Bir rivayete göre Kadir gecesi olma ihtimali bulunan gecelerden biri mübarek Ramazan ayının 27. gününe bağlanan gecedir. Bu gece durumumuzu, iyi kötü yönlerimizi gözden geçirerek yüce Allah’ın yardımı ile ahiretimiz için aydın ve umut verici bir ufuk belirlemek üzere son fırsat sayılır.

Geçen bölümde İslam ümmetinin vahdetini pekiştirebilecek ve bağımsızlık, izzet ve iktidarını güvence altına alabilecek kardeşlik bağları ve barıştan söz ettik ve İslam düşmanları Müslümanların izzet ve azametine tahammül edemediklerini ve bu yüzden her türlü entrikayı ve kumpası kullanarak Müslümanların vahdet temellerini çökertmeye çalıştıklarını anlattık. Bu sözün anlamı bizlerin büyük titizlik ve basiretle düşman komplolarını rasat etmemiz ve onları etkisiz hale getirmemizdir. Fakat bu arada unutmamak gerekir ki İslam ümmeti arasında söz ve davranışların vereceği zararın tehlikesi dış tehlikelerden fazla değilse, az da sayılmaz.

İmam Ali’den –s– şöyle buyurduğu rivayet edilir: Allah Resulü –s– Müslümanlar büyük ve ağır bir savaştan geri döndükten sonra şöyle buyurdu: aferin küçük cihadı geride bırakanlara ve şimdi büyük cihat için hazırlanmaları gerekir. Müslümanlar henüz o büyük savaşın yorgunluğunu üzerlerinden atmadan bir süre dinlenmeyi umdukları bir sırada İslam Peygamberi –s– daha büyük bir savaşın hazırlığını yaptığını zannederek şaşkınlık içinde cihad-ı ekber ya da daha büyük cihattan maksat ne olduğunu sordular. Allah Resulü –s– şöyle buyurdu: maksadım, nefisle cihattır ki dış düşmanla cihat etmekten çok daha ağır ve çok daha tehlikelidir.

Kur'an'ı Kerim de Maide suresinin 3. ayetinde bu konuda önemli bir tavsiyede bulunarak şöyle buyurmakta:

Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun.

İslam aleminin büyük düşünürü ve filozofu şehit Murtaza Mutahhari şöyle diyor: yüce Allah benden korkun derken amacı kendi içinizdeki tehlikelerden ve tehditlerden korkmanızdır. Kur'an'ı Kerim bu konuyu genel bir şekilde ifade etmekten sıyrılmak için bunu bir çok ayette ve örnekler vererek ve söz ve amelde mısdaklarını beyan ederek iç tehlikelere dikkat çekmiş ve örneğin Hucurat suresinin 11. ayetinde şöyle buyurmuştur: Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.

Müfessirler bu ayetlerin nazil oluşunun şanı için çeşitli konulara temas etmiştir. Örneğin İslam Peygamberi’nin –s– hatiplerinden Sabit bin Kays hakkında bu zatın kulakları ağır olduğu ve camiye geldiğinde Allah Resulü’nün –s– sözlerini duyabilmesi için Resulullah’ın –s– yanında kendisine bir yer ayırdıkları ifade edilir. günlerden bir gün Sabit camiye girer ve kalabalığın arasından geçerken, yer verin, yer verin, diye seslenir. O sırada Müslümanlardan biri ona, burada otur, der. Sabit o adamın arkasında oturur, ama çok bozulur ve o adama sen kimsin?diye sorar. Adam falanca kişiyim der. Sabit sanki böyle bir fırsatı kollarcasına hemen şöyle der: falanca kadının çocuğu musun? Adam utanır ve başını öne eğer, zira annesinin adı cahiliye döneminde kullanılan çirkin bir lakaptır. O sırada bu ayet nazil olur ve Müslümanları bu tür çirkin sözlerden ve davranışlardan men eder.

Bu ayet mümin erkeklerin ve kavimlerin yanında mümin kadınlardan da söz ettiği için nazil oluşunun şanı hakkında Ümmi Selma adında İslam Peygamberi’nin –s– eşlerinden birinden de söz edilir. anlatılanlara göre Resulullah’ın –s– bazı eşleri onunla giydiği özel bir giysi veya boyunun kısa olması yüzünden alay ediyormuş ve bu ayet nazil olup onları bu çirkin amelden men etmiştir.

Ahlak uzmanları ve psikologlar alay eden insanların bu davranışları için bazı gerekçelerden söz ediyor ve bu zümrenin kendilerini üstün gördüklerini, kibirli insanlar olduklarını, kıskanç ve yüzeysel bakışlı ve bakışları maddi meselelerle de sınırlı olmadığını beyan ediyor.

Bireysel ve toplumsal ahlak konusunda dikkat edilmesi gereken noktalardan biri, her insanın iman sahibi olması onu tüm kusurlardan ve yanlış amellerden arınmış olduğu anlamına gelmediğidir, nitekim bazı mümin insanlar çirkin davranışları olabilir ve bunları ıslah etmeleri gerekir. Nitekim ayetin muhatabı da başkaları ile alay eden mümin kadınlar ve erkeklerdir.

Ayette dikkat çeken bir başka nokta kavim tabirinin kullanılmasıdır. Bu konu, Kur'an'ı Kerim’in çirkin sıfatları ve alayları tenkit ederken sadece bireysel manada tenkit etmediği ve belki de İslam ümmeti arasında bazı gruplar, kavimler veya milletler ırk, etnik yapı, dil ve hatta aksan bakımından farklılıklarla alay ediyor olabileceği ve böylece karşı tarafı aşağılayarak kin, nefret ve nifak tohumu serperek savaşlara ve fitnelere yol açabileceğidir. Kuşkusuz bu tür davranışlar İslam ümmeti arasında vahdeti ve barış ve kardeşliği olumsuz etkileyen davranışlardır.

İşte bu yüzden Kur'an'ı Kerim başkalarıyla alay edilmesini şiddetle kınıyor ve şöyle buyuruyor: Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.

Kuşkusuz hiç kimse başkalarını dış görünüşü ile değerlendirerek kendini onlardan üstün görmemelidir. Bu yüzden İslam dini bize bu konuda tavsiyede bulunuyor ve dış görünüşümüz başkalarından iyi olabileceğini, fakat onların içi ve batını bizden daha iyi olabileceğini unutmamamızı vurguluyor.

Biz de Kur'an'ı Kerim’in bu yapıcı tavsiyesini uygulayarak İslam ümmetinin daha da vahdet içinde olmasını niyaz ediyoruz.

Jul 25, 2018 20:44 Europe/Istanbul
Görüşler