Samarra Irak'ın, dört kutsal kentinden biridir. Bu kent Kuzeyden Bağdat'ın 124 kilometre uzaklığında ve Dicle Nehri'nin doğusunda bulunuyor.

Hicri kameri 221 yılında  Harun Reşit oğlu Muhammed el-Mu'tesem Billah, hilafetin başkentini Bağdat'tan Samarra’ya taşıdı ve Başkentin tekrar Hicri kameri 256 yılında Bağdat'a taşınmasına kadar bu kentte 8 Abbasi halifesi hüküm sürdü.  Bu kent 30 senelik başkentlik döneminde kalkınarak gelişti ve kentte birçok saray, cami ve oyun alanı inşa edildi.

Günümüzde Samarra kenti  ehlibeyt imamlarından İmam Hadi -as- ve İmam Hasan Askeri’nin -as- türbelerinin bulunması nedeniyle İslam dünyası ve özellikle Şia mezhebinin ilgi odağında bulunuyor. Söz konusu iki imamın hayatları döneminde onların evleri olan günümüzdeki bu türbe,  her iki imamın  şehadeti ardından toprağa verildikleri mekanlar.

 

Yolculuğuma başlamadan önce Samarra’ya gitmeye dair hiçbir fikrim yoktu.  Bu kentteki güvenlik ve askeri durumunu duymuş ve bu yüzden Samarra’ya gitme konusunda şüpheli idim. Fakat Irak topraklarına girdikten sonra kendimi ikna edemedim ve Necef’e gitmeden önce Samarra’ya gitmeye karar verdim.  Bu kent aylarca tekfirci teröristlerin kuşatması altındaydı ve hatta İmam Hasan askeri ve İmam  Hadi'nin -as- mutahhar türbelerinin üstündeki kubbe defalarca tekfircilerin füzeli ve bombalı saldırısına maruz kaldı.  Bu  yüzden eşsiz yolculuk deneyiminin 2. Gününün sabahında İmam Hadi ve İmam Hasan Askeri’nin -as- türbelerini ziyaret amacıyla Samarra’ya doğru yola koyuldum.

Bu kent Bağdat'tan 124 kilometre uzaklıktadır. Öğlen  vakti  her iki yüce imamın melekuti kubbesini görünce gözlerimden yaşlar akmaya başladı.  Yaralı bir kalp ile türbenin yakınlarında  arabadan indim ve " la ilaha illallah,  Sübhanallah, elhamdülillah" لااله الاالله و سبحان الله و الحمدلله zikri ile  türbeye doğru yürüdüm.  Bazı din büyükleri 10 ve 11. imamların türbesi ve avlusunun insana mutluluk ve coşku verdiğini,  ziyaretçinin burada kendisini mutlu hissettiğini,  zira burasının onların yaşadıkları mekan olduğunu belirtiyorlar.  Ben de bu mekanın içinde daha önce yaşamadığım bir mutluluk ve coşku hissediyordum.

 

Türbeye girdiğimden itibaren çok acı olacak veda ve ayrılma zamanını düşünüyordum. Zira saatler süren beklememin ardından sadece 2 saat boyunca Kutsal Türbe  ve imamet semasının parlayan güneşi Hüccet bin Hasan'ın -as- gaybetinin başladığı yerde bulunabildim. bu arada bu iki imamın mutahhar Türbesi'nde büyük sayılan bir zarih bulunuyor.  Zarihin içinde İmam Hadi'nin -as- kabri kıble tarafında ve güneyde bulunuyor;  İmam Hasan Askeri’nin -as- mezarı da  o hazretin arkasında ve zarihin kuzeyindedir.  Bu  iki imamın mezarının yanı başında 9. İmam’ın kızı ve İmam Hasan Askeri’nin halası Hekime Hatun –sa- ve İmam Hasan Askeri'nin  eşi ve İmam Mehdi'nin -as- annesi Nercis Hatun'un  mezarları bulunuyor.

Büyük bir kalabalık Bab-ul Kıble  kapısı önünde durmuş giriş izni bekliyorlar.  Ziyaretçiler ile birlikte ben de giriş izin duasını okudum.  Bu sırada İmam Rıza'dan -as- bir hadis aklıma geldi.  İmam Rıza şöyle buyuruyor:  her İmam’ın dostları ve izleyenlerinin boynuna hakları vardır ve bu hakkı yerine getirmek ise onların mezarlarını ziyaret ile gerçekleşir;  ve kim ki onları ziyaret şevki ile ve onların faziletlerini onaylayarak onların mezarlarına doğru giderse, Kıyamette imamların şefaatine mazhar olacaktır.

Öyleyse her ziyaretçi bu feyiz şifa hanesinde,  kendi iç acılarını,  kalp yaralarının  dermanını onlardan istemeli ve Allah'ın kendilerine kalp saflığı, ruh temizliği, zihin kutsallığı ve vücut sağlığı vermesini istemeli;  öylece hem görünüşü cemal ve kemal ile süslenirken batını da tüm kötülüklerden temizlenir.

Ziyaretname okumakla  iki imam'a biat tazeledim ve o iki baş tacımdan sonumun hayır olması,  cehennem ateşinden kurtulmamı,   kıyamet gününde şefaatlerini  ve onlar ile yüce babalarına  duyduğum sevginin  devamını ve hepsinden de önemlisi İmam Hasan Askerinin kıymetli evladının bir an önce Zuhur ederek tüm insanların kurtuluşuna ve hür kulların desteklenmesini diledim.

Tüm ziyaretçiler dua ve ziyaret ile meşguldür ve isteklerini iki masum İmam  ile paylaşıyordur.  Ardından İmam Ali el-Naki -as- ve İmam Hasan Askeri -as- için iki rekat namaz kılarak o iki Yüce insana hediye ettiler.  ziyaretçiler vedalaşırken şöyle dediler:

Allah'ım bizi, onun grubu ile mahşur et  ve bizi onlara itaat edenlerden kıl,  onların sayesinde bizi koru ve velayeti ile saygın kıl ve şevketi ile bizi düşmanlarımıza muzaffer kıl ve Ey Allah'ım bizi tövbe edenlerden kıl;  Ey merhametlilerin en merhametlisi.

Günümüzde Samarra kenti direniş sembolü ile tanınıyor ve askerleri ise "  türbe savunucuları"  iftiharına nail olmuş ve şehitleri ise Ehlibeyt haremini korumak ile onurlandırılmışlardır;  bugün Ehlibeyt aşıkları buraya gelerek tekfircilere, hepsinin Ehlibeyt aşığı olduklarını gösterdiler.

Bir battaniye alarak mutahhar türbenin etrafında ve avlusunda geceyi sabahladım ve ertesi gün Necef’e doğru yola koyulmaya karar verdim.

Necef Irak’ın güneyinde,   Resulullah'ın –saa- amcaoğlu ve damadı, Emir-ül müminin hz. Ali'nin -as- türbesinin bulunduğu kenttir.   Bu türbe kente özel bir kutsallık veriyor. Hz. Ali , ilim, cesaret, iman ve ahlak denizidir ve İslam'ın yayılması için büyük cihatlar etti. Hz. Ali 5 yıllık hilafetinde,  İslam dünyasında insani adalet ve barıştan kapsamlı bir kavram sundu.  Birçok  insan onun insani kemalatına hayran kaldı ve bu yüzden İmam Ali'nin mutahhar türbesi her zaman uzaktan ve yakından  Necef kentine gelen Müslümanları ağırlıyor.

Necef kenti ayrıca yaklaşık 1000 yıldan beri İslami ilimlerin önemli merkezi olan ve halkı aydınlatarak eğiten dini ilimler havzasının bulunduğu kenttir.

Necef kentine yaklaştım;  içimde anlatamayacağım tuhaf bir mutluluk vardır.  İmam Sadık’tan -as- bir hadis aklıma geliyor:  Emir-ül müminin türbesine ziyaretçinin teşerrüf ettiği zaman göklerin kapıları ona açılıyor.

Ziyaretçilerin anlatılmaz eşsiz halleri, geliş gidişler, dualar, yakarışlar ve Emir-ül müminin hz. Ali'nin -as-  zarihine ulaşma  çalışmaları anlatılamaz.  Sanki yürekler onu çoktan tanıyor ve ona kendilerini çok yakın hissediyorlar.  Bu duygu ve sevgi hz. Ali'nin Allah ile derin bağından kaynaklanıyor.  İmam Ali, ilahi bir adam ve Allah'ı arayan biridir ve bu özellik onu insanlık tarihinde kalıcılaştırmıştır.  Emir-ül müminin bizzat şöyle buyuruyor:  mal biriktirenler hayattayken ölmüşlerdir ve Rabbani alimler dünya durduğu müddetçe kalıcıdırlar.  Onların cisimleri kaybolmuştur fakat  izleri gönüllerin sayfasında mevcuttur.

Hz. Ali  yüce bir konum ve şahsiyete  sahipti bu yüzden çok az  sayıda insan o hazretin değerli konumunun farkında idi.  O  Hazret kendisi  ile ilgili şöyle buyuruyor:  benim bilinmeyen özelliklerim yarın size aşikar olacaktır ve hayatımın bitmesi ve başkasının benim yerime  gelmesi ardından beni tanıyacaksınız.

Necef kentine ulaştım.  Kent çok kalabalıktır.  Yolları üzerinde olan Necef kentine gelen bedevi Araplar  geliyorlar, selam veriyor ve gidiyorlar, durmuyorlar.  Yaklaşık  1 gün 2 gece Necef kentinin misafiriyim,  türbeye vardığımda sanki güvenli bir sığınağa ulaşmışım. Söyleyecek bir şeyim yok. Resulullah'ın, hz. Ali'den her şey isteyebileceğimizi tavsiye ettiği ve "ben ilim kentiyim ve Ali onun giriş kapısıdır" dediği bir imamdan ne istenir!

 

Fersahlarca uzaktan akla geldiğinde bile gözlerden mutluluk yaşları aktığı bir imamın türbesinin yanı başında namaza duruyorum,  bu duygu beklediğimden daha da farklı ve güzeldir.

Hz. Ali'nin -as- kutsal türbesi kentin merkezindedir,  büyük altın kubbesi, kubbenin içini andıran giriş kapısı,  çeşitli revaklar,  bir Avlu ve bağlı diğer bölgelerden oluşuyor.  Mutahhar türbenin ilk binası Abbasi Halifelerden Harun Reşid döneminde yapıldı ve o tarihten beri restore edilerek çevredeki alanlar da eklendi.  Bugünkü bina ise Safeviler döneminin eserlerindendir.  Muazzam kubbesi ve ruhu okşayan eyvan bölümü İran krallarından Nadir Şah Afşar emri ile altın kerpiçlerle süslendi.  Türbenin iç bölümündeki ayna işlemeleri Hicri Şemsi 40'lı  yıllarda usta sanatkarlar tarafından yapıldı.  Altın eyvanın ortasında Hicri kameri 1156 tarihi ile altın harflerle Emir-ül müminin methinde,  ünlü şair Seyyid Muhammed Urfi Şirazi'den bir şiir yazılmıştır.

Emir-ül müminin Ali'nin kutsal türbesinin avlusu ilginç mimari ile inşa edilmiştir öyle ki yılın dört mevsiminde güneş direkt olarak hz. Ali'nin -as- mutahhar mezarını  aydınlatıyor ve öğlenin bitimi ise hem kış ve hem yaz aylarında belli oluyor.

Ebu Şuayb Horasani'den  bir rivayette şöyle anlatılır:  İmam Rıza -as- huzurunda Emir-ül mümini ziyaret etmek mi üstündür İmam Hüseyin -as- mı? diye sordum.  Şöyle buyurdular “İmam Hüseyin acı ve hüzünlü bir şekilde Allah yolunda şehit oldu, bu yüzden yüce Allah'ın lütfuyla hüznü giderilmeden hiçbir hüzünlü kimsenin o hazretin Mutahhar Türbesini ziyaret etmez.  Lakin Emir-ül müminin ziyaretinin İmam Hüseyin ziyaretine sevabının üstünlüğü tıpkı Emir-ül müminin faziletinin İmam Hüseyin'e göre fazla olmasıdır.

Bu yüzden Erbain ziyaretçileri önce hz. Ali'nin -as- türbesini ziyaret ederek o hazretten izin aldıktan sonra Kerbela yürüyüşüne katılıyorlar.

Otelimiz türbeye yakındır.  Gecenin bitiminde ve sabah vakti namaza uyanınca Kerbela’ya doğru yola çıkanların gölgesi Otel lobisinin camının arkasından görünüyor.  Bu insan seli bitmek bilmiyor.  Yüreğim çok sabırsızdır; ben de yarın,  insanın en iyi evladının yolunda,  İmam Hüseyin'in -as- yolunda adım atmak  için yola konulacağım ve onun yolu ve hedefi ile beraber olacağım./

Oct 29, 2018 19:48 Europe/Istanbul
Görüşler