Saddam rejiminin Eylül 1980’de İran topraklarına taarruzu, İran’da İslam inkılabının zaferi üzerinden 19 ay geçtiği bir sırada başladı.

Gerçi Saddam bu savaşın gerekçesini sınır anlaşmazlığı olarak açıkladı, fakat Saddam bu savaşın bölge dışında planlanan ve başka hedeflerin peşinde olan bir savaş olduğunu ve kendisi de bu planı uygulamaya gönüllü olduğunu çok iyi biliyordu.

Bu yüzden bir çok siyaset meseleleri uzmanları Saddam’ın İran’a dayattığı bu savaşın bölge dışından yönetilen ve bölgenin sınırlarının dışındaki iradelerden kaynaklanan bir taarruz olarak değerlendirmişti.

Bundan başka da bir çok belge Saddam rejiminin İran’a dayattığı savaş sırasında hem bölge içinden ve hem bölge dışından geniş çaplı mali, siyasi ve silah desteğinden yararlandığını ortaya koydu.

O günlerde Amerika, Fransa, Britanya ve sovyetler birliği Saddam ordusunun ihtiyaç duyduğu silahları bu ülkeye ihraç eden ülkelerin başında yer alıyordu. Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri de Irak ordusunun yasak kimyasal silahlarını temin eden ülkelerin başında yer alıyordu. Fars körfezinde yer alan bazı Arap emirlikleri de bu savaşta adeta Irak’ın mali sponsorluğunu üstlenmişti.

Ancak bu arada Amerika’nın ifa ettiği rol, diğer Batılı ülkelere nazaran daha önemlidir. Gerçekte Saddam’ın İran’a dayattığı savaş Amerika için İran’a karşı husumetini gütme bakımından yeni bir fırsat oluşturmuştu. Amerika bir vekalet savaşı çerçevesinde İslam inkılabı yüzünden uğradığı hezimeti telafi etmek istiyordu. Gerçi Amerika bu tecavüzün başında İran’a karşı Irak’ı desteklediğini inkar etmeye çalıştı, fakat bu çabaları sergilediği diplomatik tutumu ve hatta askeri alandaki hareketlerinin gün ışığına çıkmasından sonra Washington yönetimi yavaş yavaş Saddam’a verdiği desteği ortaya koymaya başladı.

Amerika’nın New York Times gazetesi Nisan 1980’de, yani Saddam İran’a saldırmadan beş ay önce şöyle yazdı: Amerika yönetimi Tebes çölünde düzenlediği operasyonda başarısız olduktan sonra şimdi üç çok önemli askeri planı uygulama zeminini araştırıyor. Bu planlar İran’ın büyük kentlerine askeri güç indirmek, petrol sahalarına mayın döşemek veya İran’ın rafinerilerini bombardıman etmek ve üçüncüsü de üçüncü bir ülke üzerinden İran’a askeri saldırı düzenlemektir.

Amerika’nın dönem milli güvenlik danışmanı Berjinski Saddam rejimine İran’a saldırması için yeşil ışık yakmak üzere şu açıklamayı yaptı: Amerika bu inkılapla mücadele etmek için İran’ın İslamî rejimine karşı askeri operasyon yapabilecek güçte olan ülkeleri gözetlemesi gerekir.

Berjinski bu doğrultuda Temmez 1980’de Ürdün’e gelerek Saddam ile gizli bir görüşme gerçekleşti. Gary Seck bu görüşme hakkında şöyle diyor:

Amerika başkanının milli güvenlik danışmanı Saddam’la görüşmesinde Amerika devletinin Irak ordusunu İran’a saldırma konusunda olumlu görüşünü Saddam Hüseyin’e iletti.

Berjinski ve Saddam’ın görüşmesinden hemen sonra Amerika’nın dönem Başkanı Carter, Irak rejimine Boeing uçaklarının satışını onayladığını ve aynı yılın Eylül ayında da Irak’a çift amaçlı kullanılabilen teknolojilerin ve yine stratejik teknolojilerin verilmesine uygulanan ambargoyu da kaldırdığını lağvettiğini açıkladı.

Saddam ise Mart 1980’de açıkça ve resmen İran ile çok yönlü askeri savaşa girmeye hazır olduğunu açıkladı.

Amerika Saddam rejiminin İran’a dayattığı sekiz yıllık savaşta İran İslam Cumhuriyeti ile düşmanlığını en üst düzeyde ispat etti. Amerika ilk adımda 1982 yılında Irak’ın baas rejimini terör hamileri listesinden çıkardı ve Aralık 1984 tarihinde de bu ülkeye dayattığı yaptırımları kaldırdı ve bu ülke ile siyasi ilişkilerini yeniden başlattı.

Jon Afric dergisi 9 Haziran 1982 tarihli sayısında Saddam’ın Ağustos 1980’de yani İran’a saldırmadan bir ay önce Arabistan’a yaptığı ziyareti hakkında şöyle yazdı:

Arabistan elebaşıları Saddam Hüseyin’i karşılarken, tam da İran’a saldırısına bir ay kala, ona şahane bir hediye sundular. Bu hediye, Amerika’nın Awax casusluk uçaklarının İran silahlı kuvvetleri ile ilgili İran İslam Cumhuriyeti’nin milli güvenliğini ilgilendiren durumu hakkında bir rapordu.

Fars körfezi işbirliği konseyinin kuruluşu ve Fars körezinde Amerika gözetiminde askeri ve güvenlik gücünün oluşturulması, Amerika’nın bölgedeki askeri varlığına meşruiyet kazandırma yönünde atılan kışkırtıcı bir başka adımdı, böylece Irak rejimi İran karşısında konumu zayıfladığı takdirde Amerika dengeleri Irak lehine değiştirmek üzere doğrudan müdahale edebilecekti.

Amerika’nın Saddam rejimine destekleri askeri yazılım ve dizilimden, siyasi ve diplomatik desteklere kadar geniş bir yelpazeden oluşturuyordu. Bu yardımlar Irak rejimini kitle imha silahları ile donatmak, bu rejime her türlü silahı temin etmek, istihbarat alanında gizli işbirliği yapmak, uluslararası çevrelerde Irak’ın tecavüz eden taraf olarak tanınmasına mani olmak, İran’ın mal varlığını bloke etmek, İran’ın banka hesaplarını engellemek, İran ile dolar üzerinden her türlü alış verişe mani olmak gibi durumlardan ibaretti. Amerikalı yetkililer böylece bir çok alanda Saddam ile işbirliği yaparak İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı adeta doğrudan savaşa girdi.

Irak’a kimyasal silah vermek, İran’ın Fars körfezindeki petrol kuyularına ve terminallerine saldırmak, Fars körfezi üzerinde İran’a ait Airbus yolcu uçağını düşürmek ve 290 yolcu ve mürettebatının ölümüne sebebiyet vermek, Amerika’nın İran milletine karşı Irak’ı desteklemek üzere işlediği bazı cinayetlerdi. Amerika savaş sırasında Saddam rejimine çeşitli elektronik cihazları, güçlü bilgisayarları, kimyasal silahları ve güçlü füzeleri hibe etti.

Amerika’da 1982 – 1987 yılları arasında milli güvenlik konseyi üyesi ve beyaz saray milli güvenlik konseyi uzmanı Howard Teacher şöyle diyor: Amerika Saddam için öyle şeyler yaptı ki o tarihe kadar en yakın müttefikleri için bile yapmamıştı.

Amerikalı yazar Timerman ölüm ticareti adlı eserinde ise şöyle yazdı: Saddam Haziran 1982 tarihinde Belçikalı Sixco firması ile 830 milyon dolar değerinde bir anlaşma imzaladı. 505 adlı gizli projenin amacı Irak’ın gelişmiş savaş uçakları için yerin 50 metre derinliklerinde sığınak inşa etmekti.

Amerikalı gazeteci yazar Alen Feridman da beyaz saray yetkililerinden naklen şöyle diyor: bizim güçlerimiz savaş meydanlarında Iraklı askerlere askeri taktik yardımlarında bulunuyor ve bazen Iraklı askerlerle omuz omuza İran sınırına geliyordu. Bu durum 1987 yılına kadar devam etti.

Iraklı albay Muhammed Aziz Perviz, Beytulmukaddes savaşında İranlı güçlerce esir alınan sekiz yıllık savaşın komutanlarındandı. Perviz anılarında şöyle anlatıyor: Iraklı güçler tam donanımlıydı. Onlar yalnız değildi ve Amerika ve Fars körfezi ülkelerinden de onlara yardım ulaşıyordu.

Eldeki belge ve kanıtlar Saddam rejiminin İran İslam Cumhuriyeti nizamına dayattığı sekiz yıllık savaşta işin ta başından itibaren Amerika, Irak, Arabistan ve bazı Fars körfezi emirlikleri arasında İslam inkılabı ile mücadele için bir nevi stratejik dayanışma söz konusu olduğunu ispat ediyor. Böylece Amerika da açık gizli Saddam rejimine siyasi, askeri, mali ve istihbarat destek vermeyi gündemine aldı. Bu husumet Saddam rejimi dayatılan savaşta bozguna uğramasına rağmen başka yollardan devam etti ve bugün ABD Başkanı Trump aynı eski hatalarını yeniden tekrarladığı gözleniyor.

Mayıs 25, 2018 19:15 Europe/Istanbul
Görüşler