İran İslam İnkılabı bugün kırkıncı yılına girmiştir. Bugün İran İslam İnkılabı söylemi sınırları aşmış ve milletlerin gönlüne yerleşmiştir. Bu söylem, İslam ümmetinin vahdeti ve küresel istikbara karşı birlik olma söylemidir.

Vahdet ve ilahi iman, her milletin zafer sırrı olabilir. İslam inkılabının zafer sırrı da tüm alanlarda ve nizam erkanları ile halk kesimleri arasında vahdete dayanır.

Başta Fransa ihtilali olmak üzere dünyada gerçekleşen bir çok devrimi inceleyen Fransız teorisyon Mişel Fuko, İslam inkılabı devam ettiği sıralarda İran’a bir seyahat gerçekleştirdi. Fuko İran’da rehberin rolünü ve halkın inkılapta etkisini yakından gördükten sonra şöyle yazdı:

Ayetullah Humeyni’nin -ks- kişiliği efsanevi ve karizmatik bir kişiliktir ve başka hiç bir inkılapta böyle bir rehberi göremezsiniz, zira o halkla derin duygusal bağları vardır, öyle ki hiç bir devlet reisi veya siyasi lider, dünyadaki tüm medya organlarının desteklerini de yanına alsa bile, İmam Humeyni -ks- gibi bir konumu olduğunu iddia edemez.

İran İslam İnkılabı tarihi, İran milleti vahdeti ve birlikteliği ile son kırk yılda düşmanların tüm komplolarını bozguna uğrattığını ve zafer sırrının da aralarındaki vahdet olduğunu gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani 31. Uluslararası İslamî vahdet konferansında yaptığı konuşmada da Müslümanların vahdet zaruretine temas ederek tüm İslam ülkeleri bu alanda geri kalmışlığı telafi etmeye çalışmaları gerektiğini belirtti. Ruhani şöyle dedi: Hepimizin büyük bir görevi vardır. Bizler geçmiş yıllarda sömürü ve istikbarın yarattığı yaraları sarmalıyız ve bugün bu hepimizin görevidir ve daha fazla özen göstermeliyiz.

Maalesef İslam dünyası sahip olduğu onca seçkin özellikleri ve zengin kaynaklarına rağmen uluslararası ilişkilerde uygun siyasi ve iktisadi ağırlıkla rolünü ifa edememiştir. İslam ülkeleri tarihi ve sömürü temelli gerekçelerden dolayı şimdiye kadar sürekli zorba devletlerin ve işgalci güçlerin saldırılarına ve kumpaslarına maruz kalmıştır. İslam ülkeleri ayrıca coğrafi ve siyasi dağınıklılığı yüzünden İslam dünyasının şanına yakışacak siyasi ve iktisadi konuma kavuşmamıştır.

İslam dünyası büyük nüfus, Allah vergisi doğal kaynaklar gibi gücün önemli bileşenlerine sahip olan bir güç olarak bölgesel ve küresel denklemlerde etkili rol ifa edebilir. Bugün İslam dünyasının nüfusu 1.7 milyarı aşmış ve 60 bağımsız devleti ve zengin enerji kaynakları ve stratejik coğrafi konumları ile birlikte dünyada önemli rol ifa edebilecek bir güç olduğu ortadadır.

Gerçekte İslam dünyasının bunca büyük ve önemli kapasitelerinden İslam ülkelerinin siyasi, iktisadi, ilmi ve kültürel alanlarda dayanışmaları ve birliktelikleri çerçevesinde İslam ümmetinin refahı ve kalkınması yolunda yararlanmak ve İslam dünyasının gerçek iktidarını ortaya koymak mümkündür. Ancak tüm bu fırsatlara karşın seyrek sayıda İslam ülkesinin dışında başka ülkeler İslam dünyasını doğrudan tehdit eden düşmanlara karşı gerektiği gibi mücadele etmemektedir.

Bugün İslam dünyası ve Müslümanlar her zamankinden daha çok vahdete ihtiyacı vardır. Bugün Amerika adında büyük bir şeytan büyük şeytani hedefleri ile İslam ümmetini tehdit ederek her türlü fitneyi ve komployu kurmaktan çekinmiyor. Amerika’nın İslam dünyası ve Müslümanlara karşı esas politikası İslam ülkelerini birbirine düşürmek ve Müslümanları birbirine kırdırmaktır.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu hareketi İslam dünyasına yönelik tefrikacı gerçeklerin bir bölümü olduğunu belirterek bu hareketin mahiyetini zalimleri mazlumlara düşürmek, zalim cephesini desteklemek, zalimin eliyle mazlumu acımasızca ezmek ve bu korkunç fitnenin ateşini sürekli alevlendirmek, şeklinde ifade ediyor.

İşte bu noktada düşmanların İslamî vahdeti hedef alan komplolarına karşı birlik olmanın önemi ortaya çıkıyor. Gerçekte İslamî vahdet, İslam düşmanlarının hedeflerinin tam karşı noktasıdır. Düşmanlar tüm dönemlerde ve özellikle son dönemde Müslümanları birbirine karşı çıkmaya teşvik ediyor ve bugün yeni yöntemlerle İslamî direnişin gücünü kırmaya ve düşmana karşı zayıf düşürmeye ve ecnebilere muhtaç hale getirmeye çalışıyorlar.

Araştırmalar İslam dünyasının tüm sorunları iç kaynaklı olmadığını, bilakis bu sorunların önemli bir bölümü dıştan dayatıldığını ve Batılı düşüncelerin nüfuz etmesi ve Batılı düşünce merkezlerinin yanlış algıları ve telkinlerinin ürünü olduğunu gösteriyor. Bugün İslam ümmetini ve İslam değerlerini tehdit eden en büyük tehdit, İslam adına dayatılan şiddet ve tefrikadır. Oysa İslam dini barış dini ve beşeri camiayı kurtarma ve saadet yolunu gösterme dinidir ve bu hedeflere ulaşmak için vahdet yoluna adım atmak ve fikri ve dini ihtilafları bir kenara bırakmak ve ortak yönlere vurgu yapmak gerekir.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu bağlamda yaptığı konuşmalarında Batılı kültürün başka milletlerin kültürleri ile karşılıklı teamülleri ve etkileşimlerine değinerek bu uyumsuz etkilemiş gerçekte Batı kültüründe yaygın olan radikal davranışlardan kaynakladığını ve başka milletlere dayatıldığını belirtiyor.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei 30. Uluslararası İslamî vahdet konferansının konukları ile görüşmesinde de şöyle buyurmuştu: Bugün bölgede iki irade birbiriyle karşı karşıya gelmiştir: vahdet iradesi ile tefrika iradesi. Ve bu hassa şartlarda Kur'an'ı Kerim ve İslam Peygamberi’nin -s- tealimine dayanmak, İslam dünyasının sorunlarının tek çözüm yoludur.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei küresel istikbar ve sömürü düzeninin Müslümanların arasında tefrika çıkarmaya ve onları zayıf düşürmeye çalıştıklarını belirterek şöyle devam etti: Bugün İslam dünyası türlü musibetlerden ve sorunlardan acı çekiyor. Ancak birlik ve dayanışma ve yardımlaşma ve dini ve fikri ihtilafları ortak İslamî değerlerin sayesinde aşmak bu sorunların ve musibetlerin çözümüdür.

Her halükarda vahdet, her milletin zafer sırrıdır ve İslam dünyasında da Kur'an'ı Kerim tealiminde dayanarak vahdetten en güzel örneği sunabilir.

Nov 25, 2018 17:11 Europe/Istanbul
Görüşler