İmam Ali –s– mükemmel insan, adalet ve özgürlük bayraktarı, konuşan Kur'an, mağdurların dostu, zalimlerin ve cahil zorbaların düşmanı olarak bilinen bir önderdi.

Bu büyük insanın şehadet yıldönümü dolaysıyla tüm hak ve hakikattaleplere, oruçlu insanlara ve geceleri uyanık geçirerek ibadet edenlere ve tüm basiretli ve hür insanlara taziyelerimizi sunuyor ve sohbetimize başlıyoruz.

 

Geçen bölümden hatırlanacağı üzere, günümüz dünyasında en büyük ve facia boyutundaki sorunlardan biri insanların arasındaki mesafenin derinliği ve uygulanan ayrımcılıktır. Bugün dünyada küçük bir grup dünya serveti ve imkanlarının büyük bir bölümün tek başlarına ellerinde tutmakta ve müreffeh bir hayat sürdürmekte, oysa insanların büyük bir bölümü yoksulluk ve acı içinde ve hatta bir lokma ekmeğe muhtaç kalacak şekilde yaşam mücadelesi vermektedir.

 

Yine geçen bölümde belirtildiği üzere, İslam dininin önemli stratejilerinden biri topluma iktisadi adaleti hakim kılmaktır. Ancak böylesine ideal bir topluma kavuşmak için İslam dini öncelikle sınıfların arasındaki uçurumları doldurmak için bazı çözüm yolları sunmuştur.

Geçen bölümde İslam dininin sunduğu çözüm yollarından bazılarını gündeme getirdik. Şimdi konumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

Sınıfların arasında uçurum ve mesafe oluşmasına yol açan önemli sebeplerden biri, bazı insanların servet biriktirme düşkünlüğüdür. Kuşkusuz eğer zenginler dini ve insani sorumluluklarını yerine getirir ve Kur'an'ı Kerim’in tabiri ile mahrumların mali haklarını öder ve sırf kendilerini ve ailelerini ve evlatlarını düşünmez ve servet biriktirmez ve servet üzerinde tekel kurmazsa, sınıfların arasındaki uçurum zamanla yok olur.

 

Kur'an'ı Kerim servet biriktirme kültürünü yok etmek ve bu anlayışla mücadele etmek için şöyle buyurur:

Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve râhiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!

 

Bu ayette bir kaç nokta dikkat çekiyor. İlk nokta şu ki ayet müminlere hitap ederek söz başlıyor, ki bu da iki mesajı olabilir. ilkin ayet müminleri servet biriktirenlerin yoluna adım atmamaları ve onların acı kaderine ortak olmamaları konusunda uyarıyor. İkinci mesaj da şu ki müminleri, halkın malını batıl bir şekilde tüketen ve sürekli insanların Allah tealaya yakınlaşmasını engelleyen yahudilerin ve hristiyanların attığı kandırıcı sloganlarına kanmamaları ve bu sloganlardan etkilenmemeleri konusunda uyarıyor. Yine İslamî rivayetlerde Müslümanlar hatta kendi alimleri dünyanın şatafatlı hayatına veya güç ve servet odaklarına ilgi duydukları takdirde onlara göz yummaları ve onlardan uzak durmaları gerektiği vurgulanıyor.

 

Ayette yer alan bir başka nokta şu ki, gerçi servet düşkünleri bu dünyada kısa bir süre refah ve nimet içinde yaşayabilir, fakat kesinlikle ahiret aleminde dini ve insani olmayan bu amellerinin cezası ile karşılaşacakları kesindir. Bu yüzden ayet son bölümünde Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! Şeklinde buyuruyor.

 

Kur'an'ı Kerim bir sonraki ayette daha da net bir şekilde konuşuyor ve kıyamet gününde bu zümreyi bekleyen azabın niteliğini ve niceliğini beyan ederek şöyle buyuruyor:

(Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): "İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!"

 

Bazıları İslam dini bu tehditlerle iktisadi faaliyetlere karşı olduğunu düşünebilir, oysa böyle bir algılama İslam’ın iktisadi ilkelerine aykırıdır. Bu algılamanın tam aksine İslam dini İslamî toplumu izzetini ve bağımsızlığını korumak ve ecnebilere bağımlı olmamak için çalışmaya ve çaba harcamaya davet ediyor ve mal ve servetin toplumu ayakta tutacağını savunarak Nisa suresinin 5. Ayetinde şöyle buyuruyor:

Allah'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

 

İlginçtir ki Kur'an'ı Kerim’de yüz on kez dünyadan ve bir o kadar ahiretten söz edilmiştir. Burada önemli olan şey, kapitalist veya sosyalist düzenlerin aksine İslam dininde mal ve servet hedef değil, bireysel ve sosyal ihtiyaçları karşılamak için bir araçtır ve belli bir çerçevede ve dengeli bir şekilde tüketilmelidir.

Bundan başka öz Muhammedi –s– İslam’ın yapıcı kültürüne göre hiç kimse tekelci davranamaz ve mal ve servet sınıfsal uçurumları oluşturacak şekilde belli bir kesimin elinde toplanamaz.

 

İmam Sadık –s– sahabeden birine şöyle buyurur:

Acaba sen Allah’ı, kime mal ve servet vermişse onu saymış ve kime vermemişse hor görmüş olarak mı bilirsin? Hayır, asla böyle değildir. Mal Allah’a aittir ve onu bazılarına emanet olarak verir ve onlara verdiği malı dengeli bir şekilde tüketmelerine ve yiyecek ve giyecek ve evlenmek ve aile kurmak ve alış veriş yapmak ve fazlasını Allah’ın mümin kulları arasında dağıtmak ve onlara çeki düzen vermek için müsaade etmiştir. Eğer biri esas maliki Allah olan malını meşru ve dengeli bir şekilde harcarsa ve yaşamının zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için o malı tüketirse, o mal ona helaldir ve eğer bunun tersini yapar ve aşırı tüketirse o mal ona haramdır.

İmam Sadık –s– ayrıca şöyle buyurur: israf etmeyin zira Allah israf edenleri sevmez.

 

Dolaysıyla İslam dininde her insan dengeli ve doğal yaşamalı, yaşamdan zevk almalı ve ihtiyacı olan her şeyi satın alarak karşılamalı, fakat servet biriktirmemeli, şatafatlı yaşamamalı, israf da etmemelidir.

Bundan başka insan sürekli yoksullardan ve mahrum insanlardan gafil olmamalı ve onlara yardım etmeli ve mal konusunda tekelci davranmamalıdır.

Biz de yüce Allah’tan bize bu konuda muvaffak olmayı niyaz ediyoruz.

Jul 21, 2018 21:16 Europe/Istanbul
Görüşler