Filistin, ABD Başkanı Trump’ın ileri sürdüğü yüzyılın anlaşması adlı kumpasında bu anlaşmanın coğrafyası, kimliği ve tarihi ile doğrudan bağlantısı bulunan en önemli aktördür. Gerçekte Filistin, şimdiden yüzyılın anlaşması adlı planın kaybeden tarafı olarak belirlenmiştir.

Filistin kurtuluş örgütü FKÖ icra komitesi genel sekreteri Saib Arikat Amerikan patentli bu şom plan hakkında şöyle diyor: Bu plan Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti tanımayı ve ABD büyükelçiliğini Tel aviv’den Kudüs’e taşımayı içeriyor ve böylece Kudüs meselesi kapanıyor. Amerika devleti Filistin ülkesi için Kudüs çevresinde 1967 yılında işgal edilen topraklarından kilometrelerce uzak olan bir noktayı önermek istiyor. Bu planda ayrıca ABD Başkanı Donald Trump siyonist illegal yerleşkelerin İsrail’e ilhak edilmesini onaylamıştır.

 

Filistin kurtuluş örgütü FKÖ icra komitesi genel sekreteri Saib Arikat şöyle devam ediyor: Netanyahu Batı şerianın %15 kadarını ilhak etme önerisini gündeme getirmişti, ancak Trump sadece %10 kadarını kabul etmiş ve şimdi Amerika devleti bu aşamadan sonra barışın ortakları olarak İsrail ve Filistin için yeni bir ortak güvenlik kavramı sunuyor. Bu öneriye göre Filistin her türlü silahtan arınmıştır ve Ürdün, Mısır, ABD ve talip olan diğer bazı ülkelerle birlikte ikili bölgesel ve uluslararası güvenlik işbirliği yapacak uluslararası polis gücü Filistin’de görev yapacak ve İsrailli güçler de Ürdün ırmağının uzantısında ve merkezi dağlarda sözde güvenliği temin etmek için konuşlanacaktır.

Image Caption

 

Öte yandan Amerika yönetimi Filistinli tarafların yüzyılın anlaşmasına karşı çıkmalarını hafifletmek için Filistinli gruplara karşı havuç sopa politikasını uyguluyor. Buna göre bu planda Gazze şeridinin yeniden inşası ve bu bölgede devam eden insani krizin sonlandırılması gibi öneriler yer alıyor. Ancak planın diğer maddeleri başta Kudüs olmak üzere bazı Filistinli bölgelerin elden gitmesi Filistin kimliği ve tarihinin yok edilmesi anlamına geliyor. Bu yüzden yüzyılın anlaşması konusunda Filistin özerk teşkilatı ile Filistinli direniş grupları arasında bu şom plana muhalefet etme konusunda görüş birliği söz konusudur.

 

Arap yazar Salih Naami, Katar’ın El Arabi El Cedid gazetesinde yayımladığı yazısında şöyle diyor: ne Filistin özerk teşkilatı ve ne de Filistinli diğer tarafların maddeleri Filistin’in milli meselesini yok edecek bir anlaşmanın uygulanmasına ortak olmayacağı açıkça ortadadır.

Bu bağlamda Filistin özerk teşkilatı Amerika yönetimi Tel aviv büyükelçiliğinin Mayıs 2018’de Kudüs’e taşımasının ardından Washington yönetimi ile tüm ilişkilerini kesti.

 

Gerçi Filistin özerk teşkilatının yüzyılın anlaşmasına karşı muhalefeti Amerika ile siyasi muhalefet ve ilişkilerini kesme ve uluslararası ilgili mercilere baş vurma gibi uygulamalarla sınırlı kalacağı anlaşılıyor, fakat Filistinli direniş grupları bu plana kesin muhalefet etmekle beraber direnişe devam edecekleri de kesindir. Geri dönüş yürüyüşünün devam etmesi, siyonistlerin saldırılarına karşı siyonist yerleşkelere ve hatta Tel aviv’e füze saldırıları, ayrıca yeni intifada hareketinin şekillenmesi, hepsi Filistinli direniş gruplarının yüzyılın anlaşmasına gösterdikleri tepkinin çerçevesinde gündeme geliyor.

 

Fars körfezi işbirliği konseyinin iki üyesi olan Arabistan ve birleşik Arap emirlikleri BAE, Trump’ın yüzyılın anlaşmasına destek veren Arap rejimlerdendir. Arabistan ve BAE’nin Amerikan patentli projeye yönelik tutumu, İsrail ile ilişkileri normalleştirmek, Filistin özerk teşkilatına bu planı kabul etmek için baskı uygulamak, Gazze şeridinin yeniden inşası için mali yardım sözü vermek ve Ürdün’ün ekonomik bunalımının çözümüne yardımcı olmaktır.

 

Amerika’nın Washington Post gazetesi 23 Haziran 2018’de yayımladığı raporunda Amerikalı bir heyetin Ortadoğu bölgesine gelerek bazı Arap liderlerle görüştüklerini yazdı. Gazete şu ifadelere yer verdi: İsrail medyasında Arabistan ve BAE’nin Trump’ın yüzyılın anlaşması adlı planına destek ve Ebu Mazen’e müzakereye boyun eğmek üzere baskı uygulamak için hazır oldukları yönünde bir çok rapor yayımlanıyor. Bundan başka Arabistan, BAE ve Kuveyt de Ürdün’ü baskı altında tutmak için bu ülkenin ekonomisine iktisadi yardım vaadinde bulunuyor ve Amman’a 2.5 milyar dolar yardımda bulunacaklarını belirtiyor.

 

Ürdünlü İsrail meseleleri uzmanı İmen Dahac Haniti ise Londra’da yayımlanan Ray El Yom gazetesinde yayımladığı makalesinde şöyle yazdı:

Fars körfezinin Arap emirlikleri Gazze ve Sina’nın eşit kalkınması amacıyla bir milyar dolar değerinde iktisadi projelerin bedelini üstlenmek ve böylece Gazze şeridinde yaşayan halkın insani faciasına son vermek istiyor.

 

Bir dönem Filistin milletinin alternatif vatanı olarak gündeme getirilen Ürdün de yüzyılın anlaşmasının baş aktörlerinden biri sayılır. Gerçekte Ürdün’ün yüzyılın anlaşmasında rolü, korsan İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 19 Haziran 2018 tarihinde Ürdün’ün başkenti Amman’a gelerek Ürdün kralı ikinci Abdullah ile görüşmesine sebebiyet verecek kadar önemlidir.

Ürdün’ün bu planda aktör olması her şeyden ziyade bir jeo politik zorunluluk yüzündendir. Ürdün işgal altındaki Filistin ve Batı şeria ile komşudur ve bu yüzden yüzyılın anlaşmasını kabul ederek bu plana eşlik etmesi gereklidir.

Image Caption

 

Gerçi bazı raporlarda, yüzyılın anlaşmasında Mescid-i Aksa’nın yönetimi Ürdün’den alınarak korsan İsrail’e verileceğinden söz ediliyor, ancak Ürdünlü gazeteci yazar ve İsrail meseleleri uzmanı İmen Dahac Haniti bu konuda şöyle diyor: Bu planda Mescid-i Aksa’nın yönetimi Ürdün’da kalacaktır, ki bu durum Ürdün – İsrail arasındaki 9 maddelik anlaşma ve 2013 yılında Ürdün kralı ikinci Abdullah ve Filistin özerk teşkilatı Başkanı Mahmut Abbas tarafından imzalanan Ürdün – Filistin anlaşmasına aykırı değildir.

Bilindiği üzere Kudüs 1967 yılında işgale uğradıktan sonra Filistinlilerin Filistin’de hiç bir rolü olmaması için Filistin’in kutsal mekanlarının yönetimi Ürdün’ün Haşimi hanedanına devredildi ve bu yetki günümüze dek devam etmiştir.

Haziran 2018 tarihinde Ürdün’de düzenlenen ve geçim sıkıntısına itiraz edilen protesto eylemleri hakkında gündeme getirilen yorumlardan biri, bu eylemlerin aslında Amerika, Arabistan ve korsan İsrail tarafından organize edilerek desteklendiği ve böylece Ürdün yönetimini halkın baskılarından kurtulmak için yüzyılın anlaşmasına evet demesini sağlamaya yöneliktir. Nitekim pratikte de şer üçgeninin bu isteği gerçekleşti ve Amman yönetimi ABD patentli şom planı kabul ettiğini açıkladı.

 

Ürdünlü İsrail meseleleri uzmanı İmen Dahac Haniti bu konuda şu yorumda bulundu: Ürdün’ü bu planı kabul etmeye hazırlamak için iktisadi etkenler ve iktisadi barış önemli rol ifa edecektir. Nitekim Ürdün iktisadi baskı altında tutuldu ve sonuçta Amman yönetimi teslim oldu ve uluslararası güçlerin ve bölgedeki Arap müttefiklerinin planladığı anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı. Ürdün iktisadi baskılara dayanamadı ve sonuçta 3 milyar dolara varan dış borçlarının bağışlanacağı önerisi Amman için çok cazip bir öneri olabilir.

 

Yüzyılın anlaşmasında Ürdün için belirlenen rol ise Filistin özerk teşkilat Başkanı Mahmut Abbas’a bu anlaşmayı kabul etme yönünde baskı uygulamak, siyonist rejim ile barışçıl ilişkilerini sürdürmek ve ayrıca Mescid-i Aksa’nın nasıl yönetileceği konusunda İsrail’in sözlerine kulak vermektir.

 

Mısır da yüzyılın anlaşmasının önemli aktörlerinden biridir ve bu planda özel bir yeri vardır. Bu özel konum Mısır’ın tarihi, nüfusu ve coğrafyasından kaynaklanıyor. Tarihi açıdan Mısır İslam dünyasının eski medeniyetlerinden ve Arap güçlerinden biridir ve hali hazırda da El Ezher üniversitesine ev sahiliği yapan Mısır, Arap dünyasının önemli bir İslam ülkesidir.

Mısır nüfus bakımından da Arap dünyasının en büyük ülkelerinden biridir ve yine Arap dünyasının en büyük ordusuna sahiptir. Coğrafi açıdan ise Mısır Gazze şeridi ve işgal altındaki Filistin’le komşudur. Nitekim Mısır en çok bu yüzden yüzyılın anlaşmasında önem kazanmıştır.

 

Bu doğrultuda Mısırlı diplomatlar Jerad Kushner’le Mısırlı yetkililerin arasında gerçekleşen müzakerelerde Gazze şeridi ve Mısır’ın Rafah sınır kapısında bir serbest ticaret bölgesi açılması ve yine sınır bölgesinde büyük bir elektrik istasyonu kurulması ve ürettiği elektriğin tam olarak Gazze şeridine tahsis edilmesi kararlaştırıldığını, bu projelerin 500 milyon dolarlık maliyetini de BAE üstlenmesi öngörüldüğünü ifşa etti.

Image Caption

 

Bundan başka Amerika’nın Filistin’le ilgili planında Kuzey Sina bölgesinde Mısır ve Gazze şeridi arasında ortak bir liman kurulması ve bu limanın yönetimi tamamen Mısır’ın elinde bulunması, fakat insan gücü Gazze şeridinden temin edilmesi öngörülüyor. Bu planın bir maddesi de Kuzey Sina bölgesinde Mısır’a ait olacak bir havaalanının Gazze halkına hizmet sunmak üzere inşa edilmesi ve Mısır tarafından yönetilmesi, insan gücü de Mısır tarafından karşılanması ile ilgilidir.

 

Yüzyılın anlaşması çerçevesinde ayrıca Mısır ve Gazze şeridinin ortak sınırında büyük bir sanayi bölgesi oluşturuluyor. Bu bölgenin mali sponsorluğunu ise Fars körfezi kıyılarında yer alan Arap emirliklerin yapması gerekiyor.

Mısır yönetimi ise bu projenin Mısır toprakları içinde ve Sina kalkınma projesi çerçevesinde uygulanacağı için projeye sıcak bakıyor. Sina kalkınma projesi Suud rejiminin Güney Sina eyaletinde ve Neom projesi doğrultusunda uygulayacak projelerden birini oluşturuyor. Bu proje Mısır, Ürdün ve İsrail’in işbirliği ile gerçekleştirilecek.

 

Buna göre de Mısır’ın yüzyılın anlaşması çerçevesinde yapması gereken şey, Filistin özerk teşkilatı ve Filistinli direniş gruplarına bu anlaşmayı kabul etmeleri yönünde baskı uygulamak ve ayrıca İsrail ile barışçıl ilişkilerini sürdürmek ve hatta daha da güçlendirmektir.

Sep 02, 2018 09:37 Europe/Istanbul
Görüşler