Birkaç yıldan beri Erbain ziyareti yürüyüşü hakkında, büyükler, dostlar ve bu yürüyüşe daha önce katılma şerefine nail olanlarla ilgili bir şeyler duyuyor ve her zaman bu şerefe nail olmayı da büyük bir şevkle bekliyordum.

Bugün Allah'ın inayeti sayesinde ben de bu yürüyüşe davet edildim.  Bu yıl ben de Erbain yolcusuyum...

Kutsal mekanları ziyaret etmenin mazisi Yüce Allah'ın ilk peygamberi hz. Adem'e –as- dayanıyor.  Anlatılanlara göre h. Adem –as-  70 kez Allah evine yolculuk etmiştir.  Eğer ibadet zorluklarla birlikte yapılırsa,  sayısız sevap ve mükâfatın yanısıra tüm zorlukları kolaylaştıran büyük bir zevke sahiptir, zira Ehli beyti seven  birisine Yüce Allah bu yolda yardımcı olacaktır ve bizi manevi zevke ulaştıracaktır.  Bu arada Eba  Abdullah hz. İmam Hüseyin'in –as- pak türbesini ziyaret etmek ise bu manevi zevklerin en yücesi ve en faziletlisidir;  zira bizzat masumların -as- belirttiğine göre " biz Kurtuluş gemisiyiz fakat Hüseyin'in gemisi daha hızlıdır"

Diğer yandan Resulullah –saa- ehli beytinin türbesini ziyaret etmek,  bu mutahhar hanedana  duyulan eşsiz sevgi ve dostluk belirtisidir;  bu da, dini şevk ve bilincin doruğunda onlara itaat etmek ve bu  kutsal nurlarla güçlü bağ kurmak için ortam hazırlıyor. İmam Hüseyin'in –as- Erbain ziyareti ise bu eşsiz fırsatlardan biridir.

Birkaç yıldan beri İmam Hüseyin'e –sa- duyulan sevgi ve şevk, Erbain dönemi yaklaştıkça anlatılmaz derecede yoğunlaşıyor.  Kimle konuşursan ziyaret ve Erbain'den söz ediyor, sanki  tüm şehirler ziyaret için coşku içinde hareketleniyor.  Pasaport süresi ve vize alma telaşından söz ediliyor. Birkaç yıldan beri Erbain ziyareti  yürüyüşü hakkında,  büyükler, dostlar ve bu yürüyüşe daha önce katılma  şerefine nail olanlarla ilgili bir şeyler duyuyordum ve her zaman bu şerefe nail olmayı da büyük bir şevkle bekliyordum.  Bugün Allah'ın inayeti sayesinde ben de bu yürüyüşe davet edildim.  Bu yıl ben de Erbain yolcusuyum..

Erbain gününde İmam Hüseyin'i -as- ziyaret etmek için Irak'ta Kerbela’ya gitmek gerekiyor.  Irak toprakları ya da Mezopotamya,   en tarihi ve eski uygarlıkların  beşiğidir. Irak Ortadoğu'da ve Asya kıtasının Güney batısında bulunuyor ve başkenti ise Bağdat’tır.  Bu ülke güneyden Suudi Arabistan ve Kuveyt, batıdan Ürdün ve Suriye, doğudan İran ve kuzeyden Türkiye ile komşudur.  Tarihçilere göre Irak adı onun bulunduğu coğrafya konumu,  yani suya yakın  olmasından alınmıştır.

Erbain döneminde İran’dan Irak ülkesine giriş yapmak için üç farklı sınır kapısı hazırlanmıştır: Mehran, Şelemçe ve Çezzabe. 

Mehran sınır kenti İran'da İlam  eyaletinin en batı noktasında bulunuyor  ve İlam  kendinden 85 kilometre uzaklıktadır.  Bu  kentten Irak topraklarına giren ziyaretçiler Zurbatiyah bölgesinden ve küçük Badreh kentinden geçtikten sonra Kut, Nomania, Şumeli, Diwaniyah ve Şamieh kentlerinden sonra kutsal Necef kentine giriyorlar.  Bu yolun uzunluğu Zurbatiyah   sınır karakolundan Necef kentinin giriş kontrol noktasına kadar 302 kilometredir.

Benim Erbain yürüyüşü için seçtiğim yol Mehran Sınır Kapısıdır.  Hafif bir sırt çantası aldım ve yüreğimle yola koyuldum.  Mihranda Kerbela kokusu duyuldu ve sınırda bulunan binlerce ziyaretçinin tüm coşkusu ise sadece ve sadece yâre ulaşmak için duyulan aşk ve tutkudur.  Burada kelimelere sığmayan olağanüstü muazzam görüntüler,  Hüseyin-i tutku ve şevk,  matem grupları ve ağıt yakan gruplar,  Mihran kentinin havasını Kerbela’ya çevirmiş ve tüm gönüller ise dost diyarına doğru uçuyor.

Sahi bu insanlar neden kendi canlarını tehlikeye atıyor ve bu kadar huzur içinde ve barış selinde kutsal bir hedefe doğru hareket ediyor? Bu sırada bu şiir aklıma geliyor:

Tüm dünyanın divanesi olduğu Hüseyin,  kimdir

Tüm canlıların pervanesi olduğu bu mum,  kimdir

İmam Hüseyin,  alemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah'ın –saa-  2. Torunu ve hakkın batıl ile mücadele bayraktarıdır.  O  kendi  ve ailesinin can ve malını, İslam'a tekrar hayat kazandırmak ve insan oğlunu aydın ve güvenli bir geleceğe ulaştırmak için feda edendir.  Şimdi milyonlarca insan yaşamın zor yollarında onun yoluna ayak basmış, fedakârlığına değer veriyor ve onun kemalat ve özelliklerini arıyor.

İmam Cafer Sadık -as-,  Kerbela'da İmam Hüseyin'in -as- mezarını ziyaret edenlerin en güzel ve en iyi hedeflerini şöyle açıklıyor:

İnsanların gönüllerini bize yönlendiren ey Allah'ım,  ben ve kardeşlerim ve Eba Abdullah mezarını ziyaret edenleri bağışla,  onlar ki mallarını İmam Hüseyin'in yolunda infak ettiler ve kendi bedenlerini Eba Abdullah  mezarını ziyarete yolcu ettiler;  biz ehlibeyte iyilik yapmak hedefi ile. Onlar, senin onların biz ehlibeyte bağlandıkları için  ve de bu ziyaretleri ile Resulullah'ın gönlünü mutlu ettikleri için vereceğin özel mükafata umut bağlamışlar...  Onlar bu ziyaret sebebiyle senin rızanı talep ediyorlar.

Artık Irak topraklarındayım.  Sanki sınırı geçmekle  toprakla birlikte iklim de değişiyor,  göz gördüğü kadar çöldür. Tutkulu ve hevesli ziyaretçiler ve onların çoğunun hedefi olan Necef kentine götürmeye hazır olan arabalar.  Fakat bu arada bir grup Kazımeyn ve Samerra'ya  gitmek istiyorlar.  Ben de ilk önce Kazımeyn  kentine gitmeye karar verdim. 

Kazımeyn Irak'ın Necef ve Kerbela kentlerinden sonra 3. kutsal kentidir ve Bağdat'ın kuzeybatısı ve Dicle Nehri'nin Batı yakasında bulunuyor öyle ki sadece Dicle nehri onu Bağdat'tan ayırıyor.  Bu  kentin adı imam Musa Kazım'ın -as-  kutsal adından alınmıştır;  fakat Bu mübarek türbede İmam Musa bin  Cafer -as- ve torunu İmam Muhammed bin Ali (Cevdd) toprağa verildiği ve Kentteki  iki imamın bulunması için Kazımeyn  olarak adlandırılmıştır.

Kutsal türbe kentin merkezinde bulunuyor ve türbe külliyesinin geniş alanının kapıları, kentin ana mahalleleri ve caddelerine açılıyor. Kazımeyn  türbesi çok az türbede bulunan özelliklere sahiptir.  Her şeyden önce iki masum imam bir türbede ve aynı zarihte toprağa verilmiştir Bu yüzden gümüşten yapılan onların bu büyük  zarihleri,  kubbenin altındaki ortamın büyük bölümünü kaplamıştır.  Bir  diğer özellik bu mutahhar türbenin iki eşit altın kubbeye ve dört minareye sahip olmasıdır.  Bu mutahhar türbe,  fayanslar ve ayna ile süslenen güçlü sütunlar üzerinde kurulan yüksek tavanlı 3 büyük ve güzel eyvana sahiptir.

Ziyaretçilerin Ehlibeyt imamlarının 7.'si ve 9.’sunun türbesine ulaşmak için saniyeleri sayması ve  fısıltı ile dua okumaları görmeye değerdir.   Türbe hınca hınç insanla doludur.  Saat 16 gibi o iki İmam’ın iki melekuti kubbesi ve dört büyük minaresini gördüğümde mutluluk gözyaşları yanaklarıma kaydı.  O  kutsal sahan ve alana ayak bastığında gayri ihtiyar İmam Musa bin Cafer'in -as- Harun'un kasvetli zindanlarında okuduğu duayı mırıldandım: اللهم انی اسالک الراحة عند الموت و العفو عند الحساب

Ya Rabbi,  senden ölüm anında huzur ve  hesap zamanında bağışlamanı talep ediyorum.

Kutsal türbenin Fayanslar ve ayna ile süslenen,  güçlü sütunlar üzerinde kurulan yüksek tavanlı 3 büyük ve güzel eyvanı varadır. İki imamın zarihleri  üzerinde  bulunan iki  kubbe Kazımeyn  kentini  muazzam kılmıştır.  Türbenin  avlusu İmam Musa  Kazım ve imam Cevad'ın -as- sürgünde katlandıkları zorlukları  ve Abbasilerin hilekar ve zorba halifelerine  karışı bir an bile mücadeleden vazgeçmemelerini hatırlatıyor.  Ziyaretçiler en içten duyguları ile  imamları ile konuşuyor ve "Ya Bab-ul Hevaic, ya Musa bin Cafer, ya Cevad-ul Aimme, edrekni" sözleri ile kendi aşk ve  sevgilerini sunuyorlar.

Haremin Bab-ul Kıble'sine doğru duruyorum.  Subhan olan Allah'ın  dergahına şükür ve duanın ardından hareme girmek için izin alıyor ve  nurlu, melekuti ve musaffa zarih'in karşısında,  kendileri için dua etmemi isteyenleri hatırlıyor ve hepsi için dua ediyorum.  Buradaki herkes dualara ve ibadetlere dalmış, kimse kimseye bakmıyor ve kimse kimseyi tanımıyor zira tüm benlikleri ile uzun yıllar ziyaret anını iple çektikleri imamlarına kavuşmanın mutluluğu içindedirler.

Harem'in içinde büyük ve gümüş renginde bir zarih  vardır. Zarih'in  kıble tarafı ve güneyinde İmam Musa Kazım ve kuzeyinde İmam Cevad -as- toprağa verilmiştir.

İmam Musa Kazım'ın -as- yürekleri okşayan anlamlı ziyaret namesi onun gurbetteki mazlumiyet ve hakkaniyetini ortaya koyuyor; bu ise hem o iki masumun hür ve  hayırsever gönüllerdeki Sevgi ve aşklarını, hem de Emevi ve Abbasi zalimlerden duyulan nefreti gösteriyor.  Zira onlar kendi şeytani hedefleri için 7. ve 9. imamların ilahi hükümetlerini sadece gasp etmekle kalmayıp normal yaşam şartlarını da onlara zorlaştırmış ve halkın bu engin İslam kültürü ve keramet denizinden yararlanmalarını engellemiştir.  Bu ise Emeviler ve Abbasiler'in sadece kendi kuşaklarına değil sonraki tüm kuşaklara reva gördükleri cinayettir.

7. imamın ziyaret namesinde şöyle okuyoruz: 

Musa bin Cafer'e -as-  selam olsun,  tüm hayırseverlerin halefine.  O, seçkinlerin önderi ve nurlu ilmin hazinesi,  ilahi heybet ve huzurun varisidir.  O  gecenin başından sabaha kadar sürekli istiğfar eden ve bağışlanmak isteyen, geceyi sabahlayandır.  Yaşlı gözlerle gece boyunca devam eden uzun süren secdeleri  ile birlikte, bolca duaları ve sürekli inlemeleri bir an bile onu kendi yaratanından ayırmıyordu.Onda, akıl, düşünce, iyilik, üstünlük, af, ihsan ve insanlar arasında bağ ve birliktelik tecelli ediyor. O, zorlukla, sabırla, acı ve hüzün ile yoldaştır. Büyük zulüm ve acılar gördü.  Ömrünü kör Kuyularda geçiren ve Emevi ve Abbasi zalim Hakimler tarafından zindanda en fazla işkence ve eziyete katlanandır.

7. İmam’ı ziyaret ardından kutsal zarihin  Kuzeyine gittim zira zarihin  kuzeyinde İmam Cevad -as- toprağa verilmiştir. Zarihin  arkasında yaklaşık 25 metrekarelik geniş bir alan bulunuyor.  Oradakilerle beraber topluca ziyaretname okuduk.  Akşam ve yatsı namaz  vakti İmam Cevad'ın yanında cemaat namazı kılındı.  Bu  cemaat namazının azameti ve görkemliliği anlatılamaz.  Ziyaretin ardından türbe ve mutahhar avlunun içinde ve dışında bulunan bazı ilim ve fazilet adamları ile büyük fakihlerin mezarları dikkatimi çekti. Onların arasında Şeyh Mufid, Hace Nesireddin Tusi, Şeyh Ebu Yusuf Kadı, Büyük Bağdat fakihi, Nehculbelaga'yı telif eden Seyid Rezi ve Seyit Murteza Alemulhuda'ya değinebiliriz.  Onlar tıpkı yanan mumlar gibi imamlarının türbesinin etrafında toprağa verilmiş ve sonsuza kadar o bereketli imamın nimetinden yararlanıyorlar.

Kendimi çok hafif hissediyorum.  Bir  başka Masumu ziyaret umudu ile yola koyuluyorum.  Gerçi bu  nur dolu mekandan  kopmak bana çok zor geliyor,  fakat artık Samerra'ya  gitme zamanıdır.

Oct 27, 2018 20:01 Europe/Istanbul
Görüşler