Amerika devleti 21 Mart 2003’te terörle mücadele, küresel barış, demokrasi ve özgürlük gibi sloganlarla illegal bir şekilde Irak topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi işgal etti.

Dünyada ikinci Fars körfezi savaşı adı ile ün yapan bu savaş işgalcileri ve Irak milletini asla beklenmedik acı sonuçlarla karşı karşıya getirdi, öyle ki bu savaş Amerika devletinin tarihi hatalarının yer aldığı listede kayda alındı.

 

Amerika’nın bu saldırı için ileri sürdüğü en önemli bahane, ABD dönem Başkanı oğul Bush’un Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu iddiasıydı.

Beyaz saray ve Londra yetkilileri bu savaş için BM’den izin almak ve savaşı legal gibi göstermek için Saddam rejiminin kitle imha silahlarının tehlikesini ileri sürdüler ve kendi kamuoyu ve uluslararası camianın desteğini alabilmek için bu bahaneyi abartmaya başladılar.

 

Amerika ve İngiltere Batı medyasının propaganda araç gereçlerini kullanarak, dünya büyük bir tehlikenin eşiğinde olduğunu, bu tehlike Saddam’ın elindeki kitle imha silahlarından ibaret olduğunu ve Irak’ın nükleer silah tehlikesi meselesi olduğunu ileri sürdüler. Ancak  gerçek farklıydı ve Irak o günlerde nükleer silah yapabilecek gücü yoktu, nitekim CIA dönem Başkanı George Tenet de eğer Saddam rejimi bir nükleer bomba yapmak için yeteri kadar uranyum üretmek isterse, bunun yıllarca sürebileceğini itiraf etmişti.

 

Oğul Bush’un politikalarını eleştiren uzmanlar da kesin kanıtlar ve belgeler ortaya koyarak beyaz sarayın da Saddam’ın elinde kitle imha silahları bulunmadığından emin olduklarını, CIA raporları da bir çok kez bu meseleyi doğruladığını göstermişti. Hatta CIA’nin bazı raporlarında şöyle deniliyordu: Irak savaşından önce tüm istihbarat bilgileri, Irak’ın kitle imha silahları ile ilgili programları onyıllar önce tamamen durduğunu ve gerçekte ölü program olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Irak’ın tüm kimyasal ve biyolojik silahları da 1991 ila 1998 yılları arasında BM denetçilerinin teftişleri sonucunda imha edilmişti.

 

ABD liderliğindeki Batı’nın 2003 yılında Irak’a yeniden saldırmak için ileri sürdüğü ilk bahanesi, Iraklı bir bakanın ülkesi kitle imha silahları yapmakta olduğunu yönünde bir iddiasıydı. CIA raporuna göre Irak Dışişleri Bakanı Sabri Naci bir casusa ülkesi yasak silahlar yaptığını söylemişti. Aslında CIA bu iddiayı Fransa casusluk servisinin CIA’ye verdiği bilgiye dayandırmıştı. Fransa casusluk servisi o günlerde bu bilgiyi Irak Dışişleri Bakanı Naci’nin yakın arkadaşı olan güvenilir bir casustan elde ettiğini iddia etmişti. Bu kişi, Iraklı gazeteci Nebil Mağribi olarak açıklanmıştı ve Fransa casusluk servisi onu CIA’ye tanıttıktan sonra CIA Mağribi’ye 200 bin dolar ödemeyi kabul etti.

 

Daha sonraları CIA bu raporun Irak rejimi kimyasal ve biyolojik  silah üretme programları olduğunu ve yine askeri nükleer programını 18 ila 24 ayda sonuca ulaştırabileceğini ortaya koyduğunu açıkladı.

On yıl sonra CIA’nin Paris’teki bölgesel büro temsilciliği Başkanı Bill Mary BBC kanalına verdiği mülakatta, Mağribi’nin Irak Dışişleri Bakanı Naci’den naklen bu ülkenin kitle imha silahları üretemediğini ve gerçek anlamda Irak’ta hiç bir depolanan kitle imha silahı olmadığı anlaşıldığını vurguladı. Bill Mary hatta ABD senato meclisinin Irak savaşı ile ilgili araştırmaları sırasında da casusunun Naci Sabri ile konuşması hakkında hazırladığı raporun daha sonra CIA merkezinde değiştirildiğini ve böylece Irak’ta kitle imha silahlarının varlığı ispat edilmek istendiğini belirtti.

 

Batılı kaynakların Irak savaşını haklı göstermek için ileri sürdükleri bir başka önemli iddia, Almanya’da siyasi bir sığınmacının iddiaları üzerine şekillenmişti. Almanya’da 1999 yılında  sığınma talebinde bulunan Iraklı kimya mühendisi Rafet Cenabi, ülkesinin kitle imha silahları üretme programları hakkında bazı iddiaları ileri sürmüştü. Cenabi Almanya istihbaratına Bağdat yakınlarında bir tarım ürünleri fabrikasında 7 ay çalıştığını, fakat  orası aslında gizli bir proje olduğunu ve kamyon ve tren vagonları üzerinde kurulabilecek kimyasal ve biyolojik laboratuvar yapımı üzerinde çalışıldığını söyledi.

 

Bu gelişmenin ardından Almanya istihbaratı konuyu Amerikalılarla paylaştı, fakat CIA ajanlarının Cenabi ile doğrudan görüşmelerine müsaade etmedi.

BBC birinci kanalı 2013 yılında Cenabi hakkında hazırladığı bir belgeselde şöyle dedi: Almanya dönem Dışişleri Bakanı Yuşkar Fişer 2000 yılının sonuna kadar Cenabi’nin iddiaları doğru olmadığı sonucuna vardı ve bu yüzden Cenabi ile temaslarını kesti.

 

Aralık 2002’de Almanya dış istihbarat servisi Başkanı Agust Haning, CIA dönem Başkanı George Tenet’e gizli bir mesaj gönderdi ve içinde Cenabi ve iddiaları hakkında uyarıda bulundu.

Almanya dönem Dışişleri Bakanı da üklesi CIA’yi Cenabi’nin iddialarına güvenmekten sakındırma konusunda ellerinden gelen çabayı harcadıklarını fakat bu çabalar sonuç vermediğini açıkladı.

 

2002’nin başlarında Britanya’nın dış istihbarat servisi MI6 de Cenabi hakkında değerlendirme raporunu CIA’ye gönderdi ki daha sonraları bu değerlendirmenin de doğruları yansıtmadığı ortaya çıktı.

Ancak ilginçtir ki ABD dönem Dışişleri Bakanı Colin Powel’in BM güvenlik konseyinde Irak’a saldırma konusunun ele alındığı oturumdaki ünlü konuşmasında Cenabi’nin sözlerine istinat etmesiydi. Powel bu konuşmada CIA dönem Başkanı George Tenet arkasında durduğu bir sırada Cenabi’nin iddialarına istinat ederek Irak rejimi biyolojik silah üretebilecek mobil teçhizata sahip olduğunu, bu teçhizatın izin sürülemediğini  ve bu yüzden uzun süre faaliyet yürütebileceklerini ileri sürdü.

 

ABD dönem Dışişleri Bakanı Colin Powel’in BM güvenlik konseyinde Irak’a saldırma konusunun ele alındığı oturumdaki ünlü konuşmasından üç gün sonra BM silah denitçileri Cenabi’nin iddia ettiği mekanı teftiş ettiler. BM denetçilerinin Başkanı BBC kanalına verdiği mülakatta, yaptıkları teftiş, iddia edilen mekanın terkedilen bir buğday deposu olduğunu ortaya koyduğunu, orada kesinlikle daha önce kitle imha silahı üretilmediği anlaşılıdığını belirtti. BM denetçilerinin bu bulguları Amerikalı yetkililere de bildirildi, fakat onların Irak’a saldırma kararında değişiklik yapamadı.

 

Bu süreçte en büyük şerefsizlik örneği ise BBC muhabirinin Cenabi’ye şimdiye kadar Irak hakkında söyledikleri hiç bir şeyin doğru olmadığını sorması ve o da tek bir kelimede hayır cevabını vermesi ve muhabir şaşkınlıkla yani hepsi yalan mıydı? diye sorduğunda Cenabi gülerek onaylamasıyla yaşandı.

 

 

CIA resmi bir bildiri yayımlayarak Cenabi’nin Irak’ta kitle imha silahları ile ilgili iddiaları gerçek dışı olduğunu ilan etmesinden bir gün sonra George Tenet, ailevi meselelerden ötürü CIA başkanlığından istifa ettiğini açıkladı.

Amerikalı ünlü düşünür ve yazar Noam Chamsky ise şöyle diyor: onlar Irak işgali ne gibi meziyetleri olacağının çok iyi bilincindeydi.

ABD Başkanı eski milli güvenlik danışmanlarından Lozensi de şöyle demişti: bizim Irak savaşını kazanmamız ve bu ülkenin kontrolünü ele geçirmemiz, ABD’nın Asya ve Avrupa kıtalarında iktisadi hakimiyetini armağan edecektir.

 

5 Şubat 2002’de New York Times gazetesi bir rapor yayımlayarak şöyle yazdı: CIA elinde Irak’ta son on yılda Amerika’ya karşı herhangi bir terör faaliyetinde bulunduğunu ispat edebilecek hiç bir belge veya kanıt bulunmuyor. CIA ayrıca Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in El-Kaide’ye kimyasal veya biyolojik silah vermediği konusunda da ikna olmuş görünüyor.

Tüm bunlar ve gösterilen belgeler, Irak’ta terörle mücadele ve El-Kaide ile Saddam bağlantısı gibi konuların tamamen beyaz sarayın ürettiği yalanlar olduğunu ve amacı da Irak topraklarını işgal etmek olduğunu ispat ediyor.

 

Amerika’nın Washington Post gazetesi de şöyle yazdı: El-Kaide örgütü ile Saddam Hüseyin arasında hiç bir bağlantı yoktu ve bu konu sadece ABD halkanın savaş için desteğini kazanmak için beyaz saray tarafından gündeme getirildi.

 

Irak topraklarının oğul Bush yönetimi tarafında askeri işgale uğraması aslında Amerika’nın uluslararası alanda izlediği stratejinin bir parçasıydı. Nitekim Amerikalı uzman Anatol Lion şöyle diyor: oğul Bush yönetiminin 1990’lı yılların başında ve sovyetler birliğinin dağılmasından sonra Dick Cheney ve Richard Pearl’e yakın düşünürlerce geliştirilen programı dünyaya askeri mutlak üstünlük kurma üzerinden tek yanlı olarak musallat olmaktır.

 

Irak’a düzenlenen çıkarmayı savunanların ta 11 Eylül 2001 olayları yaşandığı günden itibaren bu saldırı hakkında karar verdiklerini ortaya koyan belgeler bulunuyor. Nitekim Amerikalı bir çok güçlü politikacı, oğul Bush’un birinci yardımcısı Dick Cheney’den savunma Bakanı Donald Ramsfild ve yardımcısı Paul Wolfovitz’e kadar bir çok politikacı o günden sonra kitle imha silahları ve El-Kaide bağlantısı gibi bahanelerle Irak topraklarına saldırılmasını savunmaya başlamıştı.

Bu bağlamda hatta PBS kanalı Mart 2008’de Donald Ramsfild’in el yazısı olan bir belgeyi yayımladı. 11 Eylül 2001 günü öğleden sonra yazılan belgede Ramsfild açıkça yardımcılarından birine şöyle yazmıştı: araştırın, acaba sırf Usame bin Ladin değil, aynı zamanda Saddam Hüseyin’i de vurabilir miyiz.

 

Gerçi o dönemde oğul Bush nihai değerlendirmesinde Afganistan savaşına öncelik verdi, fakat bu belgeler Amerikalı yetkililerin 11 Eylül olaylarından hemen sonra Irak’a saldırma konusunda da kararlı olduklarını ortaya koyuyor.

 

Bu yıkıcı savaşlar Afganistan’da 2015 yılının sonuna kadar en az 40 bin sivilin ölümü ve yine Irak’ta da 2011 yılının sonuna kadar 103 ila 110 bin sivilin ölümüne neden oldu. Bu veriler hatta Amerika’nın Fownews kanalı gibi Batılı medya organları tarafından da doğrulanıyor. Bir başka ifade ile 11 Eylül olaylarından sonra her yıl Afganistan’da 2666 ve Irak’ta da 11 bin sivil hayatını kaybetti.

 

Bu veriler sadece sivilleri kapsıyor ve Irak konusunda da sadece 2011 yılına kadar kurban sayısını kapsıyor. Nitekim Irak savaşının kurban sayısı özellikle IŞİD terör örgütü gibi tekfirci terör örgütleri türedikten sonra ve 2014 yılında ABD ittifakının hava akınlarından sonra büyük oranda artış kaydetti.

Mayıs 27, 2018 19:06 Europe/Istanbul
Görüşler