Aug 30, 2019 17:35 Europe/Istanbul
  • Terörizm ile Mücadele Günü-1

Bu sohbetimizde Amerika'nın insanları katliam etmekten ekonomik terörizm uygulamalarına kadar kabarık dosyasını incelemeye çalışacağız.

Muhtemelen şimdiye dek Amerika'nın terör örgütlerini desteklemesi ve El Kaide gibi örgütlerini oluşturup bundan kendi müdahaleci hedefleri doğrultusunda yararlandığını duymuşsunuzdur. 

Bu sohbetimizde Amerika'nın terörizmi destekleyici siyasetleri ve girişimlerini incelemek istiyoruz. Bunun için ilk başta terörün ve terörizmin tanımına göz atmamız gerekiyor. 

Terör, kelime anlamı itibarı ile korkutmak ve panikletmek demektir. Buna esasen halk arasında korku ve dehşet yaratan girişimlerin toplamına da terörizm denmektedir. Bu yüzden terör kelimesini duyunca şiddetin, katliamların, cinayetlerin ve suikastlerin farklı şekilleri akla gelmektedir.

Terörizmin en büyük kurbanlarından sayılan İran milleti için ise bu kavram artık tanınmış bir olgudur. İran takviminde demin de değindiğimiz gibi 8 Şehriver yani 30 Ağustos günü terörizm ile mücadele milli günü olarak adlandırılmıştır. 

30 Ağustos günü İran'da dönem cumhurbaşkanı ve başbakanı Muhammed Ali Recai ve Muhammed Cevad Bahoner'in İslam İnkılabı zaferi sonrası Münafıklar Terör Örgütü tarafından mazlumca şehadetlerinin yıldönümüdür. 

30 Ağustos 1981 öğlen saatlerinde İran'ın Yüksek Güvenlik Milli Konseyi oturumunun yapıldığı binada büyük bir patlama yaşandı. Çantaya yerleştirilen bir bombanın patlatılması sonucunda Başbakanlık binasının birinci ve ikinci katlarının bazı bölümleri yanmaya başladı. 

Bu patlayışta İran'ın dönem cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai ve dönem başbakanı Muhammed Cevad Bahoner şehadete erdi.

30 Ağustos 1981 terör saldırısı, Ayetullah Dr. Seyyid Muhammed Hüseyni ve İslami Cumhuriyet Partisi yönetim kurulunun tanınmış şahsiyetlerinden 70'inin suikaste uğrayıp şehadete erdiği İslami Cumhuriyet Partisi bürosunda yaşanan patlamadan iki ay sonra yaşandı. 

Bu dönemde Amerika'nın bu terör eylemlerini gerçekleştiren örgütü desteklemesi ise ayan beyan ortadaydı. Aslında Amerika'nın bu terör örgütünü desteklemesi uzun bir geçmişe sahiptir. Öyle bir hikaye ki anlata anlata bitiremeyiz.

Son zamanlarda Associated Press kimi Amerikan senatörlerinin Münafıklar Terör Örgütü'ne yüklü miktarda para karşılığında konuşma yaptıklarını ve bu rüşvetler sayesinde bu grubun propagandasını üstlendiklerini yazdı. 

Tabii daha önce de Trump'ın ulaştırma ve taşımacılık bakanı olarak tanıtılan veya New York'un eski belediye başkanı Rudy Giuliani'nin de para karşılığında bu terör örgütünün üyelerinin oturumunda konuşma yaptıkları belirtilmişti. 

Bu fiyasko o kadar büyümüştü ki Amerika eski başkanı Barack Obama Hazine Bakanlığına bu konuyu araştırması talimatını vermişti. Bu çerçevede Amerikan siyasetçilerinin para karşılığında yaptıkları bu konuşmaların terör örgütü ile mali ilişki kurma telakki edilip edilmediği toplumda sorgulanmaya başladı.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei ise Amerika'da yaşanan bu olayı, Amerika ve Avrupa ülkeleri için büyük bir rezalet olarak niteleyerek şöyle buyurmuşlardı: " Bu terör örgütü halkı hatta İslam'ı savunma iddiası ile İran milletinin mücadele sürecine dahil oldu. Ancak sürecin devamında 7 Tir tarihli cinayetler ve de sıradan insanları katliam etme gibi vahşice girişimlerde bulundu. Nihayetinde de Saddam gibi bir kişinin yanında yer aldı. Şimdi de Amerika'nın desteklediği bir örgüte dönüşmüştür. "

Münafıklar Terör Örgütü devirme girişimlerini ve sıradan insanlar ve yetkilileri katliam etmenin ardından ilk olarak Paris'e daha sonra da Irak'a yerleşti. Gerçekte 1991 ve 1992 yıllarında Saddam Münafıklar Örgütü'nden Irak'ın Kuzey'indeki Kürtleri bastırmak için de yararlanırken onları Kürtlerin soykırımında da kullandı. Bu katliam sürecinde ise binlerce kadın ve çocuk katledildi. 

Irak Baas Rejimi ve başında bulunan Saddam Hüseyin'in Amerikan saldırısı ile devrilmesinin ardından da Münafıklar Terör Örgütü Amerika desteklerinden yararlanıp bir süre Bağdat'ın etrafında yer alan askeri üsse yerleşti. Bu terör örgütü üyeleri bir süre sonra ise Amerika ve İngiltere'nin lobi çalışmaları sayesinde bir sürü vaat neticesinde Arnavutluk'a taşınıp Doğu Avrupa'da özgürce faaliyetler yürütmeye başladı. 

Münafıklar Terör Örgütü'nün hamilerinden Amerika Milli Güvenlik Konseyi eski üyesi Raymond Tantner ise terör örgütü hususunda şöyle diyor: "Onlar, Amerika'nın İran aleyhindeki planlarının gerçekleştirilmesi için yaptırımlar ve savaştan daha iyi seçeneklerdirler."

Amerikan devlet adamları açısından Münafıklar Terör Örgütü'nün İran halkından 12 bini aşkının hayatına mal olması ve binlerce Iraklı Kürt'ü katletmesi önemli değildir. Nitekim Amerika dışişleri bakanı bir zamanlar terör grupları listesinde yer alan Münafıklar Örgütünü bu listeden sildi ayrıca bu meselenin artık gündeme taşınmaması gerektiğine ısrarla vurgu yaptı. Amerika için önemli mesele, amacına terör örgütlerini bile desteklemek sureti ile ulaşmaktır. 

Ünlü Amerikan siyasetçi Noam Chomsky bir kaç yıl önce Paris'in terör saldırılarına hedef olduğu sıralarda Amerika'nın terörizmi sonlandırmak mı yoksa desteklemek peşinde mi olduğu sorusunu ortaya koyarak bu konu hakkında şöyle bir analiz yaptı: "Terörizmi sonlandırmak istiyorsanız ilk olarak terörizmin neden meydana geldiğine bakmanız lazım. Temel nedenlerini ve derin köklerini araştırmanız lazım. Daha sonra terörizmi sonlandırmak ile ilgili soruları ortaya koymalısınız."

Kuşkusuz terörizm ile mücadele etmek için köklerinin  ve mali kaynaklarının kurutulması şart. Tüm dünya bilmelidir ki terörizm ile mücadele hala sonlanmamış ve ciddi tehditleri söz konusudur. 

Bu mücadele çerçevesinde ise İran İslam Cumhuriyeti her zaman etkin bir rol üstlenebileceğini ve zaten üstlendiğini de göstermiştir. İran'ın terörizm ile mücadele karnesi şeffaftır. İran İslam Cumhuriyeti'nin Suriye gibi bölge ülkelerinde terör ile  mücadele başarıları bu gerçeğin ispatlayıcısıdır. 

Amerikan analist Jeffrey Sachs, Project Syndicate sitesinde yayımladığı makalede şöyle bir analiz yapıyor: "... IŞİD'e karşı galip gelmek zor değil. Çünkü bu örgütün üyeleri fazla değil. Ancak temel sorun Amerika ve ortaklarının IŞİD'i asıl düşmanları görmemesidir. "

Bugün sadece bölge koşulları değil küresel koşullar da iş birlikleri alanında öncelikli konuların başında terörizm ve radikalizmin köklerinin kazınması olması gerekiğini göstermektedir. Bu tehdit karşısında verilen mücadelede ise İran İslam Cumhuriyeti, özellikle de komşu ülkeler ile bu alanda sıkı bir iş birliği çerçevesinde çalışmaya hazır. Zaten şimdiye kadar da pratikte İran bu iş birliğini ve terörizm ile gerçek mücadelesini ispatlamıştır. 

Suriye ve Irak'ta tekfirci terör örgütü ile mücadele cephesinde elde edilen zaferlerde bu alanda yapılan iş birliklerin, bölge istikrarı ve güvenliği için ne denli yararlı olacağını gözler önüne sermiştir. 

Amerika'nın estirdiği ekonomik terörizm ile mücadele de aynı doğrultuda aynı stratejik öneme sahiptir. Çünkü ekonomik terörizmin hedefi de ekonomik istikrarın bozulması ve sonuçta halkların geçim temellerine halel getirilmesi ve bir ülkenin ekonomisini çöktürmektir. 

Sosyo-ekonomik sorunların ortaya çıkması, enflasyonun artması, fabrikaların kapanması ve işsizliğin artması, ayrıca ilaç ve gıda, tıbbi hizmetler alanında yaşanan kıtlıklar, bankacılık işlemlerinde yaranan sorunlar ve ihracat ile ithalat alanında yaşanan sekteler ekonomik terörizmin sonuçlarındandır. 

Gerçekte Amerika'nın yaptırımlar ve ekonomik savaş olarak adlandırdığı strateji, bir tür ekonomik terör olup ekonomik korku ve dehşet yaratmak aracıdır. 

Amerika bu tür girişimleri ile Washington'un zorba siyasetlerine karşı olan ülkeler aleyhinde etkin baskı araçlarına sahip olduğunu göstermek istiyor. Halbuki uluslararası toplum açısından bu girişimler Amerika'nın dış siyasetteki kafa karışıklığı ve şaşkınlığının göstergesidir. 

Görüşler