İmam Humeyni -ks- Tahrirul Vesile adlı kitapta şöyle yazıyor: Müslümanların veliyi emri ve asrın sultanı -s- gaybeti sırasında o hazretin vekilleri olan fetva ve yargıda tüm gerekli şartlara sahip olan fakihlerin o hazretin siyaset, hükümet ve imamın -s- üzerine düşen tüm işleri yürütmekle yükümlüdür.

1 şubat 1979 tarihi İran milleti için umutlu bekleyişle beraber olan bir gün olmanın yanında kaygı verici bir gündü. İran milleti 14 yıl bekleyişin ardından şimdi sevdikleri inkılapçı önderleri İmam Humeyni’nin -ks- sürgünden geri dönüşünü sabırsızlıkla bekliyor ve imamı karşılamak istiyordu. Ancak Pehlevi rejiminin cani mahiyeti ve İmam Humeyni’yi taşıyan uçağı düşürmekle tehdit etmesi İran milletini kaygılandırmıştı. Gerçi şah rejimi halkın öfkesinden korktuğu için bunu yapmaya cesaret edemedi ve imamı taşıyan uçak İran milletinin büyük coşkusu ve muhteşem karşılaması ile Tahran havaalanına indi. İmam Humeyni’nin -ks- yurda dönüşü İran geleninde büyük sevinç yarattı ve böylece İran’ın engebeli tarihinde yeni bir dönüm noktası şekillenerek on günlük gibi kısa bir sürede despot Pehlevi rejimine son verme zeminini hazırladı.

İmam Humeyni -ks- insanlar gerçekleşmesi için büyük emek verdikleri yüce ve yüksek insani ve İslamî ülküleri beraberinde getirdi. Bu ülküler özgürlük, istiklal, adalet, zulümle mücadele, kardeşlik, vahdet ve benzeri ülkülerdi. Ancak İmam Humeyni’nin -ks- İran milletine ve dünyanın tüm Müslümanlarına hibe ettiği en büyük armağan, velayeti fakih ilkesine dayanan İslamî devlet ülküsüydü. Gerçi İslamî devlet düşüncesi ve bu devletin başında bulunacak önderin ve yöneticinin şartları asırlardır ehli sünnet ve Şii Müslümanların arasında konuşulan bir konuydu.

Ancak İmam Humeyni’nin -ks- marifeti, bu tartışmayı bağımsız ve köklü bir şekilde gündeme getirmek ve bu düşüncenin akli ve nakli delillerini detaylı bir şekilde beyan etmekti. İmam Humeyni -ks- bu düşüncenin üzerinde İslam inkılabı zafere kavuşmadan önce çalışmaya başlamıştı ve Velayeti Fakih adlı kitap da gerçekte bu önemli düşüncenin beyan edildiği eserdi. Bu İslamî ve ilerici düşüncenin en önemli mesajlarından biri ise ilahi dinin siyaset arenasında hem de en üst düzeyinde var olduğu ve aktif rol ifa ettiği mesajıydı.

Velayeti fakih sade bir ifade ile,toplumun fakih olarak adlandırılan ve tüm önderlik şartlarına sahip olan bir İslam bilgini tarafından yönetilmesidir. Veliyi fakih gerçekte İmam Zaman’ın -s- gaybeti sırasında o hazretin vekili ve halefidir. İmam Humeyni -ks- bir çok yazılarında ve konuşmalarında güçlü rivayetlere ve belgelere istinat ederek Velayeti fakih ilkesini ispat etmiştir.

Gerçekte bu konuda bir çok rivayet söz konusudur. İslam Peygamberi -s- ulemayı kendisinin halifesi ve peygamberlerin varisi olarak adlandırılmıştır. Hz. Ali -s- de ulemadan halkın yöneticileri olarak söz etmiştir. İmam Ali -s- bir hadiste şöyle buyurmakta: Allah teala ve İslam’ın Müslümanların hakkında hükmüne göre önderleri vefat ettiği veya katledildiği takdirde, ister sapmış olsun ister hidayete ermiş olsun, beytülmalı toplamak ve Hac farizesini ve Cuma namazını yerine getirmek ve sadakaları toplamak üzere yargı hükümlerini ve Resulullah’ın -s- sünnetini bilen pak, müttaki ve arif bir önder seçmeden hiç bir şey yapmamalıdır.

Dolaysıyla İslamî toplum için şayeste bir önder seçmek her şeyden önce gelir. İmam Hüseyin -s- de bir hadiste şu vurguyu yapıyor: tüm işlerin başı ve kaynağı ilahi alimlerin elindedir. Onlar ilahi helal ve haram konularında emindir.

Yine İmam Zaman’dan -s- da bir başka hadis açıkça hadis ravilerini ve bir başka ifade ile fakihleri kendisinin gaybeti sırasında halefi olarak tanıtıyor ve şöyle buyuruyor: hadiselerde ve olaylarda bizim hadisleri rivayet edenlere başvurun, zira onlar benim size hüccetimdir ve ben de Allah’ın hüccetiyim.

Bu değerli hadise göre güncel hadiselerde ve meselelerde İslam ahkamını ve hadislerini bilenleri izlemek gerekir.

Bundan başka Velayeti fakihin zaruretinin ispatı için daha bir çok delil vardır ve İmam Humeyni -ks- bu delillerin bazılarını beyan etmiştir. Bu delillerden biri şöyle ki, çoğunluğunu Müslümanların ve İslamî değerlere inanan insanların oluşturduğu bir toplumda İslamî bir hükümetin işbaşında olması doğaldır, zira toplumun ve bireylerin sosyal yaşamı ilahi kanunların uygulanmasına bağlıdır ve bu kanunlar bireysel ve sosyal yaşamda geçerlidir. Doğal olarak böyle bir hükümetin başında ise İslamî ahkamı ve ilimleri bilen adaletli ve takva sahibi biri bulunması gerekir. Böyle bir şahsiyet veliyi fakihtir. İmam Humeyni -ks- Tahrirul Vesile adlı kitapta şöyle yazıyor: Müslümanların veliyi emri ve asrın sultanı -s- gaybeti sırasında o hazretin vekilleri olan fetva ve yargıda tüm gerekli şartlara sahip olan fakihlerin o hazretin siyaset, hükümet ve imamın -s- üzerine düşen tüm işleri yürütmekle yükümlüdür.

Veliyi fakih ve İslamî önderin hakimiyetinin zarureti ile ilgili bir başka gerekçe, biraz önce belirtilen gerekçe ile yakından ilgilidir. İmam Humeyni -ks- bu noktayı beyan ederken, İslam dini bireysel boyuttan başka sosyal ve siyasi boyutu da seçkin olan bir din olduğunu ve bu da İslamî devletin kuruluşunu ve veliyi fakihin toplumu yönetmesini kaçınılmaz hale getirdiğini vurguluyor. İmam Humeyni -ks- Velayeti Fakih adlı kitapta şöyle yazıyor: Her insan İslamî ahkama şöyle bir göz attığında, ibadet insan ve onu yaratan arasında bir sorumluluk olduğunun dışında, bu ibadetlerde dünyevi işlerle ilgili bazı siyasi ve sosyal konuların da söz konusu olduğunu anlar. İbadetlerden başka İslamî ahkamda yer alan iktisadi, siyasi ve sosyal konular İslam dininin sırf ibadi kanunları içeren bir din olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

İslam dini içinde ekonomi, yargı vesaire konuların yer aldığı adil bir hükümeti inşa etmek için kıyam etmiştir. İmam Humeyni -ks- ayrıca adaletin yaygınlaştırılması, İslamî talim ve terbiye, sınırların korunması, vergilerin toplanması, yargı kararları, düzenin korunması, emri maruf ve nehyi münker ve benzeri durumların zaruretine işaret ederek şöyle buyuruyor: bu ahkamın bekası için ilahi yüce kanunları koruyan ve yerine getirmekle yükümlü hale gelen bir hükümet ve velayet şarttır.

Kuşkusuz böyle bir hükümetin hakimi veliyi fakih ve takvalı bir İslam bilgininden başkası olamaz.

Hz. İmam Humeyni -ks- velayeti fakih ilkesini bir başka açıdan da ispat ediyor. İmam -ks- Velayeti Fakih adlı kitapta bu delili şöyle açıklıyor: biz velayete inanırız ve İslam Peygamberi’nin -s- Halife belirlemesi gerektiğine de inanırız, nitekim belirlemiştir. Ancak Halife belirlenmesi için akli açıdan gerekli olan şey hükümettir. Biz yasaları uygulamak üzere Halife istiyoruz. Yasalar uygulayıcı ister. Dünyanın tüm ülkelerinde bu böyledir ve sadece kanun yazmak tek başına faydası olmaz ve insanların saadetini temin etmez. O zaman kanun çıkarıldıktan sonra onu uygulayacak bir yürütme gücü oluşturulmalıdır.

Dolaysıyla Kur'an'ı Kerim ayetleri ve ahkamı ve hadisler, özellikle sosyal ve siyasi konularda adil ve alim bir hakim bu ahkamı ve kanunları icra etmediği ve insanların saadeti için zemin hazırlamadığı sürece Müslümanlar için hiç bir faydası olmaz. İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle buyuruyor: Allah teala bir kanun mecmuası, yani şerait ahkamı, göndermenin yanında bu kanunları uygulamak için bir hükümet ve bir yürütme kurumu da belirlemiştir. Nasıl ki İslam Peygamberi -s- İslam ahkamını uygulamak ve düzeni sağlamakla görevlendirildiyse ve Allah teala o hazreti Müslümanların reisi ve hakimi yaparak itaat edilmesini vacip buyurduysa, adil fakihler de reis ve hakim olmaları ve ahkamın uygulanmasını gözetlemeleri ve sosyal düzeni sağlamaları gerekir.

Ancak her fakih ve her İslam bilgini İslamî toplumun önderliğini üstlenemeyeceği de hemen belirtilmelidir. Nitekim İmam Cafer Sadık -s- ünlü bir hadiste şöyle buyurur: Fakihlerde kim müttaki, dini koruyan, nefsani heva ve hevesine hakim olan ve Allah tealanın emirlerine itaat eden fakih ise, halk ona uymalıdır.

İmam Humeyni -ks- de İslamî toplumun hakimi ve veliyi fakih için bazı şartlardan söz ediyor ve İslamî ahkamı bilmek, adil ve müttaki olmanın bu şartlardan bazıları olduğunu belirterek şöyle buyuruyor: İslamî hükümet yasal hükümet ve ilahi kanunların hükümeti olduğundan o zaman hakimin iki sıfatı olması gerekir ki bu iki sıfat yasal hükümetin temelidir ve bunlar olmadan kanuni hükümet makul olamaz. Bu sıfatlardan biri İslamî kanunu bilmek ve diğeri adalettir.

İmam Humeyni -ks- bir başka yerde de veliyi fakihin diğer bazı şartlarına işaret ederek şöyle buyuruyor: Müslümanların veliyi emri ve emirülmümininin -s- halefi olmak isteyen kimse münezzeh olması ve dünyatalep olmaması ve mübah olduğu halde dünya için çırpınmaması gerekir. Zira bu durumda eminullah değildir ve ona güvenilemez.

Veliyi fakih olmak için bir başka şart, ülkeyi yönetebilecek yeteneğe ve bilgeliğe sahip olmaktır. İran İslam Cumhuriyeti anayasası 5. maddesi İslamî toplumun başına geçebilecek ve velayet ve hükümet için şayeste sayılabilecek fakihin şartlarını şöyle beyan ediyor: İmam Zaman -s- gaybeti döneminde İran İslam Cumhuriyeti nizamında veliyi emr ve ümmetin imameti adil ve müttaki, zamanını bilen, cesur, tedbirli ve yönetici fakihin üzerinedir.

Veliyi fakih hakkında önemli noktalardan biri, velayet için gerekli olan adalet, takva, şecaat ve benzeri şartlardan herhangi birini kaybettiği zaman kendiliğinde makamını kaybetmesidir ve bu konu, İslamî nizamda hükümdarın ister despot ister demokratik olsun, diğer hükümet nizamlarından farklılığıdır. İmam Humeyni -ks- bu konuda şu vurguyu yapıyor: veliyi fakihte var olan sıfatlarla veliyi fakih bir tek yanlış adım atamaz. Eğer bir tek kelime yalan söylerse, tek kelime, bir tek adım yanlış atarsa, artık velayet makamında değildir.

Dolaysıyla velayeti fakih ilkesi ilerici ve güçlü bir ilkedir ve İslam şeriati bu ilkenin şartlarını ve sınırlarını belirlemiş ve bu şartları ve sınırları gözetim altına almıştır. Bu yüzden İmam Humeyni -ks- şöyle buyuruyor: ülkeye zarar gelmemesi için velayeti fakihi destekleyin.

Feb 13, 2018 20:23 Europe/Istanbul
Görüşler