Dünyamız rekabetlerin, üstünlük kurmaların ve daha fazla taviz elde etmelerin dünyasıdır.

Kimileri ırk üstünlüğünden söz ediyor, kimileri etnik yapıları üzerinde ısrar ediyor. Bazı insanlar dillerini üstünlük unsuru olarak biliyor v kimileri milliyetleri ile onur duyuyor.

Ancak bu arada akla gelen esas soru, bu etkenlerin hangisi gerçekten bir insanı başka bir insandan üstün kıldığı ve acaba bu tür etkenlerden başka ve daha farklı bir etken söz konusu olup olmadığı sorusudur.

 

Kuşkusuz biraz önce sözü edilen etkenlerin hiç biri gerekli asalete sahip değildir ve bu tür konular para, pul, güç ve hile çevrelerinin ileri sürdükleri etkenlerdir. Bu zümre bu tür mesnetsiz ve asaletsiz etkenleri ileri sürerek milletlerin arasında nifak tohumu serpiyor ve öfke, kin, nefret ve şiddet saçarak insanların kanını akıtıyor ve sonuçta onların vahdet ve birlikteliğini engelleyerek kendilerinin şom emellerini ve dünyanın zenginliklerine musallat olmayı amaçlıyor. Bu zümre bu tür etkenleri ileri sürerek aynı zamanda milletlerin izzet ve iktidar ruhunu da kırmaya çalışıyor.

 

İslam dini bu tür mesnetsiz ve asaletsiz ve güç ve servet odaklarının kendi emelleri doğrultusunda türettikleri etkenlere son vermek üzere şöyle buyuruyor:

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.

 

Bu ayette yüce Allah Nas sözcüğünü kullanarak aslında sadece müminlere değil tüm insanlara hitap ediyor, ki bu da, üstünlük taslamak ve sultacılık gibi şom düşüncelerin tüm zamanlarda ve asırlarda söz konusu olduğunu ve asrı saadette cahiliye çağı ile sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.

Bu yüzden günümüzde de dünyanın bir çok ülkesinde ırkçılık ve ırkçı ayrımcılık açıkça göze çarpmaktadır.

 

Kur'an'ı Kerim tefrikalara yol açan bu tür anlayışları ve görüşleri reddetmek için bir kaç noktaya vurgu yapıyor. İlk nokta, bu semavi kitabın her türlü ırka, milliyete, kültüre, siyasete ve ekonomiye dayalı sınırların üzerini çizmesidir. Kur'an'ı Kerim tüm insanların bir tek erkek ve bir tek kadından, yani Adem ve Havva’dan yaratıldığını ve hiç kimse başkasından üstün olmadığını ve tüm insanlar bir tek aile gibi olduklarını vurguluyor.

 

İkinci noktaya gelince, eğer insanlar çeşitli milletler, kavimler ve aşiretler olarak yaratılmışsa, bu durum birinin bir başkasına üstünlük taslaması için değildir. Dil, ırk ve milliyet farklılığı insanların birbirini tanıması ve birbirini ayırt edebilmesi içindir ve asla üstünlük kriteri değildir. Zira bu etkenin hiç bir zati asaleti söz konusu değildir. Dolaysıyla eğer gerçekten ilahi katta nasıl bir değere sahip olduğumuzu öğrenmek istiyorsak, bunun bir tek yolu vardır. Bu yol Allah teala ile bütünleştiği ve zati asaleti bulunduğu için hem kalıcıdır, hem vahdet yaratır ve o da takva ve tevhidin insanı insan yapan yüce değerlerine bağlılıktır. İşte bu yüzden Kur'an'ı Kerim sizlerden ilahi katta en saygın ve en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır, diye buyurmuştur.

 

Gerçekte insani ve ahlaki yüce değerlerin en büyük dayanağı ve uygulama güvencesi Allah tealaya inanmaktır. Kuşkusuz eğer bir toplum ilahi takvaya sahipse ve dini olur ve olmazlara uyuyorsa, içinde hiç bir zaman ahlaki bozukluklar, üstünlük taslamalar, adaletsizlikler ve zalimane ırkçılık durumları olmaz. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim insanların arasında en saygın olanları en takvalı olanlar şeklinde açıklamanın yanında şöyle buyuruyor: Allah bilge ve hekimdir. Yani insanların değerini belirleyen bir tek Allah’tır ve Allah insanları takva derecelerine göre değerlendirir ve Allah hem bilge ve hem hekimdir ve hikmetle hareket eder.

 

Yüce Allah’a inanmanın tecelli ettiği tüm mesnetsiz ve asaletsiz etkenleri çürüten en muhteşem ve en büyük sahne evrensel Hac kongresidir. Bu büyük merasime katılan insanlar bireysel, sosyal, siyasi ve iktisadi her türlü simgelerinden arınarak bir araya gelir ve hepsi beyaz ihram giyerek Kabe’yi tavaf eder ve etrafında döner.

 

Kuşkusuz bazı eşraf ve bencil insanlar için sınıflar ve ırklar arasında mesafe yokluğu gerçeğini kabul etmek çok zordur. Nitekim tarihi Mekke fethinden sonra İslam Peygamberi –s– siyahi Bilal Habeşi’ye Kabe’nin çatısına çıkarak ezan okumasını söylediğinde Mekke eşrafından biri şöyle demişti: Ne mutlu babama ki hayatta kalıp böyle bir güne şahit olmadı.

Yine bir başka eşraf de şöyle demişti: Muhammed’in şu siyahi kargadan başka ezan okutacağı kimse yok muydu?

Jul 25, 2018 20:52 Europe/Istanbul
Görüşler