya düşürmesinden dolayı olmasına değinmesidir. İran'ın bu emperyalizm düşmanlığı Amerika ve Siyonist İsrail'in bölgedeki bölücü ve ayrılıkçı senaryolarının hepsini suya düşürdü.

Emperyalizm ile mücadele ve müstekbir güçlerin zorbalıklarına boyun eğmeme İslam İnkılabının en önemli ilkeleri ve hedefleri olarak İslam İnkılabı Kurucusu Rahmetli İmam Humeyni ve İslam İnkılabı Rehberi tarafından da defalarca vurgulanmıştır.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei, Amerika milletini Amerika devletinden ayırarak emperyalizm ile mücadele meselesine şu şekilde açıklık getirmiştir:" Amerika sorunu emperyalizminden dolayıdır. Çünkü Amerika emperyalist bir ülkedir. Amerika'nın yöntemi emperyalisttir. Biz coğrafi bir mekân olarak Amerika ile bir sorunumuz yok halkı ile de bir sorunumuz yok. Onların halkı da başka ülkelerin halkları gibidir. Bizim sorunumuz Amerika'nın emperyalizmidir. Amerika müstekbirdir, kibirlidir, zorbadır, tamahkardır.

Amerika yetkilileri ister geçmişte ister günümüzde İran İslam Cumhuriyeti'ne ciddi darbeler indirmek için ellerinden geleni yapmış ve yapmaktadırlar.

Ancak İran milleti Amerika'nın bütün komploları karşısında İslam İnkılabı ilkeleri ve ülkülerine bağlı kalarak dik bir duruş sergilemesi küresel emperyalizm ve dünya süper güçleri karşısında direniş sergilemenin imkanlı olduğunu gösterdi.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei'nin tabiri ile Barack Obama'nın Amerika'nın demir yumruğunu kadife eldivenler içinde gizletip değişimden söz ettiği bir dönemde bile İran milleti bu boş vaatlerden dolayı sevinmemişti. Şimdi de aynı şekilde Trump'ın tehditleri ve boş lafları İran milletini bir nebze olsun bile korkutmamıştır.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei, Kutsal Harem Savunucuları ve sınır güvenlik şehitleri ailelerini kabulünde Trump'ın ve Amerika'nın diğer yetkililerinin  hasmane ve tehditvari konuşmalarını gevezelik olarak nitelendirerek şöyle bir açıklama yaptılar:" Amerika Başkanının gevezelikleri yeni bir mesele değildir. Çünkü İslami devletimiz en baştan beri farklı farklı komplolar ve tezgahlarla karşılaşmıştır. Ancak İran milletine karşı kin güdenler hiçbir halt edememişlerdir."

Dec 06, 2018 19:27 Europe/Istanbul
Görüşler