İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei konuşmasının bir bölümünde bölge meseleleri ve Amerikalı yetkililerin düşmanlıklarına işaret ederek şöyle dedi:

Şimdi her zaman dünyanın çeşitli bölgelerinin iç meselelerine müdahale eden zorba güçler İran İslam Cumhuriyeti nizamına neden bölge meselelerine müdahale ettiğini söylüyor ve buna itirazda bulunuyor. biz de onlara diyoruz ki bu mesele sizi asla ilgilendirmez.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei İran İslam Cumhuriyeti’nin bazı bölge ülkelerinde varlığı o ülkelerin devletleri ve milletlerinin talebi üzerine olduğunu belirterek şöyle devam etti: biz ne zorbalık yapıyoruz, ne de başka ülkelerin içişlerine karışıyoruz. Onlar bizden yardım istedi, biz de yardım ediyoruz ve bu yardımları duygusallık üzerine değil, mantıklı saiklerin ve akılcı hesapların üzerine yapıyoruz.

 

İran milleti İslam inkılabının zaferi üzerinden yaklaşık kırk yıl geçtiği bir sırada bir çok sorunu ve engeli geride bıraktı. Bu sorunların ve engellerin büyük bir bölümü Amerika ve bu devletin bölgede güdümünde hareket eden malum rejimlerin izledikleri politikalardan kaynaklanıyor.

Şimdi de bu zümrenin tehditleri bitmediği gibi hala güvensizlik yaratarak her gün yeni bir kumpas kuruyorlar ve bu yüzden onlara karşı koymak için hazırlıklı olmak gerekir.

Amerikalı yetkililerin bölgeye yönelik planlarına işaret eden İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei şöyle dedi:

Amerikalı yetkililer tekfirci IŞİD terör örgütü gibi şer, zalim ve acımasız terör örgütlerini kurarak bölge milletlerini iç savaşlarla uğraştırmak ve kafalarını gaspçı siyonist rejimden saptırmak istiyordu, fakat biz ilahi tevfik sayesinde onların bu şom planını etkisiz hale getirmeyi başardı.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei İran İslam Cumhuriyeti nizamı bölgede güvenliği inşa etmeyi başardığını belirterek şöyle devam etti: bundan böyle de böyle olacaktır ve Amerika hiç kuşkusuz bölgeye yönelik şom hedeflerine ulaşmayacak ve İran İslam Cumhuriyeti nizamı ilahi fazl ve inayet sayesinde bölgede tüm hedeflerine ulaşacaktır.

İran İslam Cumhuriyeti nizamı bölgede toplu çıkar ve güvenlik ilkesine dayanarak ihtilafları ve gerginlikleri diyalog yolu ile çözümlemeye çalıştı ve radikalizm ve terörle mücadeleyi tüm bedelleri ile birlikte benimsedi ve bunu ilkeli politikası olarak ilan etti ve büyük onurla da uyguladı.

İranlı uzman Hüseyin Divsalar bu konuda şöyle diyor: İran darbe, gerginlik ve kriz gibi uygulamaları haklı gösterebilecek bazı kısa vadeli ve geçici çıkarların gözetmeksizin sürekli bölgede ecnebi ülkelerin çekilme zaruretini, bölge ülkelerinin güvenliği bölge ülkelerince temin edilmesi, komşuları ile kardeşçe ve iyi komşuluk temelinde ilişki kurmayı, dünyanın tüm ülkelerinin terör ve radikalizm ve gerginliklerle mücadelede teamül ve işbirliği yapmaları gibi politikaları dış politikasının öncelikleri arasına yerleştirdi ve bölge ülkelerini takviye etmeye ve Müslümanları zayıflatmaya ve bölge ülkelerini bölmeye ve süper güçlerin çıkarları doğrultusunda kriz çıkarmaya çalışan odaklara karşı direndi.

 

İran İslam Cumhuriyeti Irak ve Suriye’de bölgenin mazlum milletlerinin çıkarlarını temin etmek ve yasal devletlerini kumpaslara ve düşmanlıklara karşı savunmak için yedi yıl boyunca direndi ve mazlum Filistin milleti ve Yemen milleti ve diğer mazlum milletlere desteklerini sürdürdü ve sürdürüyor.

Amerika 2001 yılında askeri gücüne dayanarak ve 11 Eylül 2001 terör saldırılarını bahane ederek Afganistan topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi işgal etti. Amerika daha sonra 2003 yılında Irak topraklarına saldırarak bu ülkeyi de işgal etti. Ancak bu müdahalelerin ağır ve facia boyutunda getirileri oldu ve bölgeyi istikrarsızlığa sürüklerken, terör ve radikalizmin büyümesine yol açtı ve şimdi terör ve radikalizm bölgeyi ve dünyayı ciddi bir şekilde tehdit etmeye başladı. Kuşkusuz bu durum, Amerika’nın amacı terör ve güvensizlikle mücadele olmadığını ortaya koydu.

Aslında Amerika Başkanı Donald Trump Arapları süt veren ineğe benzetmesi ve bu inekleri sağmak gerektiğini söylemesi veya bir başka yerde Arapların güvenlikleri için İran ile mücadele bedelini ödemesi gerektiğini ve eğer Amerika onları koruyacaksa bunun bedelini karşılamaları gerektiğini söylemesi, Amerika devletinin bölgede nasıl bir güvenlik peşinde olduklarını açıkça ortaya koyuyor.

Bugün Amerika’nın Afganistan’ı işgal etmesi bu ülkede terör faaliyetlerinin artması ve ayrıca uyuşturucu madde üretiminin patlaması ve tüm dünyayı etkilemesi gibi sonuçları oldu ve bu durumlarla mücadelenin ağır yükünü çeken taraf ise İran oldu.

Amerika’nın Irak çıkarması ve askeri maceracılığı da bu ülkede bir dizi faciaya yol açtı, ayrıca IŞİD, el nusra ve diğer bazı tekfirci terör örgütlerinin türemesine ve Irak’ta ve hatta bölgede şimdiye kadar görülmemiş cinayetleri ve barbarlıkları işlemelerine yol açtı. Oysa 11 Eylül 2001 terör saldırılarının failleri tespit edilmişti. Bu saldırıları gerçekleştiren 19 kişiden 15’i Arabistan uyruklu, 2’si BAE uyruklu, biri Mısırlı ve biri de Lübnanlı bir teröristti.

Bu süreçte bölgede bazı malum devletler bir takım terör örgütü kurarak onları silahlandırdı ve mali destek verdi. IŞİD ve el Nusra bu tür terör örgütlerinin en belirgin örnekleridir. Bu örgütler Irak, Suriye ve bölgede vekalet savaşlarında kullanıldı.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei üç yıl önce Fransa’da düzenlenen terör saldırılarının ardından Avrupa ve Kuzey Amerika gençlerine iki mektup yazarak onlardan Batılı devlet adamlarının neden İslam’ı karalamaya çalıştıklarını ve İslam dinini aracısız ve İslam kaynaklarından tanımalarını istedi.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei Batılı gençlere hitaben yazdığı tarihi mektuplarında İslam dininden korkunç bir görüntü yaratma çabasını İslam dinini karalama girişimi niteledi ve Batılı gençlerden İslam dinini birinci kaynaktan tanımalarını istedi

Gerçekte İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin Batılı gençlere hakikati aramalarını tavsiye ettiği mektubu dünya halkına da İslam dini düşünce dini ve hakikati tanıma dini olduğunu öğretti. Bu hakikat beşeri camiaya değişime ve hakiki barış ve güvenliğe sevkedecek bir hakikattir, ancak Batı dünyasında bir çokları hakikatin aşikar olmasını istemedikleri anlaşılıyor.

Amerikalı profesör Richard Falk şöyle diyor:

Bu mektubun eksenlerini toplumların manevi ve ahlaki temel taşı yaparak onu tüm beşeriyeti kapsayacak şekilde genişletmek mümkün. Şu hassas dönemde böyle bir duygunun varlığı çok zaruridir, zira güvensizliği yok ederek dünyada nükleer silahsızlanmaya ve güvenliğin inşa edilmesine katkı sağlayabilir.

Arabistan rejimi radikal siyasetleri ve Vahabi tarikatı ideolojisinden etkilenerek teröre destek vermesi ile sürekli İslam ülkeleri arasında tefrika yaratan ve ecnebi ve Batılı devletlerin kucağına sığınan ve sonuçta bölgeyi daha fazla krizlere sürekleyen bir tutum izlemektedir. Sözde Arap NATO’su kurmak ve kendince İran’ı zayıf düşürmek, vekalet savaşları dayatmak, Yemen topraklarına tecavüz etmek, İran’a karşı kriz ve ihtilaf yaratarak hareket etmek, Suud rejiminin bölge güvenliğini etkileyen bazı icraatıdır.

İran İslam Cumhuriyeti nizamının kırk yıllık karnesi, bölgede güven ve istikrarın sağlanması için bu gerçeklerin doğru okunması gerektiğini ve bölgeye güven ve istikrarın geri dönmesi için tek yol, ortak tehditleri ortak algılamakta olduğunu gösteriyor.

Gerçekte bölge ülkeleri karşılıklı işbirliği ve güven ortamı yaratmakla terör, radikalizmle mücadele ederek bölgesel dayanışmayı ve olumlu ilişkileri geliştirebilir.

Etiketler

Aug 14, 2018 20:08 Europe/Istanbul
Görüşler