Bilindiği üzere insanoğlu fıtri olarak adalettalep bir mahluk olarak yaratılmıştır ve adalet temelinde kurulan düzenleri ve adalettalep önderleri savunur ve bunun yanında zulümden ve zalimlerden ve genelde zalim düzenlerden ve adaletsizlikten acı çeker.

Kur'an'ı Kerim bakışında adaletin önemli bir yeri vardır, öyle ki yüce Allah adaleti peygamberini göndermenin felsefelerinden biri olarak ifade ederek şöyle buyuruyor:

Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik.

 

Adalet insan yaşamında işleri doğal yoluna koyar, oysa zulüm ve adaletsizlik bireysel ve sosyal tüm işleri doğal ve esas yolundan saptırır. Bir başka ifade ile adalet, toplumu dengeler ve herkesi hoşnut ettiği gibi toplumun sağlığını ve huzurunu korur. Ancak zulüm ve adaletsizlik zulme uğrayan mazlumlar hele dursun, hatta zalimleri bile tatmin etmez.

 

Adalet, herkesin geçebildiği büyük ve geniş bir karayolu gibidir, oysa zulüm hiç kimse gideceği yere varamayacağı tali bir yol gibidir. Ancak buna karşın zulüm ve ayrımcılık, adaletin uygulanmasını önlemek isteyen zümrenin kullandığı malzemelerdir. Bu anlayışa kesinlikle karşı koyan İslamî dini şöyle buyurur: Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır.

 

Bu ayette kavam sözcüğünün çoğulu olan ve çok kıyam eden anlamına gelen kavamin tabiri kullanılmıştır. Yani her halükarda ve her işte ve her zaman adalet için kıyam etmek gerekir ki bu amel sizde bir alışkanlık haline gelsin. Öyle ki bundan böyle asla adalet ilkesine aykırı adım atmazsınız ve belki de burada kesin azim ve kararlılıktan maksat da adaleti inşa etmek için kesin kararlı olmaktır ve her türlü şartlarda Allah rızasını kulun rızasından öncelikli tutmak ve adalet yolundan asla sapmamak gerekir.

 

Bu temel noktanın sebebi hakkında Kur'an'ı Kerim şöyle buyurmaktadır: şahitlik ve şahadet konumunda tüm mülahazaları bir kenara bırakın ve ancak Allah rızası için hakka şahitlik edin, hatta bu şahadet sizin veya annenizin veya babanızın veya yakınlarınızın zararına olsa bile ve bu, hakiki müminin özelliklerinden ve işaretlerinden biridir.

 

Maalesef toplumda adalettaleplik kültürünü oluşturabilecek ve ayrımcılıkların kökünü kurutabilecek ilkeli bakışın aksine bazen işin içine zenginlerin ve para pul sahiplerin karışmasına durumunda adalet unutuluverir ve görecede hiç bir hamileri olmayan fukaranın ve mazlumların hakları çiğnenir.

 

Kur'an'ı Kerim bu zalimane ve adalet ruhuna aykırı eğilimi tenkit etmek için şöyle buyurur: eğer mahkemenin önüne çıkanlar ister zengin olsun ister fakir ve muhtaç olsun Allah’ı gözetlemek gerekir ki her açıdan bu iki gruba nazaran öncelikli ve üstündür. Kuşkusuz eğer Allah teala gözetilirse hak inşa edilir ve adalet en ufak ayrım yapılmaksızın uygulanır. Ancak asi nefsani heva ve heves insanın hakkı savunmasına ve adalet yolunda hareket etmesine müsaade etmez. Bu yüzden Allah teala ayetin devamında şöyle buyurur: adaleti uygulayabilmek için nefsani heva ve heveslerinizi izlemeyin.

 

Bu cümleden anlaşıldığı üzere insanı adalet yolundan saptıran ve hakka aykırı şahadet etmesine yol açan zulümlerin ve adaletsizliklerin ve heva ve heves düşkünlüğünün çıkışı insan nefsidir. Kur'an'ı Kerim yine adaleti inşa etmek için şu ilahi fermana vurgu yaparak şöyle buyuruyor:

Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

 

 İlginçtir ki ayetin son bölümünde ilahi haberdarlık Habir olarak tabir edilmiş ve Alim sözcüğü kullanılmamıştır. Zira Haber bir işin tüm inceliklerinden ve detaylarından haberdar olan kimseye denir ve Allah konusunda da sizin tüm işlerinizin tüm detaylarını ve açık gizli yönlerini tam bildiğini beyan etmek istediklerinde kullanılır. Allah teala sizin hak ve adaletten hangi bahane ile olursa olsun en ufak sapmanızı ve hatta görecede hakkı savunduğunuzu veya başkalarını kandırmak için haktalep gözükmenizi bilir ve sizi cezalandırır.

 

Ayetin içerdiği önemli noktalar İslam dininde adaletin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Burada üzerinde durulması önemli nokta, İslam’ın adalet temelli kültürünün gözetlediği adaletin tüm sosyal, kültürel, iktisadi, yargı, siyasi, eğitim gibi alanların tümünde uygulanmasıdır. Gerçekte İslam dini tüm alanlarda adaleti uygulayarak adalet temelinde bir nizam inşa etmek istiyor. Bu şartlarda ayrımcılıklar ve sınıflar arasındaki mesafeler ortadan kalkıyor ve herkes yasaların önünde eşit oluyor.

 

İslam Peygamberi -s- adalet eksenli bir hükümet kurmak istiyordu, zira adaletin uygulanması konusunda hem kesin tavırlıydı ve hem büyük hassasiyet sergiliyordu. Günlerden bir gün ünlü ve zengin bir aşiret olan Mahrumoğulları aşiretinden bir kadın hırsızlık yapmış ve suçu da yargı tarafından ispat edilmişti. Ancak yakınları cezanın uygulanmasını önlemek için harekete geçti. Allah Resulü -s- nezdinde saygın biri olan Usame bin Zeyd arabuluculuk yaparak o hazretten kadının suçunu affetmesini istedi, ancak Usame konuşmaya başlar başlamaz Allah Resulü -s- şiddetle öfkelendi ve şöyle buyurdu: Allah’ın belirlediği haddi gözardı edebilir miyiz hiç?!

 

İslam Peygamberi -s- aynı günün ikindi vaktinde halka hitaben bir konuşma yaparak şöyle buyurdu: geçmiş kavimler kanunu ve adaleti uygulamakta ayrım yaptıkları için çöküp yok oldular. Zira ne zaman yüksek mevkide biri bir suç işleseydi onu cezadan muaf tuttular, fakat yoksul kesimden biri aynı suçu işlese, onu cezalandırdılar. Camın elinde olan Allah’a and olsun adaleti uygulamakta asla müsamahakar davranmam, suçlu en yakın akrabam olsa bile.

Jul 21, 2018 21:48 Europe/Istanbul
Görüşler