Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!

Her taraf gözün gördüğü yere kadar çöldü. Çölün ortasında bir tek çadır vardı ki yolunu kaybedenlerin kalbinde bir umut ışığı oluyordu. Çadırın içinde beli bükülmüş yaşlıca bir kadar oturmuş, keçisini de çadırın orta direğine bağlamıştı.

Yaşlı kadın iki kişinin ona doğru geldiklerini farketti. İki adamın görünüşünden susamış ve aç oldukları anlaşılıyordu.

 

İki adam yaşlı kadına selam verdiler. Adamlardan biri şöyle dedi: nineciğim, biz yolumuzu kaybettik, hem susadık, hem açız ve sıcak hava da bizi çarptı, mümkünse biraz biraz su ve bir lokma ekmek ver.

Yaşlı kadın hemen yerinden kalktı ve çadırın bir köşesindeki su testisini getirerek şöyle dedi. Siz biraz su için ve dinlenin, oğlum develeri otlatmak için çöle çıktı, birazdan gelir, şu keçiyi keser ben de size yemek yaparım.

 

Yaşlı kadın çadırın önünde oturdu, iki adam da dinlenmeye başladı. Yaşlı kadın arada bir çadırın önündeki perdeyi aralıyor ve çölün derinlerine bakıyordu. İki yolcu adam sordu: anacağım, neye bakıyorsun? Yaşlı kadın şöyle dedi: oğlumun dönüş yoluna bakıyorum, bugün çok gecikti.

Yaşlı kadın bir kez daha dışarı baktı, bu kez hali değişti. Yüzünden kaygısı okunuyordu. Adamlar sordu: ne oldu? Yaşlı kadın şöyle dedi: Allah hayır etsin, oğlumun devesini başka bir adam binmiş bize doğru geliyor, oğlum da yok. Korkarım başına bir bela gelmiş olabilir.

Yaşlı kadın çadırdan çıktı ve deve ile gelen adamı karşıladı. Devenin üzerinde oturan adam yaşlı kadına şöyle dedi: nineciğim, Allah sana sabır versin, oğlun vefat etti.

 

Oğlunun vefat ettiği haberi yaşlı kadının yüreğini yaktı, perişan etti, fakat yaşlı kadın inlemeden figan etmeden şöyle dedi: ey genç, biraz yavaş konuş, iki misafirim var, onlar bunu öğrensin istemem. Söyle bakalım oğlumun başına ne geldi? Adam anlattı: oğlun develere su vermek istedi, o sırada develer birbirine girdi, develerden biri oğluna tekme attı ve oğlun kafadan kuyunun içine düştü. Biz onu hemen çıkardık, ama ölmüştü.

 

Yaşlı kadın bu haberi çok üzülmüştü, fakat sabretti ve deve ile gelen genç adama şöyle dedi: evladım, şimdilik deveden in de şu keçiyi kes ki ben de misafirlerime yemek yapayım.

Genç adam indi, keçiyi kesdi ve hüzünlü garip kadın yüreği yandığı halde bir köşeye oturup yemek yaptı ve misafirlerine ikram etti.

 

Yaşlı kadın misafirlerini ağırladıktan sonra şöyle dedi: sevgili misafirlerim, yegane yar ve yaverim oğlumu kaybettim, sizin aranızda Kur'an'ı Kerim okuyabilen var mı ki okusun ben de dinleyeyim? İki misafirden biri hoş bir ahenkle Kur'an'ı Kerim tilavetine başladı:

Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: "Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz." derler.

 

Adam bu ayetleri okurken yaşlı kadın da kulak vererek gözyaşı döküyordu. Yüce Allah yüreği yanan kuluna şöyle buyuruyordu: biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri.

 

Yaşlı kadın bu ayetleri duyunca büyük bir güç kazandı ve yerinden kalkarak iki rekat namaz kıldı ve başını secdeye koyarak şöyle dedi: ey mihriban Allah, bu yegane evladı sen bana inayet ettin, sen de benden aldın. Bana sabretmeyi emrediyorsun, ben de itaat ediyorum. Sen de sözünü tutacağını biliyorum.

Yaşlı kadın ardından misafirleriye vedalaştı ve oğlunun cenazesini defnetmeye gitti.

Jul 25, 2018 20:35 Europe/Istanbul
Görüşler