Oct 08, 2016 18:36 Europe/Istanbul

Korsan rejimin eski Cumhurbaşkanı Şimon Peres ölmeden önce her zaman Amerika Başkanı Obama’nın önceki başkanlara nazaran daha çok İsrail’in çıkarlarına ve güvenliğine bağlı olduğunu söylüyordu.

Bu doğrultuda Obama da Peres’in bu sözlerini adeta onaylarcasına ve gelecek onyılda siyonist rejime teslim edilmek üzere 38 milyar dolar değerinde mali yardım yapmayı onaylamak sureti ile beyaz sarayın Amerikan tarihinde bu ülkenin bir başka rejimine en büyük askeri yardım anlaşmasını imzaladı.

Ancak bu arada tuhaf olan şey, siyonist rejim Başbakanı Netanyahu’nun geçmişte sanki beyaz saray bu askeri yardım tutarını onaylayarak Obama hakkında bir iyilikte bulunduğu gibi davranmasıydı. Çünkü Netanyahu sürekli Tel aviv’in beyaz saray İran ile nükleer anlaşmayı imzaladıktan sonra Amerika’nın askeri yardımlarını en yüksek düzeyde hakeden taraf olduğunu söylüyordu.

Her halükarda burada Amerika ile siyonist İsrail arasındaki ilişkilerin mahiyetini ifade eden durum, Amerika Başkanı Obama’nın İsrail’e bu denli büyük mali ve askeri yardımı, Netanyahu İran ile nükleer anlaşmayı engellemek için bir an bile Amerika Başkanı Obama’ya karşı çabadan ve hatta hakaret etmekten el çekmediği halde onaylamasıdır. Netanyahu hatta bu doğrultuda Amerikan kongresinde yaptığı konuşmada Amerikan kamuoyunu ve siyasetçilerini etkilemek ve onları Başkan Obama’ya karşı kışkırtmak için elinden geleni yaptı.

Aslında Amerika Başkanı Obama bu kararı ile korsan İsrail’de solcu politikacıların Netanyahu’nun büyük bir küstahlıkla Amerika’nın içişlerine karışması ve özellikle İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan sonra Obama yönetiminin izni olmaksızın kongreye çıkıp o konuşmayı yapmasından sonra cezalandırma beklentilerini boşa çıkarmış oldu.

Beyaz sarayın Tel aviv’e korsan İsrail tarihinde en sağcı yönetimin Netanyahu başbakanlığında işbaşında bulunan ve bir an bile Amerika yönetimi ve beyaz saraya karşı çıkmaktan el çekmeyen ve özellikle Amerika’ya Batı şeria ve Kudüs’ta yerleşke inşa etmeme yönündeki anlaşmaları çiğneyen bir yönetim varken bu denli yüklü mali yardımı onaylaması, aslında Obama’nın Netanyahu yönetimini radikal politikalarını sürdürme yönünde teşvik etmekten başka bir anlam ifade etmiyor.

Amerika Başkanı Obama bu kararı aldıktan sonra yaptığı açıklamada, siyonist rejim işgal altındaki Filistin topraklarının kaderini belirlemeye devam edebileceğini belirtti. Bu açıklama Obama işbaşında bulunduğu müddetçe Filistin meselesinin siyasi yollardan her türlü muhtemel çözümünün imkansız olduğunu ortaya koydu. Nitekim Amerika’nın şimdiki yönetimi de bizzat siyonist rejimin Batı şeria ve Kudüs’te siyonist yerleşke inşaatını arttırdığını ve hatta oğul Bush döneminde inşa edilen yerleşke sayısını aştığını itiraf etmiş bulunuyor.

Bu yaşananlar bazı Arap rejimlerin, Filistin meselesini Amerika’nın bir sonraki yönetiminin gözetiliminde çözüme kavuşturmak için müzakerelerin yeniden başlamasına zemin oluşturma bahanesi ile Filistin özerk teşkilatının kontrolü altında bulunan bölgelerde siyasi yapıyı ıslah etme çabaları tamamen yalan olduğunu ortaya koymaktadır.

Öte yandan bu süreçte hem ilginç ve hem tuhaf olan durum şu ki, söz konusu Arap rejimler Fetih hareketinin görevden alınan eski liderlerinden Muhammed Dahlan’ın Filistin’e geri dönmesini desteklediklerini belirterek, bunun Filistin’de İsrail ile müzakere için siyasi şartların oluşması yönünde gerekli olduğunu iddia etmektedir. Oysa Amerika ve İsrail arasında imzalanan mali ve askeri yardım anlaşmasından sonra hiç bir akıllı insan Amerika yönetiminin siyonist rejimin tutumunu değiştirme yönünde ciddi bir adım atma niyetinde olduğunu bile düşünmemektedir.

Amerika’da demokratların adayı Hillary Clinton’un bu konuya yönelik tutumunun büyük oranda İsrail’deki radikal sağcı akımla aynı yönde olduğunu hatırlatmaya bile gerek yoktur. Bu iddiayı ispat etmek için sadece 2014 yılında yayımlanan Clinton’un anılarını içeren kitaba bakmak yeterlidir. Clinton bu kitabın bir bölümünde Filistin meselesine karşı siyonist rejimin sağcı akımının tutumunu desteklemiş ve hatta Arap baharı tabir edilen süreçte yaşanan ayaklanmalara karşı da siyonistlerin mantığını tekrarlamıştır.

Arap rejimler Filistin’de iç yapının ıslah edilmesinin gerekli olduğunu anlamaları gerekir. Fakat bu uygulamanın amacı siyonist rejimin tecavüzlerine karşı mücadelede Filistin milletinin gücünü arttırmak olması gerekir. Yoksa sırf uzlaşma sürecine zemin hazırlamak, şartları Filistin topraklarının kaderini siyonistlerin belirlemesine elverişli hale getirmekten başka hiç bir faydası olamayacağı kesindir.

Ama maalesef, siyonist Başbakan Netanyahu’nun Batı şeriada yerleşkelerin toplanması talebini asimilasyon talebine benzetmesi hatta Amerika yönetimini ve BM genel sekreterini ve AB yetkililerini rahatsız ettiği halde hiç bir Arap rejimi hatta protokol icabı hiç bir tepki vermemiştir. Bu yüzden siyonist rejimin şimdiki yönetiminin radikal tutumu ve beyaz sarayın bu rejime destekleri artan bir şekilde sürdüğü bir sırada işlerin Arap rejimlerin istediği gibi ilerlemesini beklemek, boşunadır.

Öte yandan Filistinli direniş gruplarının Batı şeria ve Kudüs’te yaptıkları operasyonlar, Filistin milletinin asla korsan İsrail’in tecavüzleri ve Amerika ve Arap rejimlerin Tel aviv’le eşgüdümlü hareket etmelerine karşı teslim olmayacağını ve Kudüs intifadası da hala son bulmadığını gösteriyor ve hatta Arap rejimlerin istek ve arzularına karşın siyonist rejim raporları işgal altındaki Filistin toprakları gelecekte direnişin operasyonlarının şiddetleneceğini ortaya koyuyor.

Peki ama neden bu yardıma karşın Netanyahu, Obama’nın başkanlık döneminin sona ermesinden mutlu oluyor?

Amerika ile ilişkilerde en kötü dönemlerden biri yaşadığı için muhaliflerce sürekli eleştiren Netanyahu şimdi büyük bir sabırsızlıkla beyaz sarayda kimin iktidarın başına geçeceğini ve böylece ikili ilişkilerde yeni bir dönemi başlatmayı bekliyor.

Gerçekte siyonist Başbakan Obama ile ilişkilerde son günleri geride bırakmaktan duyduğu mutluluğu gizleyemiyor ve belki de gizlemek bile istemiyor. Çünkü Netanyahu büyük bir sabırsızlıkla beyaz sarayda kimin iktidarın başına geçeceğini ve böylece ikili ilişkilerde yeni bir dönemi başlatmayı bekliyor.

Gerçekte Netanyahu Amerika’nın dış politikasında başkanın tek aktör olmadığını muhataplarına telkin etmeye çalışıyor. Gerçi Obama görecede siyonist yetkililerle pek sıcak ve samimi ilişkileri bulunmuyor, fakat Amerikan siyasi yapısındaki karmaşık katmanlar hala İsrail’e desteğin sürmesinde hemfikirdir.

Netanyahu en son 23 Ağustos tarihinde gazeteciler ve basın mensupları ile bir araya gelmişti. Netanyahu’nun muhatapları yaklaşık bir milyon kişiye hizmet sunan radikal ortodoks gazetecilerden ve basın mensuplarından oluşuyordu. Bu oturum tam beş buçuk saat sürdü. Netanyahu bu oturumda sanki tüm dünyayı o yönetiyormuş gibi bir tavır sergiledi.

Aslında Netanyahu bundan önce de İsrail radyosu, İsrail ordusu radyosu ve bazı sağcı gazetecilerle de bir araya gelmişti. ancak bu son otorum daha çok  dikkat çekti. Netanyahu şimdiye kadar bu tür oturumlardan onlarcasını düzenledi ve muhatapların saatlerce nutuk çeken biriydi, fakat bu oturum her zamankinden farklı gibi gözüküyordu.

Netanyahu en son yedi yılı sürekli olmak üzere toplum 11 yılı aşkın bir süredir İsrail’de başbakanlık yapıyor. Netanyahu bundan önce küçük ölçekte basın toplantılarında büyük bir özgüven, coşku, kibir, şevk ve konulara musallat olma özelliklerini sergilemişti. Ama kimse neden Netanyahu’nun İsrail medyası ile geleneksel basın toplantılarından farklı olarak bu oturum için büyük bir zaman ve enerji harcadığını bilmiyordu.

Netanyahu’nun bu davranışı için iki neden gündeme getirilebilir. İlk neden gayet basittir: Netanyahu bu işten zevk alıyor. İkinci neden ise Netanyahu’nun iktidar elinde bulunduğu günlerde mirasını tedarik görme çabası olabilir.

Netanyahu daha önce kendisinin ne kadar büyük bir lider olduğu konusunda ikna olmuştu ve şimdi başkalarını da ikna etmeye çalıştığı anlaşılıyor. Netanyahu bu tür oturumlarda rahatça konuşuyor, fakat bu konuşmaların içeriği yayımlanmaması gerekiyor, ama buna karşın sözleri sürekli dışarı sızıyor. Netanyahu 23 Ağustos’taki oturumda da sürekli Amerika Başkanı Obama ile ilişkileri ve yine Amerika ile korsan İsrail arasındaki ilişki ve Amerika’nın İsrail’e yardım paketinin detayları ile ilgili sorularla karşılaştı. Peki neydi bu sorular ve Netanyahu ne dedi? 015

Etiketler

Görüşler