Geçen bölümün başında belirtildiği üzere, Suud rejimi Amerika ve BAE’nin destekleri ve Yemen’in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’yi yeniden iktidarın başına getirme bahanesi ile Mart 2015’te Yemen topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi karadan, havadan ve denizden kuşatma altına aldı.

Hali hazırda Yemen siyasi ve güvenlik bazlarında dört önemli sorunla karşı karşıyadır. Bu dört önemli sorun ise hem bu ülkenin içi güvenliğini ve istikrarını, hem bölgenin ve hem dünyanın güvenliğini etkiliyor.

Bu sorunlar ise şöyle:

Kuzeyde Husilerin meselesi,

Güneyde bölücülük,

El-kaide’nin faaliyetlerinin artması,

Ve Arabistan ile ilişki sorunu.

Yemen’de Kuzey savaşları 2004 yılından başlayınca Ensarullah hareketi Yemen’in iç gelişmelerinde etkili bir aktör konumuna geldi. Aslında bu hareket 1990’lı yıllarda ve başta Saade eyaleti olmak üzere Yemen genelinde Zeydi camiasında sosyal ve kültürel hareketlerin başlamasıyla birlikte ortaya çıkmıştı.

Ensarullah hareketi Yemen ordusunun baskılarından kurtulmak ve nüfuz alanını genişletmek gibi iki hedef doğrultusunda faaliyetlerini başlattı. Öte yandan Yemen ordusunda yaşanan çatlaklar ve bu ordunun zayıflamasından sonra Ensarullah hareketi Kuzey eyaletlerine tam olarak musallat oldu ve Yemenli diğer güçlerden farklı olarak ve askeri etkisi bu güçlerle mukayese edilemeyecek kadar önemli bir gerilla gücüne dönüştü.

Sonunda Ensarullah hareketi dolaylı olrak Fars körfezi işbirliği konseyinin önerisini kabul etti ve milli katılım diyalog sürecine katıldı. Bu katılım geçiş sürecinin cumhurbaşkanın daveti üzerine ve Ensarullah hareketine ülkenin siyasi iktidar yapısında yer verme yönünde bazı işaretlerin ortaya çıkmasının ardından gerçekleşti.

Ancak Ensarullah hareketinin iki temsilcisi olan Abdulkerim Cedban ve Ahmet Şerefeddin’in suikast sonucu katledilmeleri ve İbrahim El-Vezir’e yönelik başarısız suikast ve yine bu diyalog sürecinin çıktıları ve en başında Yemen’in siyasi nizamının kurduğu çalışma grubu ülkenin altı federal bölgeye bölünmesi ve Saade ve Sana’yı bir tek eyalet olarak belirlemesi ve böylece Ensarullah hareketinin açık denizlere ulaşma yolunun engellenmesinin ardından Ensarullah hareketi mevcut siyasi sürecin tümüyle muhalefet etmeye başladı.

Ensarullah hareketi Ağustos 2014 tarihinde kaldırılan sübvansiyonların yeniden ödenmesini talep etmeye paralel olarak dönemin fasık yönetiminin de istifa etmesini istedi. Bu talep Ensarullah’ın düzenlediği bir dizi protesto eylemleri ile desteklendi ve 21 Eylül 2014 tarihinde Ensarullah güçlerinin El İman üniversitesi ve birinci zırhlı tümenin karargahına girmeleri ve tümen komutanı Ali Muhsin Ahmer’in kaçması ve Ensarullah hareketinin Sana’ya pratikte musallat olması ve milli barış ve katılım anlaşmasının imzalanması ile sonuçlandı. Aynı anlaşma gereği hükümet istifa etti ve Halid Bahah yeni hükümeti kurdu ve Ensarullah hareketinden cumhurbaşkanına danışmanlar atanması kararlaştırıldı.

Ancak Yemen’in siyasi yönetiminin kurduğu çalışma grubunun Yemen’i altı federal bölgeye bölme haberi dışarı sızınca, Ensarullah hareketi Ocak 2015’te Yemen yönetimine karşı daha ciddi bir şekilde tepki vermeye başladı. Böylece Mansur Hadi ve Bahah ve bir çok Bakan ev hapsine alındı ve 22 Ocak’ta da Bahah ve Mansur Hadi istifa ettiklerini açıkladı. Ensarullah hareketi de 6 Şubat’da parlamentoyu feshetti ve ülkenin yönetimi için Muhammed Ali Husi liderliğinde inkılap komitesi kuruldu. Bu durum Mansur Hadi kaçıncaya dek aynı şekilde devam etti.

Mansur Hadi’nin kaçması ve Ensarullah güçleri ve Yemen ordusuna bağlı birliklerin Güney eyaletlerine yönelmesi, Yemen krizini bölgesel krize dönüştürdü. Ensarullah hareketi ve müttefiklerinin hızla Aden kentine ilerlemeleri ile karşı karşıya kalan Mansur Hadi 24 Mart 2015’te FKİK’ten Ensarullah’ın ilerlemesini durdurmak için yardım talebinde bulundu. Ensarullah hareketinin Yemen’e musallat olmasını kabul etmek istemeyen Arabistan hemen harekete geçti ve kararlı fırtına adı altında bir operasyon başlattı. On ülkenin kurduğu ittifakın başlattığı bu operasyon Yemen’de insani faciayı tetikledi.

Suud rejiminin başını çektiği Yemen karşıtı ittifaka bağlı güçlerle Husi milislerin arasında çatışmaların şiddetlenmesi, Yemen’de insani  krizi daha geniş boyutlara taşıdı. Gözlemciler bu krizi Nazi Almanlarla faşist İtalyan güçlerinin İspanya’nın Bask yöresinde yer alan Grenika kentine yönelik bombardımana benzetiyor ve bugün Yemen daha önce yaşanan bir hadiseyi tecrübe etmeye mahkum edildiğini belirtiyor. Bu hadise ise beşeriyet tarihinde unutulmayan cinayetlerden biridir.

Hatırlanacağı üzere, 26 Nisan 1937 tarihinde General Fransisco Franko’nun talimatı üzerine İspanya’nın Bask yöresinde Grenika kenti bombardıman edildi. Bu operasyonu İspanya’nın ulusalcı birlik güçleri, Nazi Almanya’ya bağlı lojyon gücü ve faşist İtalya’ya bağlı lejyon uçaklarca ve Rogen operasyonu parolası ile gerçekleştirildi. Bu bombardımanda yüzlerce sivil acımasız bir şekilde katledildi. Japon Times gazetesi ise Yemen’de yaklaşan insani facia hakkında şöyle yazıyor: bugün Grenika bombardıman üzerinden seksen yıl geçiyor ve şimdi Yemenli vatandaşlar Suud rejiminin ABD’nin yardımları ile işlediği cinayetlere şahit oluyor.

Yemenli nobel barış ödüllü şahsiyet Tevekkül Karman facebook sayfasında şöyle yazıyor: Suud – BAE ittifakı Sanad’da meşruiyete karşı darbe bahanesi ile Yemen topraklarını işgal etti.

Karman ayrıca tüm insan hakları aktivistlerinden Muhammed bin Salman ve bin Ziyad hakkında Avrupa mahkemelerinde ve ayrıca uluslararası mahkemelerde dava açmalarını isteyeceğini de belirtiyor.

Dünya sağlık örgütü yaptığı tahminlere göre Yemen’de her yıl 30 bin vatandaşın kanser hastalığına yakalandığını açıkladı. Örgüt yetkililerinden Nevio Zagaria ise Yemen’de difteri hastalığının epidemi haline geldiği konusunda uyarıda bulunarak şöyle dedi: Yemen’de bu hastalığa yakalananların sayısı 914’e yükseldi, bunlardan 59’u şimdiye kadar hayatını kaybetti.

Dünya sağlık örgünü bundan önce de Yemen’de bir milyon kolera vakasından söz etmiş ve bu hastalık yüzünden en az iki bin Yemenli vatandaşın hayatını kaybettiğini duyurmuştu. Yemen’de nüfusuz üçte ikisi olan 20 milyon insan sağlıklı içme suyu kaynaklarına ulaşamıyor.

Yemen’in güneyinde devam eden ve doruk noktasına ulaşan kanlı çatışmaların kökleri ise Haziran 2016’ya uzanıyor. O tarihte istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi, BAE’nin desteklediği Halid Mahfuz Bahah’ı başbakanlık görevinden azletti. Buna karşın Arabistan ve BAE aralarındaki anlaşmazlığın gün ışığına çıkmasını engellemek için başta Kuzey bölgeleri olmak üzere Yemen’e yönelik saldırılarına devam etti, ta ki 2016 yılında BAE’ine ait bir savaş uçağı Yemen ve Arabistan’ın ortak sınırında düşürüldü. BAE bu olaydan Arabistan’ı sorumlu tuttu, Arabistan ise bu suçlamaya gösterdiği tepkide Ebu Dabi’yi Suud ordusuna bağlı savaş uçaklarını hedef almakla suçladı.

Arabistan ve BAE arasındaki anlaşmazlıklar üstü örtülü bir şekilde devam ediyordu, ta ki Mayıs 2017’de bu anlaşmazlıklar Aden valisi Zübeydi ve yardımcısının görevden alınmasının ardından gün ışığına çıktı ve Zübeydi taraftarları protesto eylemleri düzenlemeye başladı ve sonuçta Yemen’in güneyinde geçiş konseyi kuruldu.

Mar 06, 2018 20:29 Europe/Istanbul
Görüşler