İnkılap sanatına özel bir kimlik kazandıran ve bu sanatı İran’da İslam inkılabından önceki sanattan ve dünyada modern sanattan farklı kılan şey, inkılap sanatının muhtevası ve temalarıdır.

Tarihe bakıldığında, İslam inkılabı dünyada din karşıtı ve maneviyatı umursamayan marksizm ve liberalizm gibi düşüncelerin çok yaygın olduğu bir dönemde zafere kavuştuğu ve insanla din arasındaki bağlardan dünyaya yeni bir mesaj verdiği anlaşılır.

İnsanın terbiye edilmesi ve yücelmesi, insani faziletlerin gelişmesi için uygun zemin ve ortamın hazırlanması İslam dininde en temel tealimlerden olduğu gibi en önemli hedefi de İslam Cumhuriyeti nizamının kuruluşu olmuştur. Bu yüzden “sanat için sanat” gibi içi boş sloganlar ve düşünceler bir kenara itildi, zira bu tür sloganlar artık Müslüman ve inkılapçı İranlı sanatçılar ve sanat camiası için cazibesini kaybetmişti.

İran’da İslam inkılabı zafere kavuştuğu coşkulu ilk yıllarda, inkılabın kültürel değerlerini yaygınlaştıran “halkçı sanat”  tavsiye ve teşvik ediliyordu. Halkçı sanat tabiri o günlerde modern sanat tabirinin yerine kullanılıyordu ve realizm ve kah ekspersiyonizm tarzların karışımı bir tarzdı. Bu sanat siyasi ve inkılapçı temalarıyla inkılapçı konuların propagandasını yapmaya çalışıyordu, üstelik başta mustazaf kesimler olmak üzere sıradan insanlar tarafından da idrak edilebiliyordu.

Öte yandan toplumda ecnebi kültürünün silinmesine paralel olarak yerel kültürü takviye etme zarureti de inkar edilemez bir şekilde gündeme geldi ve o yıllarda İran sanatı üzerinde önemli etkisi oldu. Yerel kültürün takviye edilmesi bir yandan kültürel zararları engelledi ve toplumun genel kültürünü geliştirdi ve öbür yandan İran sanatını uluslararası arenalarda yegane ve eşsiz bir sanata dönüştürdü. Bu duruma İran sinemasını ve yaşadığı büyük değişimi örnek vermek mümkün. Öyle ki inkılap sineması inkılaptan önceki sinema ile asla mukayese bile edilemeyecek derecede değişti. Sinema sanatı uzmanların belirttiğine göre Pehlevi rejiminin sonlarına doğru adeta bir ölüden farksızdı, fakat inkılaptan sonraki 40 yılda büyük gelişme kaydetti, öyle ki sadece iç arenada değil, dünya genelinde inkılapçı, sorumlu, ahlak ve insaniyet eksenli bir sinema olarak adını duyurdu.

Bu arada toplumda sorumlu sanat nasıl şekillenir ve hangi temellere dayanır, gibi bir soru gündeme gelebilir. Kuşkusuz her insani faaliyetin amacı beşeriyeti mutlu etmek olmalı ve bu da bireysel ve toplumsal tüm faaliyetler için geçerli olan genel bir kural sayılır. Sanat da bireyi ve toplumu saadete kavuşturmak için önemli rolünü yerine getiren ve hayatı daha iyi ve daha hoş yapmaya çalışan ve varlık aleminin hakikatini temsili bir dille ifade eden bir faaliyettir.

Sorumlu sanat, belli bir düşünceye bağlı kalması ürettiği sanat eserini o düşüncenin değerlerini beyan etmeye hizmet eden bir sanatçının düşüncesi ve zihninin ürünüdür. Kuşkusuz bu durum sanatçının özgürlüğü ile çelişen bir durum değildir ve bunu ona yönelik bir kısıtlama gibi görmemek gerekir. Bu görüşün amacı, özgürlüğe çeki düzen vermek ve insani hedeflerde sapmaları önlemektir.

İran’ın İslamî camiası İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra dini ve kültürel değerleri birbiriyle uyumlu hale getirmeye çalışmaya başladı. Bu yolda halkın genel kültürü köklü değişikliklere şahit oldu ve sinema, tiyatro ve hatta geleneksel sanatlar gibi sanatlar dini kültüre ve değerlere yakınlaşmaya başladı. Bu yakınlaşmanın bir getirisi, sanatçıların sanat gibi güçlü bir kitle iletişim aracından yararlanarak İslamî ve ahlaki değerleri yaygınlaştırmaya yönelik sorumluluk taşımaya başlamalarıydı. Varlık alemine yönelik sorumluluk duygusunu taşımaya başlayan İranlı sanatçı aynı zamanda insaniyet ve beşeri camiaya karşı sorumluluğunu da idrak etmeye ve içinde adalet, sevgi, fedakarlık, ahlak ve insani değerleri taşıyan sanatı sergilemeye başladı.

İranlı sanatçı bu aşamadan sonra yavaş yavaş ürettiği sanat eserlerinde var olan elzemlerin ve yükümlülüklerin onların sanatsal ve edebi değerlerine zarar vermediğini ve eserlerini propaganda aracına dönüştürmediğini anlamaya başladı. Bu mesele bundan önce dünyada gerçekleşen diğer büyük devrimlerinde de yaşanmıştı. Örneğin Rusya’da edebi uyanış örneğinde olduğu gibi Tolostoy, Dastayevski, Gurki ve Turgeniv gibi büyük yazarların şaheserlerinin ortaya çıkmasına vesile oldu ve inkar edilemeyecek edebi ve sanatsal değerlerin varlığından başka bu yazarların belli bir görüşe bağlılığı bir nevi sorumlu edebiyat tarzının temelinin atılmasına da vesile oldu.

İslam inkılabından sonra doğan sorumlu edebiyat ve sanat hakkında şu noktayı da hatırlatmakta yarar var, şöyle ki bu sanat sadece İranlı ve İslamî kültür ve medeniyet hareketini derinden etkilemekle kalmadı, dünya genelinde kurtuluşçu hareketlerin mücadele kültürünü de etkiledi ve dünya milletlerine İslam dininde kültür düzeni ile mücadele kültürünü tanıttı.

Kuşkusuz İran’da bir çok inkılapçı değerin ve normların kalıcı oluşu, Müslüman İran milletinin inkılabı ile sanat arasındaki derin bağların ürünüdür ve eğer bu sıkı bağlar olmasaydı belki de inkılabın tüm açıları ve boyutları yansıtılamazdı ve dünyanın başka milletlerine sunulma imkanı da oluşmazdı. Bu yüzden günümüzde İran sanatı ve İranlı sanatçının ilerlemesi ve iktidarı İslam inkılabına borçlu olduğu söylenebilir, nitekim İslam inkılabı da kürsel zor şartlara ve düşmanların yaptırımları ve propaganda saldırılarına karşın sanatçıların düşünce, kalem, kamera ve diğer imkanları sayesinde sesini dünyanın dört bir yanına duyurmayı başarmıştır.

Feb 13, 2018 20:43 Europe/Istanbul
Görüşler