Dec 29, 2018 19:23 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde Suud rejiminin medya üzerinden İran’a karşı komplo kurmasını gözden geçirmek istiyoruz.

Yaklaşık iki aydır Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı cinayeti uluslararası medyanın manşetlerinden hiç düşmüyor. S. Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu Kaşıkçı cinayetini itiraf etti ve ardından bu cinayetle ilgili gelişmeler bir bir açıklanmaya ve ortaya çıkmaya başladı.

Suud rejimini eleştirin biri olarak bilinen Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı daha bir süre önce Suud hanedanında danışman olarak göre yapıyordu ve doğal olarak bir sürü sırlardan haberdardı.

Cemal Kaşıkçı öldürülmeden bir kaç gün önce Suud rejiminin İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde komplolarından birini ifşa etti.

“Iran International” kanalı Mayıs 2017’de İran’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce faaliyete geçti. Bu kanalın programları ve haberleri İran milleti ve devletine karşı yayınlardan oluşuyor.

İngiliz The Guardian gazetesinin muhabiri Said kemali Dehgan, bir süre önce yayımladığı raporda Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı cinayetinde rol ifa edenlerin Iran International” kanalının mali sponsorluğu ve faaliyete başlamasında rol ifa ettiklerini belirtti. Dehgan raporunda şöyle yazdı: eskiden Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman ile işbirliği yapan güvenilir bir kaynak, “Iran International” kanalının bütçesi Suud kraliyet sarayı tarafından karşılanıyor. Bu bütçe yaklaşık 250 milyon dolardır.

The Guardian gazetesi raporda şöyle devam ediyor: merkezi Londra’da bulunan “Iran International” kanalının bütçesi, Başkanı S. Arabistanlı bir işadamı olan bir firma tarafından karşılanıyor. Bu işadamı Suud veliaht prensi, yani Cemal Kaşıkçı cinayetinin azmettiricisi olduğu bilinen Muhammed bin Salman ile çok yakın ilişkisi bulunuyor.

Ancak The Guardian muhabiri Said Kemali Dehgan 8 Kasım tarihinde de bir başka ifşaatta bulundu. Bu ifşaat Suud rejiminin muhaliflerini ortadan kaldırma uygulamalarına yeni boyutlar kazandırdı. Dehgan attığı twittinde şöyle yazdı: Ben şimdi Cemal Kaşıkçı’nın 26 Eylül sabah saatlerinde İstanbul’dan beni arayarak Muhammed bin Salman ve Suud Kahtani Londra’da “Iran International” kanalının mali sponsorluğunu üstlendiklerini ifşa ettiği için öldürüldüğünü onaylayabilirim.

The Guardian muhabiri Dehgan, gazetenin ifşaatından sonra twitter hesabında yayımladığı yazısında “Iran International” kanalının bir programına katıldığı için aldığı parayı UNICEF hesabına aktardığını belirtti. Gerçi Kemali Dehgan ifşaatta bulunduktan sonra da tehdit edildiğini ve Kaşıkçı gibi infaz edilmekten kaygılı olduğunu da belirtti.

“Iran International” kanalını tanıtacak olursa Ofcom sayfasına girip Iran International” kelimelerini aradığımız takdirde karşımıza bir sayfa çıkıyor. Bu sayfa “Iran International” kanalının imtiyazı merkezi Londra’da bulunan Global Media Circulating Limited adlı bir firmaya ait olduğunu gösteriyor. Şimdi bu firmayı, İngiltere’de kayda alınan firmaları gösteren internet sitesinde aradığımızda, firmanın esas sahiplerinden biri S. Arabistanlı Adil Abdulkerim adlı biri olduğu anlaşılıyor. Yine bu adı internette aradığımızda bu zatın söz konusu firmadan başka, bir holdingin sahibi olduğunu anlaşılıyor. Bu holdingin eski yöneticisi ise İran karşıtı tutumu ile bilinen S. Arabistanlı gazeteci ve El Arabiye televizyon kanalının eski Başkanı Abdurrahman Raşid’dir.

Aslında Suud rejiminin “Iran International” kanalı ile bağlantılı olduğu ile ilgili bu haberler yayımlanmasaydı bile bu kanalın faaliyete geçtiği günün üzerinden geçen kısa sürede kanalın yöneticileri İran karşıtı tutumları ile İran düşmanlarından emir aldıklarını açıkça ortaya koymuştur. Bu bağlamda İran’da yaklaşık iki ay önce düzenlenen bir terör saldırısıyla ilgili “Iran International” kanalının tutumunu örnek verebiliriz.

Bilindiği üzere El Ahvazi adlı bir terör çetesine bağlı silahlı teröristlerin İran’ın Ahvaz kentinde kutsal savunma haftası dolaysıyla düzenlenen askeri geçit sırasında töreni izleyen halkın üzerine ateş açtı. Bu terör saldırısı sırasında 25 vatandaş şehit düştü ve 60 kişi de yaralandı. Şehit düşenlerin arasında çocuklar ve siviller de vardı.

Olayın ardından merkezi Londra’da bulunan “Iran International” kanalı hemen söz konusu ayrılıkçı terör çetesinin sözcüsü Yakub Hür Testeri ile röportaj yapan ilk Farsça yayın yapan kanal oldu. Testeri röportajda bu saldırıyı onlar düzenlediklerini belirterek gerçekleşen cinayeti takdirle karşıladıklarını açıkladı

Bu gelişmenin ardından bir çok İranlı vatandaş “Iran International” kanalının El Ahvaziye terör çetesinin sözcüsü ile röportaj yapmasını tekfirci IŞİD terör örgütünün sözcüsü ile röportaj yapmaya benzeterek şiddetle tenkit ettiler. Bu röportaj yayımlandıktan hemen sonra İran’ın Londra Büyükelçisi Hamid Beidinejad, “Iran International” kanalının yaptığı hareketi yasaların açık ihlali ve teröre açık destek niteledi. Twitter hesabında bir açıklama yapan büyükelçi Beidinejad, “Iran International” kanalının yaptığını ve İran milletini kana bulayan bir terör örgütünün sözcüsü ile röportaj yapmasını şerefsizlik niteledi. Büyükelçi Beidinejad, İran’ın Londra büyükelçiliği İngiltere’de gözetim kurumu olan Offcom’un bu hareketi terör ve şiddet propagandası olarak tepki göstermesinin takipçisi olacaklarını kaydetti.

Ancak “Iran International” kanalının uygulamaları, BAE veliaht prensi Muhammed bin Zayid’in eski danışmanı Abdulhalik Abdullah Ahvaz olaylarından sonra attığı twittinde askeri bir hedefe askeri saldırı terör sayılmayacağını ve savaşın İran topraklarına çekileceği seçeneği daha önce ilan edilen bir konu olduğunu ve bir sonraki merhalede de şiddetleneceğini açıklamasından sonra daha da tartışmalı hale geldi. Üstelik Ahvaz terör saldırısı uluslararası camia tarafından kınanmasına rağmen Suud rejimi ve BAE bu terör saldırısını kınamaktan kaçındı.

Araştırmalar “Iran International” kanalı web sitesinde yayımladığı ve içinde yasalara saygı duymak ve uymak gibi ilkelerin yer aldığı tüzüğüne aykırı hareket ettiğini ve teröristlere destek vererek Ofcom’un yasalarını çiğnediğini gösteriyor. İngiltere’de medya kurallarını düzenleyen kurum olan Ofcom yasalarında suç içeren veya toplumda düzeni bozan her türlü harekete doğrudan veya dolaylı destek veya teşvik niteliği olan ve terör faaliyetlerine veya başka türlü suçlara ve normlara aykırı hareketlere katılmayı teşvik eden her türlü muhtevayı yayımlamanın yasak olduğu belirtiliyor. Bu arada Ofcom’un “Iran International” kanalının radikal ve ayrılıkçı bir terör örgütünün sözcüsü ile röportaj yapması yüzünden bu konuyu araştırma sözü verdiği belirtiliyor.

Aslında “Iran International” kanalı ilk kez bu tür yayınları yüzünden eleştirilmiyor. Bu kanal geçen sene de ABD ve S. Arabistan tarafından beslenen bir terör örgütü olan münafıklar terör örgütünün düzenlediği bir oturum canlı olarak yayınladı ve ardından bu uygulamaya itirazda bulunan bir muhabirinin görevine son verdi.

Medya alanında İran karşıtı yürütülen bu tür gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump İran’a karşı psikolojik harekat başlatmak istediği bir sırada ve sürekli İran’a karşı yeni ve sert yaptırımlar uygulayacağını dile getirdiği bir sırada gündeme geliyor. Bu yüzden “Iran International” kanalının bir nevi Amerika ve müttefiklerine bağlı olarak İran milletine karşı yürütülen psikolojik savaşa katıldığı söylenebilir.

Bu konuda medya ve iletişim yönetimi uzmanı Ekber Nasrullahi “Iran International” kanalının İran’a dayatılan yeni yaptırımlara paralel olarak İran karşıtı faaliyetlerini şiddetlendirmesi hakkında şöyle diyor:

Kuşkusuz uydu yayınlarında Farsça yayın yapan kanalların açılmasının esas amacı, İran gelişmelerini etkilemektir. Uydu kanalları Batı’nın Fars dilini konuşan muhataplerini etkileme yönünde kullandıkları silahlarıdır. Kuşkusuz Farsça yayın yapan kanallarda çalışanlar da yeni yaptırımların başlaması ile birlikte Batı’nın medya üzerinden yürüttüğü savaşın merkezi oldular ve böylece ABD ve Trump’ın gözetledikleri psikolojik operasyonlara hizmet etmeye başladılar

Bu arada S. Arabistanlı bir işadamının Farsça yayın yapan bir uydu kanalı üzerinde yatırım yapmasına şaşmamak gerektiği de belirtilmelidir. Zira yıllardır Suud rejiminin yandaşı olan Arap  şahsiyetler bu rejime İran karşıtı bir uydu kanalı açmasını öneriyorlar. Örneğin Aralık 2015’te Arap gazeteci Muhammed Selma S. Arabistan’a ait olan El Vatan gazetesinde aynı öneriyi gündeme getirdi. Bundan önce ve aynı yılın Ekim ayında da S. Arabistanlı ünlü bir zengine ait olan ve Londra’da yayımlanan Ilaf gazetesi bölgedeki Arap ülkelerinden Farsça yayın yapan bir uydu kanalının açılması için gerekli mali kaynakları temin etmelerini istedi.

S. Arabistanlı gazeteci Mübarek Dahin de El Vatan gazetesinde hatta Farsça yayın yapan uydu kanalı yeterli olmadığını, Suud rejimi sosyal paylaşım siteleri üzerinden de İran İslam Cumhuriyeti karşıtı güçlü bir propaganda savaşı başlatması gerektiğini belirtti.

Yine ilginçtir ki El Arabiye kanalının internet sitesi de 2008 yılından beri Farsça bölümü bulunuyor. El Şark El Osat gazetesi de beş yıl önce Farsça sitesini açtı.

“Siz bir ahmakı ıslah edemezsiniz. İstanbul’da yaşanan olay gibi ahmakça ve tiksindirici bir işi yapan müttefikiniz varsa o ahmağı kolay kolay ıslah edemezsiniz.”

Bu cümleyi New York Times gazetesinin ünlü yazar Thomas Friedman, Cemal Kaşıkçı cinayeti hakkında sarfettiği cümledir. Friedman tam bir yıl önce ve Kasım ayının sonlarına doğru Suud veliaht prensi Muhammed bin Salman’la yaptığı röportajda onu S. Arabistan’da Arap baharının habercisi nitelemişti. Ancak son günlerde ve Muhammed bin Salman’ın Kaşıkçı cinayeti ile bağlantısı ortaya çıkınca ondan uzak durmak için büyük çaba sarfediyor.

Ancak Friedman ve onun gibi düşünenler gözlerini İstanbul konsolosluğunda yaşanan cinayetten çok daha vahim olan bir gerçeğe gözlerini yummaya devam ediyor. bu gerçek milyonlarca dolar para harcayarak teröristleri desteklemek ve korumak ve onları Yemen gibi ülkelerde masum çocukları ve sivilleri katletmekte kullanmaktır. Merak ediyoruz, acaba Friedman, Muhammed bin Salman ile bir sonraki röportajda bu konu hakkında bir soru sormaya cesaret edebilecek midir?

Görüşler