17 Rebiülevvel, İslam Peygamberi’nin -s- pak soyundan pak bir evladın veladet günüdür. Müslümanların büyük imamlarından İmam Cafer Sadık -s- bu bereketli günde dünyaya geldi ve büyük dedesi Allah Resulü’nün -s- dinini ihya etti.

Bugün 17 Rebiülevvel, alemlere rahmet, insanlara nur ve bereket kaynağı, İslam Peygamberi Hz. Muhammed-i Mustafa’nın -s- kutlu veladet yıldönümü. Yine bu kutlu gün, İmam Cafer Sadık’ın -s- kutlu veladet günüdür ve bu yüzden bu günün mutluluğunu ikiye katlamıştır.

Bu güzel günde bir kez daha İslam Peygamberi’nin -s- tavsiyesini hatırlıyoruz. Allah Resulü -s- şöyle buyurur: Ben aranızda iki değerli mirası geride bırakıyorum, kim kurtulmak istiyorsa, onlara sarılsın ki doğru yoldan sapmasın. Bunlardan biri Kur'an'ı Kerim ve diğeri, Ehl-i Beyt’imdir.

İmam Cafer Sadık -s- İslam Peygamberi’nin -s- pak Ehl-i Beyt’inin fertlerinden biridir ve yüce Allah Kur'an'ı Kerim’de onları her türlü kötülükten arındırdığını ilan buyurmuştur. Yine Allah Resulü -s- çok güzel bir tabirde Ehl-i Beyt’ini insanların arasında Nuh gemisine benzetmiştir, öyle ki kim bu gemiye sığınırsa kurtuluş sahiline ulaşır.

İmam Cafer Sadık -s- 34 yıl süren imamet yıllarında büyük dedesi Allah Resulü’nün -s- getirdiği dini ihya etmek, ilahi mesajı iletmek ve insanları hidayete erdirmek ve nefislerini tehzip etmek için büyük çaba harcadı. İmam Cafer Sadık’ın imamet yıllarından 18 yılı, on Emevi Halife ile çağdaş olarak geçti ve bu zalimlerin güç kaybı sayesinde halkla irtibat kurma fırsatını elde etti. Ancak o hazretin imametinden geriye kalan 16 yıl Abbasilerin iktidarına denk geldi ve oldukça sıkıntılı geçti. Ancak buna rağmen İmam Cafer Sadık -s- akılcı tutumu ile Müslümanların akaid ve düşüncelerini geliştirmek ve aydınlatmakta büyük başarılara imza attı.

İmam Cafer Sadık’ın -s- imamet yıllarında Abbasi hanedanı iktidarın başına geçti. Bu hanedan “Errıza men Al-i Muhammed” sloganından yararlanmıştı. Abbasiler hilafet Resulullah’ın hanedanına ait olduğu ve ancak bu hanedandan biri iktidar olması gerektiği sloganından hareketle Emevi hanedanına savaş açtılar, fakat işin sonunda kendileri iktidarı gasp ettiler ve Al-i Muhammed’i bir kenara ittiler. Oysa Abbasiler bu sloganı ortaya atarak bir çok Şia Müslümanı ve Haşimoğulları’nı ve özellikle İranlıları kendi saflarına çekmeyi ve uzun süre gerçek yüzlerini bu sloganın ardında saklamayı başarmıştı.

Bu karanlık ortamda Kur'an'ı Kerim öğretileri ve Resulullah’ın -s- hadisleri güç ve iktidarı gasp edenlerin elinde birer malzemeye dönüşmüştü. Öbür yandan o dönemde çok sayıda tarikat ve sayısız guruh çeşitli düşünceleri ve inançları yaygınlaştırarak halk arasında ilahdi ve hurafe temelli felsefeleri sızdırmaya çalışıyordu. Dolaysıyla İmam Cafer Sadık -s- dinî düşünceyi gündeme getirerek akılcı inançları ıslah etmeye ve şayeste ahlak anlayışını yaygınlaştırmaya başlayarak Caferi Şia mezhebinin temelini attı. İlginçtir ki Şia mezhebinin Caferi mezhebi olarak adlandırılması İmam Cafer Sadık -s- döneminde ve bizzat o hazretin tarafından gerçekleşti.

İmam Cafer Sadık -s- arkadaşlarına bir çok vasiyette ve tavsiyelerde bulunurken şöyle buyurdu: Sizlerden kim dininde takvaya uyar ve sözlerinde dürüst olur ve emaneti eda eder ve insanlara iyi davranırsa, insanlar o “Caferi”dir der (yani İmam Cafer Sadık’ın -s- arkadaşı ve izleyenidir) ve ben buna mutlu olurum. Eğer davranışlarınız böyle olmazsa benim için büyük bir ayıp olur ve insanlar da o Cafer’in terbiye ettiği adamdır, der.

İmamet meselesi, İmam Cafer Sadık’ın -s- üzerinde durduğu önemli meselelerden biridir. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei İmam Cafer Sadık’ın -s- Şii imametini beyan etme uğruna sarfettiği çabanın geniş kapsamlı oluşu hakkında şöyle buyurur: İmam Sadık -s- da diğer Şia imamlar gibi davetinin en seçkin bölümünü imamet meselesi üzerine kurmuştur. Bu tarihî gerçeğin ispatı için en kesin belgeler ve bol rivayetler mevcuttur ve imamet iddiasını İmam Cafer Sadık’ın -s- dilinden açıkça ve net bir şekilde nakletmektedir.

İmam Cafer Sadık -s- imamet meselesini anlatırken, mücadele bakımından kendini zamanın zalim hükümdarlarını reddedecek ve kendisini velayet ve imametin hakiki sahibi olarak halka tanıtmak zorunda olduğu bir merhalede görüyordu. İmam -s- hatta bir çok durumda sadece kendi imametini ispat etmekle yetinmiyor ve bunun yanında kendi adı ile birlikte kendisinden önceki hak imamları ve seleflerinin adını da zikrediyor ve gerçekte Ehl-i Beyt imametinin birbiriyle bağlantılı ve birbirinden ayrılmaz olduğu gerçeğini gündeme getiriyor.

İmam Cafer Sadık’ın -s- bu ameli, Şii düşüncesi geçmişteki tüm haksız hükümdarları kınadığı ve onları tağut ilan ettiğine bakılığında, o dönemin Şii Müslümanlarının geçmiş dönemlerde yaşamış Şii Müslümanların verdiği mücadelenin sürekliliğini de ortaya koymuştur. Gerçekte İmam Cafer Sadık -s- bu meseleyi beyan ederek kendi imametini geçmişlerin imametine bağlı olduğunu ve mazisi olmayan bir hareket olmadığını ve kendi soyunun güvenilir bir kanaldan ve kuşku götürmez bir şekilde İslam Peygamberi’ne -s- bağlı olduğunu ortaya koyuyor.

İmam Cafer Sadık -s- da diğer imamlar gibi hedeflerine ulaşmak için çeşitli imkanlardan yararlanıyordu. Bu imkanlardan biri, vekalet yapılanmasıydı. İmam Sadık -s- İslam dünyasının çeşitli beldelerinde yaşayan Ehl-i Beyt izleyenlerin arasında koordinasyon ve dayanışma sağlamak için bazı vekillerini bu kentlere göndererek kendisi ile izleyenleri arasında sürekli bir bağlantı kuruyordu. İmam bu yapılanmanın sayesinde bir yandan siyasi hidayet meselesini yürütürken öbür yandan Ehl-i Beyt sevenleri ile irtibat kuruyor ve topladığı mali kaynaklarla öz Muhammedi -s- İslam’ın maarifini yaygınlaştırarak Şia Müslümanların inanç temellerini güçlendiriyordu.

Gerçi İmam Cafer Sadık -s- döneminde vekalet yapılanmasının faaliyeti çok kısıtlıydı ve pek fazla genişlemedi, fakat o hazretin temelini attığı bu yapılanmanın merkezi Medine kentiydi. Bu yapılanmanın risaletinin doruk noktası on ikinci masum imamın -s- gaybeti döneminde göze çarpıyor. Zira Şia camiası masum imamın -s- fiziki olarak ortalıkta görünmemesi meselesi ile karşılaşmıştı ve imamla Şia Müslümanların arasında güçlü bir irtibat ağının kurulması zaruret kazanıyordu. Bu yüzden vekalet yapılanmasının temelinin atılma sebebi, Şia Müslümanlarla imamın gaybet döneminde aralarındaki bağın kopmasını önlemekti. Bu yüzden bu ağ İmam Cafer Sadık’tan -s- sonraki imamların döneminde daha da genişledi.

İmam Cafer Sadık’ın -s- yürüttüğü faaliyetlerin önemli eksenlerinden biri de, kendine özel bileşenleri olan geniş kapsamlı bir eğitim düzenini tasarlamasıdır. İmam Cafer Sadık’ın -s- talim ve terbiye sisteminde ilim talipleri için hiç bir coğrafi sınır, dini, fikri, siyasi ve yaş gibi sınırlar yoktur ve bu sistem uluslararası cihanşümul bir üniversite gibidir. Bu eğitim sisteminde insanlar hangi fikri akıma mensup olursa olsun ve hangi ırktan veya dilden veya coğrafyadan gelmiş olursa olsun, ilmi faaliyette bulunabilir.

İmam Cafer Sadık -s- bu konuda şöyle buyurur: Müminin kaybettiği şey, hikmettir. O zaman sizlerden kim bu kaybettiğini bulursa onu öğrensin.

Böylece İmam Cafer Sadık -s- büyük dedesi İslam Peygamberi’nden -s- esinlenerek izleyenlerine ilim ve bilim öğrenmek için suni sınırları aşmalarını ve kendilerini bu tür sınırlarla kısıtlamamalarını tavsiye ediyor.

Talim ve terbiyenin yanında, araştırma da İmam Cafer Sadık’ın -s- eğitim anlayışında özel bir yeri vardır. İmam -s- araştırma yapan talebeleri yetiştirmeye özel özen gösteriyor ve onlarda araştırma ruhunu takviye ve teşvik ediyordu. İmam Cafer Sadık’ın -s- talebeleri teliflerini o hazrete sunuyor ve hazret de eserleri okuyarak onların tashih ediyor veya onaylıyordu. Örneğin Ubeydullah bin Ali Halebi kendi kitabını İmama sundu ve İmam da o eseri teyit etti. İmam Cafer Sadık -s- ilmi meselelerin daha iyi anlaşılması için soru sorulmasına vurgu yapıyor ve talebelerine şöyle buyuruyordu: Benden sorun, beni kaybetmeden.

Gerçekte soru sormak, araştırma ruhunu takviye eden ve böylece insanın ilim ve marifetini arttıran bir fiildir.

İmam Cafer Sadık’ın -s- kurduğu eğitim sisteminin özelliklerinden bir başkası, çeşitli ilmi branşlarda uzmanları yetiştirmektir. Bu iş o güne kadar İslamî toplumda eşi benzeri olmayan bir çalışmaydı. İmam Sadık’ın -s- geniş kapsamlı cihanşümul bir eğitim düzeni kurmasının sonucu, bir çok yerde yeni ilimlerin ve teknolojilerin temelini atan ve İslamî medeniyet ve kültürün gelişmesinde yapıcı rol ifa eden bilginleri yetiştirmekti. Örneğin kimya biliminin babası olarak bilinen Cabir bin Hayyan defalarca kendisi İmam Cafer Sadık’ın -s- talebesi olduğunu beyan etmiş ve o hazretten bazı konuları nakletmiştir.

“El İmam El Sadık -s- Kema Arafe Ulema Garb” adlı kitabın yazarı Dr. Nureddin Al-i Ali şöyle diyor: İnsan İmam Cafer Sadık’ın -s- eserlerini gözden geçirince, okur bazen kendini bir kimya bilgini ile karşı karşıya görüyor ve kah kendini bir nücum uzmanı ve kah bir anatomist ve insan hastalıklarını bilen usta bir hekimle karşı karşıya görüyor ve ne zaman insani ve manevi ilimlere dönünce de melekuti ve rabbani bir imajla karşılaşıyor.

Böylece İmam Cafer Sadık -s- büyük bir ilmi miras geride bıraktı ve her biri İslam dininin inanç sınırlarını koruyan şayeste talebeleri yetiştirdi. Bu yüzen İmam Sadık -s- İslam dünyasının en seçkin fikri liderlerinden biri olarak İslam medeniyeti ve kültüründe eşsiz rol ifa etti ve en seçkin filozofları ve en uzman alimleri İslamî topluma sundu.

Nov 25, 2018 16:53 Europe/Istanbul
Görüşler