Ortadoğu bölgesi siyasi, iktisadi ve sosyal açılardan dünyanın en karmaşık ve en komplike bölgelerinden biri sayılır. Bu arada Irak gelişmeleri de bu bölgede en karmaşık ve aynı zamanda bölge ülkeleri açısından en hassas gelişmelerinden biriydi.

Gerçekte Irak’ta Baas partisinin hakimiyet yılları, Irak’ın çağdaş tarihinin en acı ve en kanlı dönemlerinden biri oldu. Bu yıllar baştan başa savaşlarla geçti ve iktidar sınıfın uyguladığı sınırsız şiddet bölge için eşsiz bibr tarihin yaşanmasına yol açtı.

Irak rejiminin İran’a dayattığı savaşta 10 Ağustos 1988 tarihinde ateşkes ilan edilmesinin ardından Saddam rejimi İran’a dayattığı savaştan hiç bir şey elde edemeyince bu kez asi ruhunun tutsağı oldu ve uğradığı hüsranı telafi etmek ve sorunlarını çözmek için Kuveyt topraklarına saldırdı.

 

Gerçekte Saddam’ın İran’a dayattığı sekiz yıllık savaşın sonunda Saddam savaşın başında ilan ettiği hiç bir amacına ulaşamadı ve sadece iktisadi sorunlarının tırmanması ve borçlarının artması gibi durumlarla karşı karşıya geldi. Sekiz yıllık savaşın sonunda Irak 75 milyar dolar borçlanmıştı, üstelik Irak savaşta uğradığı hasarı onarmak için de büyük paralara ihtiyaç duyuyordu. İşte bu yüzden Saddam Kuveyt topraklarına saldırdığında uzmanlar acaba bu kararın bir gider – çıkar analizine mi dayanarak alınıp alınmadığını sormaya başladı.

 

Bazı uzmanlar Saddam İran’a dayattığı sekiz yıllık savaşta hezimete uğraması ve türlü iktisadi sorunlarla karşılaşması yüzünden yaşadığı hüsran duygusunun etkisi altında Kuveyt topraklarını işgal etmeye karar verdiğini belirtiyor. Resmi verilere göre Irak İran topraklarına saldırmasından sonra bölgedeki Arap rejimlerine 35 milyar dolar borçlanmıştı. Ancak o dönemin Iraklı yetkilileri , Irak bu savaşa Arap rejimlere vekaleten girdiğini ve bu savaş onların yararına olduğunu ve bu yüzden bu ülkelerin Irak’ın borçlarını bağışlaması gerektiğini savunuyordu.

 

Öte yandan Saddam Irak’ın yeniden inşası için gerekli olan parayı toplamak ve Arap ülkelerinden Irak’ın onlara olan borçlarını bağışlatmak için petrol ihraç eden Arap ülkelerine petrol fiyatlarının artması için üretimlerini düşürme yönünde büyük baskı uyguluyordu. Ancak bu ülkelerin arasında Kuveyt bu talebe şiddetle karşı çıkıyordu.

Iraklı yetkililer Kuveyt yönetiminin bu muhalefetinden rahatsızdı ve bu yüzden bu kez Kuveyt’e yönelik bazı sınır anlaşmazlıklarını ve toprak iddialarını ileri sürmeye başladı. Saddam rejimi Kuveyt tarihi açıdan zaten Irak’a ait olduğunu ve ancak İngiltere gibi ülkelerin baskıları sonucu bağımsız bir ülke ilan edildiğini iddia etti.

 

Bu iddialara paralel olarak Saddam rejimi Kuveyt’in bazı petrol kuyuları Irak toprakları olduğunu iddia ettiği bölgelerde yer aldığını ileri sürerek yeni bir krizi tetikledi. Aslında Saddam Kuveyt’in zengin petrol kaynaklarını ele geçirerek ülkesini iktisadi krizden kurtarmayı  hayal ediyordu. O dönemde Irak’ın petrol kaynakları Kuveyt’in petrol kaynakları kadardı, fakat Irak’ın 25 milyon nüfusuna karşı Kuveyt’in sadece 2 milyon nüfusu vard ve Kuveyt dünya petrol kaynaklarının %20 kadarına tek başına sahipti. Bu durum Saddam’ı Kuveyt’i ele geçirme konusunda tahrik etmeye yetiyordu.

 

Ancak bazı uzmanlar aslında Saddam’ın Amerika’nın İran savaşında olduğu gibi yeşil ışık yakması yüzünden Kuveyt topraklarına saldırmaya cesaret bulduğunu, Amerika ise bölgedeki müttefiklerini savunma bahanesi ile bölgeye daha fazla müdahale etme fırsatını sağlamak istediğini belirtiyor.

Gerçekte Amerika bölgede yeni bir savaşı Saddam’ın ordusunu ve Arap rejimlerin paraları ile temin edilen silahlarını kullanarak  bölgeye yönelik şom hedeflerine ulaşmak ve yeni dünya düzenini kendi hedefleri doğrultusunda şekillendirmek istiyordu. Özellikle o sıralarda Doğu süper gücü dağılmıştı ve bu da Amerika için önemli bir fırsattı. Nitekim Irak Kuveyt topraklarını işgal ettikten sonra yaşanan gelişmeler bu yorumu doğrular nitelikteydi.

 

2 Ağustos 1990 tarihinde ve Irak rejimi Kuveyt topraklarını işgal ettikten bir iki saat sonra BM güvenlik konseyi 660 sayılı kararnameyi onaylayarak saddam rejiminin saldırısını kınadı ve derhal ve kayıtsız şartsız Kuveyt topraklarından çekilmesini istedi. Ancak saddam yine Amerika’nın tuzağını düşmüştü ve BM güvenlik konseyinin kararını reddetti. Bu kez Amerika ve müttefiklerin BM güvenlik konseyinden gerekli izni alarak Irak’a karşı geniş çaplı hava akını başlattı. Bu savaşta Irak’ın asker sayısı 550 bin ve ittifak güçlerinin sayısı 600 bin kadardı ki toplam 1 milyon 150 bin asker ediyordu. Bu savaşta en gelişmiş silahlar, yeni savaş uçakları, yeni cruise füzeleri ve elektronik askeri cihazlar kullanıldı.

 

Aslında Amerika’nın dönem Başkanı George Bush’un konuşması beyaz sarayın izlediği politikaya açıklık getiriyor ve bu görüşü doğruluyordu. Bush, savaş sırasında konu sadece küçük bir ülke olmadığını, Amerika yeni bir düşünceyi hayata geçirmek istediğini, yeni bir dünya düzeni kurulacağını ve bu yeni düzende çeşitli ülkeler tek bir hareketin ekseninde bir araya geleceğini ve beşeriyetin temel arzuları olan barış, güvenlik, özgürlük ve yasaların hakimiyetine kavuşacağını ileri sürdü.

 

Amerika yönetimi böylece bir yandan Fars körfezinde geniş çaplı askeri varlığını da güvence altına aldı ve öbür yandan Fars körfezinde yer alan Arap ülkeleri üzerindeki askeri hakimiyetini pekiştirdi ve sonuçta bu ülkelerin petrol kaynaklarına tam musallat oldu ve askeri gücünü tüm dünyaya dayattı.

Bu savaşta, savaşların tarihinde ilk kez petrol da caydırıcı unsur ve intikam aracı olarak kullanıldı. Saddam rejimi Kuveyt’in tam 735 petrol kuyusunu yakarak beşeriyet tarihinin en büyük ekolojik ve çevre faciasına yol açtı. Bu savaş aynı zamanda ikinci dünya savaşından sonra 20. Yüzyılda yaşanan dünyanın en büyük savaşıydı.

 

BM güvenlik konseyi 4 ay içinde Irak karşıtı 12 kararname onayladı ki bu da bu konseyin 46 yıllık tarihinde görülmemiş bir olaydı.

Savaştan sonra Amerika ile Irak ilişkileri aynı gergin şekilde devam etti. Fakat BM’nin Kuveyt savaşı yüzünden Saddam rejimine dayattığı yaptırımlar Irak milletinin yaşamını zor duruma soktu. Irak’ın kuzeyi ve güneyinde halk evinden yurdundan olup mülteci durumuna düştü ve canını kurtarmak için komşu ülkelere akın etti. Bu insanların bir çoğu soğuktan, açlıktan ve hastalıktan hayatını kaybetti.

 

Irak’ın komşuları arasında İran milleti ve devleti yine Irak milletine yardım eli uzatan ülke oldu ve Saddam rejiminin uygulamalarını kınamakla beraber Iraklı mültecilere kucak açtı, oysa Irak’ın bazı komşu ülkeleri Iraklı mültecileri kurşunla karşılıyordu.

O dönemde yaklaşık 1 milyon Iraklı mülteci İran’a geldi. Fakat bu, Amerika’nın bölgeye yönelik maceracılığının sonu değildi.

11 eylül 2001 olayları Amerika’ya bölgeyi yeni bir savaşın ateşini sürüklemesi için yeni bir bahane oluşturdu.

Mayıs 27, 2018 18:35 Europe/Istanbul
Görüşler