Erbain, kemale erme günüdür. Aşura’nın erdemi, Erbain’dir; tüm gitmelerin, tüm çabaların ve tüm emeklerin erdemi.

Kerbela Erbain’de, 40 menzili tek nefes ve hemnefes kateden ve bu yolda durgunluk, gevşeklik ve geri dönüş tanımayan zirveye ulaşanların aynasıdır.

Erbain, 40 acı ve zorlu ve hüzünlü günü geride bırakan kafilenin geri dönüşüdür; gerçi bu kafile kırılmışlığın doruğunda olması gerekir, fakat şimdi başı dik ve zaferle geri dönüyor; Emevi hanedanına yenilginin acı tadını tattırarak bir dönüştür bu.

Bu kafile Emevilerin gaspçı iktidarını yerden yere vurmuş ve yalan, hile ve sahtekarlık perdelerini açarak hakikati gözler önüne sermiştir. Erbain, zulmün rezil rüsvay oluşu ve hakkın zafer kazanmasının simgesidir.

Aşura günü güneş batınca ve İmam Hüseyin –s– ve arkadaşlarının çadırları yakılınca çocuklar çölde perişan oldu ve kısa bir süre sonra eşkiyalar Kerbela çölünde zafer naraları atmaya başladı. Düşman ordusu seviniyor, kahkahalar atıyor ve ortalıkta dolaşıyordu. Gece vakti olunca hepsi yorgun vaziyette çadırlarında yatmaya çekildi. Ancak karşı tarafta bir kaç kadın ve masum çocuk yanan çadırların yanı başında geceyi sabahlamak zorunda kaldı.

Aşura gününün ertesi günü zafer haberi Kufe’ye ulaştı ve Kufe şenliğe hazırlandı. Süvariler bağırarak savaştan zaferle geri döndüklerini söylüyor ve halktan bu müjdenin karşılığını talep ediyordu.

Kerbela esirlerini veya daha doğrusu İslam Peygamberi’nin –s– pak ehli beytini –s– en kötü şartların altında Kufe’ye getirdiler; üzerlerindeki elbiseler yırtılmış vaziyette. Bindikleri develer asla yolculuk için uygun değildi. Kerbela’dan Kufe’ye uzanan 70 – 80 kilometrelik yolu büyük acılar ve zorluklar içinde katlettiler. Düşman askerleri onları kırbaçlıyor, taciz ediyordu. Bu arada esirlere daha fazla acı çektirmek için şehitlerin başını onların arasında dağıttılar. Bu azap esirlerin kırbaçlanması ve işkence edilmesi ile birlikte ikiye katlanıyordu.

Her şey zafer kutlaması için hazırdı, ki birden Hz. Zeyneb’in –s– muhteşem hutbesi ile beraber Emevilerin Kufe’deki görece celal ve ceberutu yerle bir oldu. Aslında kimse Hz. Zeyneb’e –s– konuşma fırsatı vermek istemiyordu, ancak o hazret öylesine büyük bir salabetle hutbesini okudu ki, hiç kimse sözünü kesmeye cesaret bile edemedi. Hz. Zeyneb –s– öyle bir duruş sergiledi ki, nefesleri kursaklarda hapsetti.

Böylece Kufe kutlaması yarıda kesildi ve esirler hızla Şam’a doğru gönderildi.

Şam’a giriş şartları ve atmosferi Kufe’deki şartlar ve atmosferden çok farklıydı. Eğer Kufe’de bir dönem emirülmüminin Ali –s– hükümetin başında bulunduysa, Şam uzun yıllar Muaviye’nin iktidarı altındaydı ve Şam halkı ehli beyti –s– tanımıyordu. Şam yöresinde uzun yıllar ehli beyt –s– karşıtı propaganda yapılmış ve hakikatler ve rivayetler büsbütün tahrif edilmişti. Şam halkı Muaviye’ye halülmüminin diyordu.

Esirleri Şam kentine getirdiklerinde, Hz. Zeyneb –s– ve İmam Seccad’ın –s– onları kentin kalabalık olmayan girişinden kentin içine götürmeleri yönündeki taleplerine rağmen onları kentin en kalabalık girişinden kentin içine getirdiler ve halkın daha fazla ilgisini çekmek için de şehitlerin başlarını esirlerin arasına yerleştirdiler.

Bu arada Yezid kentin dışında fıskı fücur yapmak ve eğlence düzenlemek için kendine özel bir saray yaptırmıştı ve o sırada saraydan esirler kafilesini ve şehitlerin başlarını seyrediyordu.

Yezid şehitlerin başlarını görür görmez şöyle dedi:

Bu kafile ve mızrak başındaki başlar görülmeye başlayınca ve bu güneşler ceyrun tepesinin ardından aşikar olunca, birden karga ötmeye başladı. Ben kargaya dedim ki ötsen de ötmesen de, ben intikamımı almam gereken kişiden aldım.

Ancak bu durum pek fazla uzun sürmeden her şey değişti. Kibrinden mest olan Yezid elindeki kamışla İmam Hüseyin’in –s– dişlerine vuruyor ve alaylı bir şekilde Hz. Zeyneb’e –s– şöyle diyordu: kardeşinin ne beyaz dişleri de varmış.

Ancak birden bire Hz. Zeyneb’in –s– hutbesi başladı ve Yezid’in tüm hesaplarını altüst etti. Bu hutbenin ardından itirazlar yükselmeye başladı. Mecliste bulunan bir Nasrani ayağa kalktı ve hayretle şöyle dedi: Siz peygamberinizin evladının katledilmesini mi kutluyorsunuz!? Benim yurdumda, denizin ortasında uzak bir yerde bir kilise var. Bizim halkımız yılda en az bir kez bu kiliseyi ziyarete gelir. Bu kilisenin mihrabının tavanında altından bir kap asılı duruyor ve içinde bir tırnak var. Bizim halkımız bu tırnak, Hz. İsa’nın –s– bindiği eşeğin tırnağı olduğuna inanıyor ve Hz. İsa’ya –s– saygı babından bu tırnağı ziyaret ediyor. Ama siz peygamberinizden hemen sonra onun evladını mı öldürüyorsunuz!?

Bu itiraz Yezid’e çok ağır dokundu ve bu yüzden Nasrani adamın yakalanmasını ve öldürülmesini emretti. O sırada Roma imparatorunun temsilcisi olan bir başka yaşlı adam da ayağa kalktı ve öfkeli bir şekilde Yezid’e sert itirazda bulundu. Yezid onun da öldürülmesini emretti.

Ve böylece Şam’a hakim olan atmosfer altüst oldu. Yezid bu duruma karşı koyamayacağını anlayınca bu olumsuz atmosferi kırmak için camilerde halkın arasında Kur'an'ı Kerim’in cüzlerinin dağıtılmasını ve halkın bu cüzleri okumalarını ve Hüseyin –s– hakkında konuşmamalarını emretti.

Yezid daha sonra da kendinden narin bir imaj sergilemek için ehli beyt –s– fertlerine içinde yas tutmaları için bir ev tahsis edilmesini emretti. Bunun üzerine insanlar gruplar halinde bu eve geliyor ve Hz. Zeyneb’i –s– dinliyordu, ki sonuçta bu durum da Yezid ve Emevi hanedanının zararına oldu. Bu yüzden Yezid kendini İmam Hüseyin’i –s– katletme suçundan aklamaya çalıştı ve şu iddiada bulundu: Ben Hüseyin’in öldürülmesine razı değildim, bizim aramızda hiç bir anlaşmazlık yoktu!

Burada bir noktayı aydınlatmak gerekir, o da şu ki, Emevi hanedanı işin ta başından atmosferi kendi lehine ve İslam Peygamberi’nin –s– pak ehli beytinin –s– aleyhine değiştirmeye ve işledikleri cinayeti haklı göstermeye çalıştı, öyle ki hatta kameri 61 yılında İmam Hüseyin –s– ve hanedanını ve arkadaşlarını katletmek üzere Kerbela’ya gelen gafiller, Hüseyin bin Ali’yi –s– öldürmekle cennete gideceklerini zannediyordu.

Yakubi tarihi yazarı, Muharrem ayının yedinci gününden itibaren her gün yaklaşık 20 bin kişi Fırat’ta boy abdesti aldığını ve böylece Allah rızası için İmam Hüseyin’i –s– katletmeye hazırlık yaptığını yazıyor.

Gerçekte Emevi hanedanı İslam Peygamberi’nin –s– döneminde İmam Hüseyin’i –s– şehit ettikleri güne kadar Hz. Ali –s– ve ehli beyti –s– hezimete uğratmak için tam 51 yıl faaliyet yürütmüştü ve Emevi hanedanının şanı ve makamı hakkında sayısız rivayet uydurmuştu. Örneğin bir rivayette şu yalanı uydurdular: Cebrail nazil olduğu zamanlarda Resulullah’a, Allah’ın selamını Muaviye’ye ilet, diyordu!!

Yine ilginçtir ki Emevi hanedanı kendi şanını ve makamını yükseltmeye yönelik uydurdukları rivayetlerin sayısı kadar ehli beyt –s– fertlerinin şanını ve makamını düşürmek için hadis ve rivayet uydurmuştu. Öyle ki Al-i İmran suresinin 61. Ayetinde belirtildiği üzere Resulullah’ın –s– en yakınlarından biri olan Hz. Ali Kufe camiinde şehit düştüğü haberi yayılınca bir çokları şaşkınlık içinde Ali camiye de mi giderdi? Şeklinde sorular soruyordu.

Fakat Aşura kıyamı ve İmam Hüseyin bin Ali’nin -s- yürekleri yakan şehadeti bu siyasi atmosferi ve provokasyonları yerle bir etti ve Erbain gününde esirler kafilesi başı dik ve onurlu bir şekilde Kerbela’ya geri döndü ve Emevi hanedanı rezil rüsvay oldu ve gerçek hezimete uğrayan taraf olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.

Evet, şimdi bu kafile kırk gün süren gurbet, acı, yara, kırbaç, alay,  hakaret ve tehdidin ardından Kerbela’ya geri dönüyordu. Ancak şimdi bu kafile asla Kerbela’dan ayrıldığı günkü kafileye benzemiyordu. Şimdi bu kafile Emevi hanedanının yarım asırlık komplolarını bozguna uğratmış ve büyük zafer elde etmiş vaziyette Kerbela’ya geri dönmüştü ve şimdi Kerbela’nın mazlum şehitlerinin kanı ile ahit tazeliyor ve birlikteliğin şartı, "yolun sonuna kadar beraber olmaktır"mesajını tüm dünyaya haykırıyordu.

Ve işte bu noktada Erbain kemale eriyor. Erbain Kur'an'ı Kerim’de de kemale erme şeklinde mana ediliyor. Nitekim yüce Allah 40 yaşını insanın kemale erme ve akılcılık açısından buluğ yaşı olarak buyuruyor ve Ahkaf suresinin 15. Ayetinde şöyle buyuruyor:

Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben Müslümanlardanım.

Allah teala Araf suresinin 142. Ayetinde de Peygamberi Musa’ya vaadini şöyle buyurmakta:

Musa'ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu.

Bu ayetlerden anlaşıldığı üzere, Erbain kemale erme günüdür. Aşura’nın erdemi ve kemali, Erbain’dir. Erbain, 40 acı, zorlu ve hüzünlü günü geride bırakan kafilenin geri dönüşüdür; gerçi bu kafile kırılmışlığın doruğunda olması gerekir, fakat şimdi başı dik ve zaferle geri dönüyor. Kerbela Erbain’de, 40 menzili tek nefes ve hemnefes kateden ve bu yolda durgunluk, gevşeklik ve geri dönüş tanımayan zirveye ulaşanların aynasıdır. Esirler kafilesinin Kerbela’ya geri dönüşü, yolu sonuna kadar birlikte katetmektir. Erbain, hicranın sonu ve vuslatın başıdır.

Aşura gününde yüce Allah tüm enbiyanın mirasını İmam Hüseyin bin Ali’ye –s– bağışladı ve Erbain gününde de bu miras tarihe bağışlandı. Aşura, Allah’ın İmam Hüseyin’e –s– ve Erbain de İmam Hüseyin’in –s– insanlara ve tarihe bağışta bulunma sergisidir. Bu yüzden Erbain ziyaretinde şöyle okumaktayız:

و بذل مهجته فیک لیستنقذ عبادک من الجهاله و حیره الضلاله:

Yani: Ey yüce Rabbim, o kalbinin pak kanını senin yolunda feda etti ki kulların cahillikten ve şaşkınlıktan ve sapkınlıktan kurtulsun.

Nov 17, 2017 20:34 Europe/Istanbul
Görüşler