Apr 16, 2019 07:11 Europe/Istanbul

Bu programda da geçen bölümde olduğu gibi bu büyük alim ve şairin hayat felsefesi ve düşünceleri ile ilgili daha detaylı bir şekilde sizlere ile konuşmak istiyoruz.

İran'da bahar mevsiminin 25'inci günü ünlü İranlı şair ve arif Feridüddin Attar Nişaburi'yi anma günü olarak adlandırılmıştır. Öyle bir şair ve arif ki, öğretileri yüzyılların ardından bile gençler ve yaşlıların da kılavuzu olmuş ve doğruluk ve marifetin yolunda yürümek isteyenler için ışık görevi yapmıştır. Bugünkü bölümde işte Attar'ın bu kurtarıcı öğretilerinin bir kısmını sizler ile paylaşmaya çalışacağız.

Devrimizin insanı eski parlak manevi mirasları gibi önemli bir nimetten mahrum kalmıştır. Matthew Arnold modern insanın dört önemli sorununu tespit ederek bu sorunların sadece şiir ve edebiyat aracılığı ile azaltılacağını ve hatta tedavi ve çözülebileceğini söylemiştir. Arnold'a göre modern insanın bakışı göklerden doğaya doğru değişmiştir. Doğa ötesi ve doğa ise modern insan ve klasik insanın büyük bilinmeyeni haline dönüşmüştür.

Başka bir açıdan ise modern insan, kendi yaptıklarının kölesine dönüşerek, elleri ile yaptıklarını Allah Teala yerine tapmaya başlamıştır.

Arnold'un bakışından modern insanın bir başka sorunu da doğanın modern insanın bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaçlarının ve gereksinimlerinin giderilmesinin tek giderilme aracı olmasıdır. Modern insan kendi türünü bile isteklerini karşılayacak doğanın bir parçası olarak görmektedir.

Arnold açısından modern insanın dördüncü ve en önemli sorunu ise modern  insanın tanrıdan uzaklaşarak sırf kendi aklına dayanması ve böylece sığınaksız kalmasıdır.  

İşte böyle bir durumda edebiyata ve büyüklerin düşüncelerine başvurulması çağımız insanının sorunlarının giderilmesinde yardımcı olup kriz dönemlerinde onun yoluna ışık tutabilir. Eserlerinde bolca görülen Feridüddin Attar Nişaburi'nin büyük ve değerli düşünceleri insanoğlunu saplandığı bu bataklıktan kurtarma niteliğine sahiptir.

Bugünkü insanın zorlukları ve çilelerinden biri de korku ve güvensizlik hissidir. Modern dünya genellikle stresler ve ızdıraplar ile dolu bir dönemdir. Öyle ki hiçbir dönemde ve devirde bu kadar gelecek konusunda ızdırap çekilmediğini söylemek mümkün.  Çevremizdeki dünyaya olan kötümserlik, insanoğlunun son yüz yıl süresince kendi elleri ile yarattığı dehşet verici olaylardan kaynaklanmaktadır.

İki büyük dünya savaşının başlatılması ile insanlık topluluğu büyük mal ve can kaybına uğramıştır. Ayrıca farklı ülkelerdeki iç savaşlar ve birçok bölgesel savaşın yanı sıra şom kolonyalizm ve terörizm fenomeni de korku ortamı yaratmakta büyük bir rol oynamıştır.

Bu yıkıcı sürecin hala devam etmesine neden olan bir başka etken de aşırı çıkarcılık, mantık dışı girişimleri, acelecilik ve ihtirastır. İnsanoğlu sadece toplumsal ve ekonomik kalkınma ve gelişme kervanı peşine düşerse o zaman kendine acı dolu bir dünya yaratacaktır. Korku ile karışık acelecilik ve acelecilik ile karışık korku, insanın temel özelliklerini kaybetmesine yol açacaktır. 

Attar'a göre bu korku ve güvensizlik hissinin çaresi insanın içindeki iman ve huzur hissidir. Attar açısından dinin hakikati, dünyayı kendi iradesi ile yöneten, hilkat nizamının dışında olan kahir bir güce inanmaktır. Kahir bir güce inanmak, istekli bir harekete başlamadan mümkün değildir. Çünkü yüzeysel olarak düşünen insanlar ve yüzeysel dünyaya bağlı olanlar bu vadiden geçmeye cesaret edemeyecekler. İşte Attar kendisi de  hayatında yakîn ve içten doğan güvenlik hissine doğru zor yolu kat ederek eserlerinin tümünde muhatabını bu yola davet etmiş ve kılavuzluk yapmaya çalışmıştır.

Attar'a göre devrin insanları asaletlerinden uzak düşmüş ve asıl mana diyarından uzaklaşmıştır.

 

Feridüddin Attar, edebi dili ile okulların gürültüsünden ve güç mihraklarından uzak kalarak, dini hikmete dayalı şiirsel metinler sunmaya çalışmıştır. Bu yüzdendir ki Attar, insanın kurtuluşu için en değerli düşünceleri ve yolları, temsil yolu ile anlatmaya çalışarak en mükemmel insanları deliler ve kararlı aşıklar kisvesinde tanıtmakla meşgul olmuştur. Böylece en mükemmel şekilde onların güzelliklerini de anlatmaya muvaffak olmuştur.

 

Attar, Mantık-ut Tayr adlı eserinde yer alan deliler ve çılgınların mantığı ve küstahlığını en iyi şekilde aydınlatmaya çalışmıştır. Kuşların biri çavuşkuşuna acaba Simurg hazretlerine küstahlık yapmak mümkün mü diye sorduğunda çavuşkuşunun" Yüce insanlık gerçekleri ve maarifinin engin deryasına erişenler, derin, zengin ve bakir bir varlığa sahiptirler. Onlar ilahi sırları koruyabilirler. Bu yüzdendir ki insanlık ötesi ve manevi bir makama varmışlardır. Bunlar Allah katında iyi sözler edip iyi sözler de işitirler. "

Kim ki ehliyeti olsa

İlahi sırların mahremidir o,

Padişahın sır taşı olsa

Küstahlık yaparsa ne olacak ki ona

 

Attar'ın Mantık-ut Tayr'da Şeyh San'an ve Kuşların seyri ile ilgili hikayeyi anlatmaktan hedefi gerçekte " kendi aslını araması ve kendisi ile görüşmesi"dir. Attar böyle bir bilinçlenme sayesinde ve kapsamlı "ben"e ve gizli "ben"e varmak sureti ile hakikate varabileceğini düşünüyor.

Attar dini inancın en büyük misyonerlerindendir. Onun eserlerinde okuyucular yüzeysel ve aşağı dünyevi işlerden sakınmaları ve düşük değerli dini inançlar ile yetinmemeleri istenmiştir. Attar'ın şiiri, insanın içindeki hakka doğru hareket etme hissini tetikleyerek, onu bıktırıcı geçitlerden, günlük ve aşağı hayattan kurtarıp imkansız olan her şeyi mümkün yapıyor.

Çağdaş insan dini şevkten uzak düşmüştür. Danimarkalı filozof Sören Kierkegaard'a göre iman, bir şevktir, istektir….. Şevk ve istek, bizim düşüncelerimizde sonsuz olan ve girişimlerimizde büyük sayılan her şeyin esin kaynağıdır. Sonsuz olan her hangi bir hareket şevk ve istek ile tasdiklenmektedir. En büyük istek ve şevk  ise imkansızı beklemektir. Kişinin isteği ne kadar büyük ve korku verici ise, onun hedefleri ve engelleri ne kadar büyükse, kişi de o kadar büyük ve korku vericidir…. İman büyük bir istektir…."

 

Mantık-ut Tayr eserinde adı geçen kuşlardan biri de Butimar adındaki bir kuştur. Bu kuş, ihtiraslı insanları temsil edip doymak bilmeyen bir hırsa sahiptir. Bu kuş, sahilde oturup denizin suyunun bir gün bitmesinden hep yakınmaktadır.

Gerki deryadan ola bir katre az

Gayret alevinden ola gönlüm yanık

İşte Feridüddin Attar, insanı çevreleyen ve vücudunda kök salan bu korkular ve afetlerden kurtarılması için çözüm yolları sunmaktadır. Attar ilk olarak, istikrarsız ve değişken bir olay olan derya hakikatini aydınlatmaya çalışıp, bir an bile istikrarı olmayan bir şeye gönül vermenin insanın aklı ile uyuşmadığını söylüyor. Attar daha sonra deryaya bağlanmak afetini söyleyerek dalgalı bir denize gönül bağlayan birinin kara bir ölüme uğrayacağı konusunda hatırlatmada bulunur. Attar'ın buna çözümü ise insanın gözünü açarak deryanın hakikatine bakmasıdır. Böylece denizlerin bile Allah'a varmak için harekette olduğu ve coşku ile çabaladığını anlayacaktır.

Attar'ın bakış açısından insanların da farklı ve çeşitli dereceleri ve mevkileri vardır. Böylece farklı insanların, farklı kavrama ve bakış açıları olup kendi yeteneklerine kadar yüce ilahi ve insanlık makamlarına varabilecekleri söylenmektedir. Attar'a göre insanların çabalarının neticesinde yüce ve daha yüksek mertebelere ulaşılabilir.

Feridüddin Attar, insanları, ermişler ve yürüyenler olmak üzere ikiye ayırarak onların kalmaktaki, gitmekteki ve varmaktaki farklarını ve özelliklerini açıklamaya çalışmıştır. Kalanlar, insanlık hüviyetleirni kaybeder. Yolu kat edip erişenler ise başkalarının kılavuzu olurlar. Attar'a göre yolda gidenler ise hiçbir zaman duraksamamalıdır. Böyle insanlar istikrarlı bir şekilde açık bir vizyon çerçevesinde tüm azimleri ile hedefe ermek için çaba göstermeliler. Manevi anlamda sürekli susamak, sürekli ihtiyaç duymak, ruhun yüce mertebelere erişmesindeki en önemli etkendir. Attar da, Miguel de Unamuno gibi acı ve dertli yaşamayı, yaşamamaktan ve huzurlu yaşamaktan daha iyi bilmektedir.

 

İşte Dünya baştan başa necasetten ibaret

Halk ise hep ölürler bu cihanda, budur bir adet

Binlerce insan dünyaya sıkıca sarılmış

Dünyada acıdan feryat figan etmiş

Biz eğer dünyada horca öleceksek

İşte bu necasetten yakınmak haktır hak

Değerli dinleyiciler marifete erişmek için zor ve sırlı gizli yolların geride bırakılması şarttır. Bu vadide kestirme yol diye bir şey yoktur ve devrimizin insanı da bu konuyu bilmesi şart. İşte istikrarlı farkındalıklar ve büyük düşünceler, bu yolda yürümüş ve bu dolambaçlı yolun tehlikeleri ve zorluklarından haberdar olan büyüklerin düşüncelerine dikkat edilmesi ve bunların üzerinde kafa yorulması ile elde edilebilir.

Görüşler