Genel bir bakışta Amerika Başkanı Trump’ın ortaya attığı yüzyılın anlaşması adlı planın 7 temel aktörü olduğu söylenebilir.

Bu aktörler ise ABD, korsan İsrail, Filistin, Suudi Arabistan, birleşik Arap emirlikleri BAE, Ürdün ve Mısır’dan ibarettir.

Amerika Başkanı Trump’ın yüzyılın anlaşması adlı planının en önemli ve en temel aktörü ABD’dir, zira bu planı hazırlayan ve yürürlüğe koyan taraf Amerika devletidir. Amerika devleti bu planı çerçevesinde Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması, Kudüs tartışmasının tamamen ortadan kaldırılması, Filistin mültecilerin anavatanına geri dönüş hakkı yok sayılması ve tüm bunların Filistin ve İsrail adında iki bağımsız devletin kurulma meselesinde silinmesi gibi hedeflere ulaşmak istiyor. Nitekim ABD Başkanı Trump bundan önce de 2018 Davos zirvesinde ABD büyükelçiliğinin Tel aviv’den Kudüs’e tanışması, bundan böyle Kudüs’ün Filistinlilerle İsraillilerin arasındaki müzakerelerde yer almayacağı anlamına geldiğini belirtmişti.

Bu arada yüzyılın anlaşmasının başında ABD Başkanı Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner, Trump’ın Ortadoğu bölgesinde özel temsilcisi Jason Green Blat ve Amerika’nın işgal altındaki Filistin’de büyükelçisi David Feridman’ın yer aldığı ve bu şom projeyi ilerletmekle görevlendirildikleri belirtilmelidir.

Jared Kushner bu çerçevede şimdiye dek bir çok kez Arap ülkelerine ziyaret düzenledi ve başta Ürdün olmak üzere bu ülkelerin liderleri ile görüşmelerinde onları yüzyılın anlaşması adlı planın eksenleri ve hedefleri hakkında bilgilendirdi ve bunu yaparken de havuç sopa politikasını kullanmayı ihmal etmedi.

Image Caption

 

Amerika’nın İsrail büyükelçisi David Feridman ise Tel aviv’in işgal altındaki Filistin’de yayılmacı ve tecavüzcü politikalarının büyük hamilerindendir ve bu yüzden korsan rejim daha büyük bir hızla siyonist yerleşke inşaatına ve daha fazla Filistinli toprakları gaspetmeye devam ediyor. Bu doğrultuda Salih Naami Katar’ın El Arabi El Cedid gazetesinde yayımladığı yorumunda şöyle yazdı: Washington’un işgal altındaki Kudüs’teki büyükelçisi David Feridman sadece siyonist rejimin Batı şeria ve Kudüs’te işgalci uygulamalarına göz yummakla kalmıyor, aynı zamanda Filistinli bölgelerde siyonist yerleşkelerin toplanması yönündeki önerileri de eleştirerek bu tür önerilerin İsrail’de iç savaşa yol açacağını söylüyor.

 

Bu şom planı uygulamakta Amerika yönetiminin izlediği politika, korsan İsrail ile Fars körfezinin Güney kıyılarında yer alan Arap rejimleri birbirine yakınlaştırmak ve ilişkilerini normalleştirmek, İran ve şia mezhebinin yayılma tehlikesini abartmak ve ayrıca bazı ülkelerin iktisadi kaygılarından yararlanarak bu durumu onları bu şom proje ile eşgüdümlü hale getirmek için kullanmaktır. Bu doğrultuda hali hazırda Suud rejimi, Bahreyn ve BAE’nin siyonist rejim İsrail ile ilişkilerini normalleştirme süreci büyük bir ivme ile devam ediyor. Mısır ve Ürdün zaten onlarca yıl evvel İsrail ile barış anlaşması imzalayan devletlerdir.

Image Caption

 

Amerika yönetiminin Ortadoğu bölgesinde uzun yıllardır izlediği stratejilerden biri olan İran ve şia mezhebini tehlikeli gösterme politikası şimdi Trump – Netanyahu – Muhammed bin Salman üçgeninin kurulmasından sonra her zamankinden daha çok belirgin ve açık bir şekilde yürütülüyor. Öte yandan iktisadi baskı ise Ürdün, Mısır ve Filistin ülkelerine karşı kullanılıyor. Son günlerde Ürdün’de başlayan protesto eylemlerinin sonunda Arabistan ve BAE’nin iktisadi yardımları ile son bulması, Gazze şeridini yeniden inşa etme ve Batı şeria'da iktisadi şartların iyileştirilmesi önerileri ve ayrıca Mısır için bazı iktisadi planların ileri sürülmesi, hepsi bu ülkeleri yüzyılın anlaşması adlı planla eşgüdümlü hale getirmek için gündeme gelen iktisadi baskı aracıdır.

 

Kuşkusuz yüzyılın anlaşmasından en çok memnun olan taraf korsan İsrail’dir, zira bu plan tam olarak bu rejimin çıkar ve hedefleri doğrultusundadır. Gerçekte bu planda Kudüs’ün tamamen Yahudileştirilmesi, iki bağımsız devletin kurulması, siyonist yerleşkelerin tanınması, ayrıca Kudüs ve Filistinli mültecileri konularının Ortadoğu’nun sözde barış sürecinden çıkarılması, hepsi İsrail’in en çok istediği maddelerdir.

 

Buna göre İsrail’in yüzyılın anlaşması adlı plana karşı tutumu Suud rejiminin iç ve bölgesel politikalarına tam destek vermek, yerleşke inşaatını sürdürmek ve sultacı yeni yasalar çıkarmaktan ibarettir. Aslında Tel aviv Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın izlediği iç ve bölgesel politikalarının en büyük hamisidir. Zira Tel aviv’e göre Arabistan hali hazırda bölgede en önemli Arap aktördür. Bu yüzden İsrail Arabistan’ın veliaht kralı Muhammed bin Salman’ın Arabistan’da reform hareketini destekliyor. Zira Muhammed bin Salman’ın reformları bir yandan ülkesinde dinin rolünü şiddetle zayıflatıyor ve öbür yandan da açıkça Arabistan halkının yaşam tarzını batılılaştırma yönünde hareket ediyor ve bu politikalar açıkça İsrail’in çıkarlarına hizmet ediyor.

 

Suud rejiminin Arabistan’da kral Salman ve oğlu iktidarın başına geçtikten sonra izlemeye başladığı en önemli bölgesel stratejilerden biri, İran İslam Cumhuriyeti ve direniş ekseni ile zıtlaşmaktır, ki bu da yine en çok İsrail’in çıkarlarına hizmet ediyor. buna göre Arabistan ve İsrail arasında İran karşıtı bir ittifak kurulduğu söylenebilir.

 

Öte yandan yerleşke inşaatı korsan İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında Amerika’nın destekleri ile devam eden en önemli stratejilerinden biridir. Gerçekte siyonist yerleşkelerin inşaatının sürmesi işgal altındaki Filistin topraklarına daha fazla Yahudinin bu topraklara yerleşmesine zemin hazırladığı gibi, Filistin milletinin kendilerine ait olan anavatanından zorla göç ettirilmelerine de sebebiyet veriyor.

 

Yine yerleşke inşaatı diğer tüm stratejilere kıyasla daha fazla Trump’ın yüzyılın anlaşması adlı kumpasının uygulanmasına katkı sağlıyor. Amerika’da yayımlanan New York Times azetesi bu konu hakkında yayımladığı raporda şu değerlendirmede bulundu: Batı şerianın işgali üzerinden elli yıl geçtiği bir sırada İsrail rejimi işgal ettiği yüz binlerce hektarlık alanları kamu malı ilan etti  ve bu arazilerin hemen hemen yarısını yerleşke inşaatına ayırdı.

 

New York Times raporunu şöyle sürdürüyor:

“şimdi barış” adı ile anılan yerleşke inşaatı karşıtı örgüt ise örgütün eline geçen en yeni verilerin, söz konusu arazilerin sadece 400 parseli, yani bu arazilerin yüzde 0.24 kadarı Filistinlilere verildiğini ve geriye kalan yüzde 99.74’ü ise illegal siyonistlerin illegal yerleşkelerine tahsis edildiğini belirtti. İsrailli hukuk uzmanları da 1980’li yıllarından sonra kamu arazileri arayışının amacı yerleşke inşaatına yardımcı olmaktan ibaret olduğunu belirtiyor.

 

Yeni yasalar çıkarmak, ABD Başkanı Trump’ın yüzyılın anlaşması adlı kumpasında İsrail’in üçüncü önemli politikasıdır. Bu doğrultuda korsan İsrail parlamentosu 19 Temmuz 2018’de İsrail’in sözde Yahudi devleti olduğunu öngören ırkçı yasa tasarısını onaylayarak kanuna dönüştürdü. 2 çekimser ve 55 olumsuz oya karşı 62 oyla onaylanan bu yasaya göre Filistin toprakları Yahudilerin tarihi vatanı ilan ediliyor ve bu toprakların hakkında ancak Yahudilerin karar alabileceği ifade ediliyor.

 

Siyonist parlamentonun çıkardığı bu kanun ayrıca işgal altındaki Filistin topraklarının resmi dilini İbranice ilan ediyor ve Arapçayı da özel durum seviyesine düşünüyor. Bunun anlamı ise sadece istisna durumlarda Arapça siyonist rejim kurumlarında kullanılabilecek.

Bu kanun Kudüs’ü siyonist rejimin başkenti olarak ilan etmekten başka işgal altındaki Filistin topraklarında yeni siyonist yerleşkelerin inşa edilmesine de destek veriyor.

 

Middle East sitesi Ben Wite adlı yazarın kaleminden yayımladığı makalede bu kanun işgal altındaki Filistin topraklarına Apartaid niteledi ve amacını da Filistinli kimliği yok etme şeklinde beyan etti. Yazara göre Yahudi devleti projesi katil rejimin Filistin millete karşı son ırkçılık örneğidir. Yahudi devleti kanunu ve nihai kaderi, nüfusa bağlı tarihi bir savaşın bir parçasıdır. Siyonistlere göre bu savaş Filistin milletine daha sert uygulamaları ve onları bastırmayı gerektiriyor.

Sep 01, 2018 07:50 Europe/Istanbul
Görüşler