Sep 02, 2019 19:55 Europe/Istanbul
  • Matem ve Hamaset Ayı; Muharrem – 2

Bugünkü sohbetimizde iki bölümden oluşan Aşurai sanatının ilk bölümünü sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Sohbetimiz boyunca halk sanatları ve halk sanatçılarının Kerbela olayına görsel sanatlar, gösteri ve musiki sanatları penceresinden bakışlarını ele alarak bu büyük hadisenin simgeselliğini ve hamaset boyutunun diğer boyutlarına galip geldiğini irdelemek istiyoruz.

Zaman ve mekan kavramları, birbirine bağlı olan iki kavram gibi görünür. Bazen bir mekan, içinde yaşanan tarihî bir olay veya hakkında özel inançların söz konusu bir şahsiyetin varlığı yüzünden kutsal bir mekana dönüşür. Bu konu zaman kavramı için de geçerlidir.

Aşura olayı tarihî ve zamana bağlı bir hadise olarak ve Kerbela çölü de bu hadisenin vuku bulduğu mekan itibarı ile bu tanımlarda yer alan zaman ve mekandır. Nitekim bu iki kavram kah çok sıkı bir bağla birbiriyle bağlandığı ve birbirinden kopmaları imkansız gibi duran iki kavram olarak tanımlanır.

Aşura olayı İslam tarihinin en önemli olaylarından biri olarak ayin sanatları ve gösteri sanatının en temel şekillerinde hayal gücünü ve grafik cilvelerini kullanmak için eşsiz zeminleri ve temaları bulunan bir olay sayılır. Kudsi zaman ve mekan kavramları beşeri toplumların kültürel erkanlarına dayanır ve inkar edilemeyecek şekilde insanların düşüncelerini ve sonuçta amellerini etkiler. Bu kudsiyetin kökleri mitolojik ve doğa ötesinde kökleri bulunan inançlara dayanır. Bu yüzden bu tür zaman ve mekanlarda bulunan unsurlar, o özel zaman ve mekanı anma etkinliklerine kaynaklık eden özel duygusal anları yaratırlar.

Örneğin Aşurai merasimlerin zaman ve mekan kavramlarının Taziye gösterisinde birbiriyle bütünleşmesi, Aşura ve Kerbela zamanı ve mekanının kudsiyetinde kökü bulunan en önemli unsurlardır.

Öte yandan sanatçılar hayal ürünü resimlerden Taziye şiirlerine ve icra yöntemlerine kadar çeşitli sanat şekillerinde bu hadiseye güzel cilve ve simgesellik kazandırmıştır. Ancak gerçekte bu tarihî hadise zaman sürecinde ve çeşitli İslami kültür katmanlarına giriş yaparak sırf bir tarihî hadise olmaktan çıktığı ve mitolojik boyut kazandığı anlaşılıyor.

Aşurai sanat, İslami sanatın bir dalıdır. Bu sanat velayet ve Ehl-i Beyt -s-, İmam Ali -s- ve evlatlarına yönelik aşkın yükselmesi ile beraber eski tarihî dönemlerde ilkin dini gösteri (Taziye) şeklinde ve bu insanların hayatını, amellerini ve şehadet olaylarını sergileyerek başladı. İslam tarihinin en büyük hadiseleri ile irtibatı olan ve dini gösterilerin ve resimlerin konusu olarak seçilen konular genellikle Rozat’ul Şüheda kitabı gibi edebi ve hadis ve rivayet kaynaklarından alıntıdır. Ondan sonra yaklaşık 250 boyunca Hüseyni yas merasimleri, Muharrem ayında desteler ve “Roza” adı verilen ağıt merasimleri İmam Hüseyin -s- ve Ehl-i Beyt -s- aşıklarının sevgi ve saygılarını ifade etmek ve tarih boyunca insanların hürriyetinin bayraktarı olan o hazrete ve ülkü ve hedeflerine biat etme etkinliği olmuştur.

Kameri 12.yüzyılın ortalarına kadar Aşurai sanatın bugünkü gösteri şeklindeki sanatı, kahvehane resimleri çerçevesinde büyük perdelerin üzerinde hayal ürünü resimlerin yapılması ile beraber gelişmeye başladı.

Aşurai sanatın temaları ve Taziye gösterileri ve Aşura olayını anma etkinlerine yönelik ilgi Gacarlar döneminden sonra yavaş yavaş daha resmi ve organize bir hal aldı ve toplumun çeşitli katmanlarında yayılmaya başladı. Gösteri perdeleri, taş baskı resim, cam üzerinde resim, duvar üzerinde resim ve hatta hafif ve ağır taşıtların üzerinde resim ve yine bazı durumlarda bayrak, alem ve çeşitli aletlerin tasarımı ve yapımı, hepsi Aşura hadisesinden etkilenerek ortaya çıkan ve bu hadisenin bazı boyutlarını ve köşelerini anlatan sanat örnekleri oldu.

Müslüman İran halkının sanatında büyük Aşura hadisesinin hamaset boyutu ve mezhebin sanat içinde simgelenmesi veya bu iki nesnenin tarih boyunca birbiriyle iç içe olması, İran’da birçok sanat eserinde izine rastlamanın mümkün olduğu durumdur. Dini maceraları anlatan Nakkalların anlatımları ve özel bir tarzda dini resim perdelerinin yapılması, İranlı sanatçıların geçmiş yüzyıllarda Aşura olayına sanatsal bir gözle baktıklarının önemini yansıtmaktadır.

Aslında Aşura ve Muharrem ayını Şia’nın en kalıcı ve en etkileyici tarihî hadisesi niteleyebiliriz. Bu hadise temsili örnekler ve simgelerle doludur ve motiflerle zenginleşen İran kültürü ile bütünleştiğinde renk ve motife kavuşmuştur. Hüseyniyelerde ve Tekyelerde asılan ışıkların yeşil rengi, alemlere asılan sarı, kırmızı ve yeşil tüyler, Hüseynilerin duvarlarına asılan büyük bayraklar, hepsi İran milletinin tüm yas elemanlarına renk unsurunu en iyi biçimde kazandırdıklarını ortaya koyan delillerdir.

İran’ın irili ufaklı tüm kentlerinde ve köylerinde ve çeşitli kavimlerin arasında Aşura hamasetini anmanın farklı renkleri ve biçimleri söz konusudur ve hepsi de kudsiyet ve paklık unsurlarının yanı sıra, birçok sanatsal boyutu da içerir.

İran’da Muharrem ayı her zaman kendine özel havası vardır ve toplumun tümünü etkiler ve sanatçılar da bu kaideden müstesna değildir. Örneğin tiyatro alanında Taziye ve görsel sanatlarda işaretler ve renkler, oldukça güçlü görüntülerin yaratılmasına vesile olmuş ve sinema gibi daha yeni sanatların yanında Aşurai sanatı canlı ve dinamik tutmayı başarmıştır.

Aşura kültürü oldukça zengin bir kültürdür ve hatta diğer birçok milli, irfani ve dini simgelerin bekasını güvence altına almıştır. Bu kültür çeşitli dini gösteriler ve görsel sanatlarla bütünleşmiş ve sonuçta izleyicilerini bunca güzellik ve yaratıcılık karşısında hayran bırakmayı başarmıştır. Bu kültürün en basit simgelerinden biri, yas tutan insanların Muharrem ayında büründükleri kılık kıyafetlerdir. Bu ayda düzenlenen özel merasimlerde gerçi yas tutan insanların giysileri siyah renktedir ve herkes İmam Hüseyin -s- ve arkadaşları için yas tutmaya çalışır, fakat taşıdıkları bayraklar ve alametler çeşitli renklerde hazırlanır. Hurma ağaçlarını kaplayan kumaşlar sarı, yeşil, kırmızı ve beyaz renktedir ve bu taşınan alametlerin çeşitli bölümlerini süslemek için el dokuması kumaşlar, büyük renkli tüyler ve özellikle tavus tüyü kullanılır. Nitekim bu tür merasimlerde simgelerin ve alametlerin geniş çapta kullanıldığı söylenebilir. Bu simgelerin ve alametlerin bazıları tarihî simgelerdir ve İslami dönemde yeni bir anlam kazanmıştır.

Aşura günlerinde İmam Hüseyin -s- için yas tutan destelerde çeşitli simgeler ve alametler birleştirilerek taşınır. Bu simgelere “Alamet” adı verilmiştir. Alemetlerin dikey yapısı genellikle hayat ağacına benzer bir şeydir. Alemetlerin tığları metalden yapılır. İslam tarihinin başlarından geriye kalan metal eserlere bakıldığında alametlerin bu parçaları o dönemden beri var olduğu fakat son bir iki asırda genel yapısı ve şimdiki şekli şekillendiği ve halen de gelişmekte olduğu anlaşılır. Geçmiş dönemlerden geriye kalan eserlerde alametlerin tek veya üç tığlı olduğu ve savaş sırasında savaşçılar tarafından kaldırıldığı görülüyor. Yine Safeviler döneminden kalan bazı resimlerde de bu tür alametlerin yer aldığı gözleniyor.

Aşura günlerinde taşınan alametlerde bazen göze çarpan simgelerden biri, Burak adı verilen simgedir. Burak, başı insan başı ve bedeni kanatlı at bedeninden oluşan bir mahluktur ve Nizami’nin Hamse adlı eserinde ve Miracnamelerde yer alan resimlerde göze çarpar. Rivayetlere göre Hz. Muhammed binerek miraca çıktığı binit bu mahluktur. Bazı örneklerde Burak’ın kuyruğu tavusun kuyruğuna benzetilmiştir.

Yine alametlerde yer alan bir başka simge, insan gibi başı olan bir kuştur. Bazı kavimlerde bu kuşun cennetten bir kuş olduğu ve Tuba ağacında yuvası olduğu inancı hakimdir. Bu kuş bazı kahvehane resimlerinde de göze çarpar.

Alametlerde bulunan bir başka simge, pençe simgesidir. İran’ın Şii kültüründe pençe, Al-i Aba’nın beş üyesini ve ayrıca Hz. Abbas’ın -s- kesilen elini hatırlatır. Kerbela olayında düşman ordusu İmam Hüseyin -s- ve arkadaşlarını Fırat’ın suyundan mahrum bıraktıklarında, hazretin kardeşi Ebulfazl Abbas -s- Ehl-i Beyt’in susamış evlatları için su getirmeye karar verir, fakat Yezid ordusunun saldırısına uğrar ve ellerini kaybeder ve en sonunda da acımasız bir şekilde şehit edilir. Bu yüzden sıcak mevsimde İran’ın birçok yöresinde adağı olan insanlar bu büyük insanı anmak üzere susamış insanlara bedava soğuk su ikram eder. Bu suyun sunulduğu mekanda genellikle ortasında bir pençenin resmi yer alan bir kase bulunur. Yine İran halkının en önemli adaklarından biri de su ve şerbet gibi soğuk içeceklerdir.

Bu simgelerden başka, bazı alametlerde deve, geyik veya ceylan gibi hayvanların resimleri yer alır. Deve, İmam Hüseyin’in -s- Ehl-i Beyt’ini -s- taşıyan ve onları Kerbela’dan Şam’a götüren kervanı simgeler. Ceylan ise Şii kültüründe İmam Rıza’nın -s- şefaat ettiği ve avcıyı onu öldürmekten men ettiği ceylanı hatırlatır.

Alametlerde yaygın olarak kullanılan bir başka simge ise, alametin iki tarafında simetrik ve gayet sanatsal bir şekilde yerleştirilen tavus resmidir. Tavus çeşitli kültürlerde simgedir ve her kültürde farklı anlam taşır. İran’ın İslami ve irfani kültüründe tavus, anavatanına geri dönmeyi arzu eden insanın ruhunu simgeler. Nitekim İranlı büyük şair Attar Nişaburi’nin Mantık’ut Tayr adlı eserindeki şiirleri de bu manayı yansıtır.

Alametin tığlarının genel yapısı servi ağacı gibidir ve iki tarafında ejderha ağzını andıran iki şekil yerleştirilir. Bu nakış tezhip sanatının nakışlarından alıntıdır ve İran halıları ve fayanslarında sık sık göze çarpar. Bazı sanat ustaları alametin genel yapısı iki ağacı kapsadığını, bunlar Tuba ağacı ve Zakkum ağacından ibarettir. Tuba ağacı insanın iyiliklerini simgelerken Zakkum ağacı insan nefsini simgeliyor. Bu simgeler İran kültüründe Aşura olayı için yas tutmanın insan nefsini kötülüklerden arındırabileceği inancını simgeliyor olabilir.

Görüşler