bugün hk 20 zilhicce, ehlibeyt imamlarının 7.si, hz. İmam Musa Kazım'ın –as- mübarek veladet günüdür.

İmam Musa Kazım'ın –as- şahsiyeti ve faziletleri hakkında şii ve ehli sünnetin kaynaklarından bir çok rivayette söz edilmiştir. Nitekim ehli sünnetin büyük alimlerinden İbn-i Talhe İmam Musa Kazım –as- hakkında şöyle buyuruyor: O, büyük bir İmam, Azimü'ş Şan, gece sabahlara kadar dua ve ibadet için uyumayan, çalışmakta ciddi olan, açıkça kerem sahibi ve ibadette her kes tarafından bilinen biriydi. Geceleri secde ve kıyamda geçirirken, günlerini sadaka ve oruçla geçinir, kendisine saygısızlık yapanlar hakkında büyük sabır göstermek nedeni ile Kazım olarak bilinirdi. Kendisinden kötü söz edeni iyilikle mükafatlandırır, kendisi hakkında suç işleyeni bağışlamakla karşılık verirdi. Çokça ibadet etmesi nedeni ile Abd-i Salih olarak tanınır, Irak'ta "Bab-ul Hevaic ila Allah" olarak tanınırdı. Zira onun vasıtası ile Allah'a tevssül edenler, kendi tevessüllerinden sonuç alırlardı. Sahip olduğu keremler, akıllara durgunluk verirdi...

Değerli dinleyiciler bu mutlu ve kutlu günde bir kez daha sizleri tebrik ederek, her şeyden önce Resulullah'tan bir vecize aktaracağız sizlere. Resul-i Ekrem –saa- şöyle buyuruyor:

"انی تارک فیکم الثقلین کتاب الله و عترتی اهل بیتی ما إن تمسکتم بهما لن تضلوا و إنهما لن یفترقا حتی یردا علی الحوض

"Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; onlara temessük ettiğiniz sürece benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Onlar Allah'ın Kitab'ı ve benim ıtretim Ehl-i Beyt'imdir. Bu ikisi, kevser Havuzu üzerinde bana tekrar dönünceye kadar asla birbirlerinden ayrılmazlar.

Bizler de böyle bir günde İmam Musa Kazım'a –as- elimizi uzatıyoruz, zira Kur'an-ı Kerim ve Resulullah ehlibeytine temessük etmek, sapkınlığı önler. Tabii ki ehlibeyte temessük etmek, onları sevmek, saygı duymaktır, veya kutsal saymak değildir. Temessük, Kur'an-ı Kerim'i ele alarak onu öpmek ve daha sonra odanın bir köşesine bırakmak, ya da İmamların resimlerini duvarlara asmak değildir; temessük etmek izlemek ve Kur'an-ı Kerim emirlerine uymaktır, temessük etmek imamlar ve liderlerin yaşam tarzını örnek almaktır.

İmam Musa Kazım, hk 128 yılı zilhicec ayının ortasında, Mekke ve Medine arasında olan Abva köyünde dünyaya geldi. 20 yaşındayken muhterem babası hz. İmam Cafer Sadık'ın –as- şehadeti ardından İslam ümmetinin hidayetini üstlendi. 35 yıllık imameti döneminde (hk 148-183) çeşitli yollardan İslam'ın ideal siyasi ve sosyal nizamını halka açıklamaya çalıştı. O hazret topladığı bir çok rivayet ve hadisle Resul-i Erkem –saa- ve değerli babalarının sünnetini ihya etmeye çalışırken, babası İmam Cafer-i Sadık –as- döneminde güçlenen düzeni korumaya ve güçlendirmeye çalıştı; bu yolda ve ilahi görevi gerçekleştirmek uğrunda şehit düştü.

İmam Musa Kazım'ın –as- yaşamı, Abbasiler dönemindeki bir kaç halife ile eşzamanlı idi; Abbasilerin zulmünün had safhaya ulaştığı dönemde. İmam Musa Kazım –as- Abbasiler tarafından işlenen zulümler karşısında sessiz kalmazken, çeşitli yollarla onların hükümetine muhalefetini sürdürüyordu. Bu da İmam'ın –as- bereketli ömrünün çoğunun halktan uzak, sürgün veya hapishanede geçirilmesine sebep oldu. Bu konu Abbasiler hükümetinin güçlenmesine sebep oldu; fakat İmam Bagır –as- ve İmam Sadık –as- dönemlerinde Abbasilerin tahtı sarsılmaktaydı, bu yüzden İmamları kontrol edemiyor ve onlara ciddi sorun oluşturamıyorlardı. Fakat İmam Musa Kazım -as- döneminde hükümetleri güçlendi ve yayıldı, böylece halka tamamen sulta kurmayı başarırken, İmam'a da eziyet etmeye başladılar. Fakat İmam'a yapılan zulümler o hazretin halkı aydınlatmasına engel olamadı. İmam Musa Kazım –as- çeşitli fırsatlarda halkı aydınlatmaya çalışıyor, zalim hükümranları uyarıyordu. Harun'un hapishanesinden gönderdiği bir uyarı mektubunda şöyle yazdılar: Benim için geçen her zor bir günde, senin de iyi günlerinden bir geçiyor, ta ki ben ve sen bir yerde birbirimize ulaşıncaya dek. Batıl ehli olanların kendi hüsranlarına vakıf oldukları gün.

Abbasilerin en zalim ve kibirli halifelerinden Harun Reşid geniş bir alana hüküm sürüp, halka haddinden ziyade eziyet ederek, kendini muktedir bir halife göstermeye çalışıyordu. Kendisi güneşe hitaben, "Güneş, nereyi aydınlatmak istiyorsan aydınlat ki her yer benim topraklarım ve sarayımdır!"demiştir.

Fakat gerçek tamamen farklıydı. Zira halk arasında bir yeri yoktu ve sadece eşyalara hüküm sürebiliyordu. Anlatılanlara göre günün birinde İmam Musa Kazım –as- Kâbe'nin yanında durmuşken uzaktan Harun İmamı görür ve şöyle der: Sen halkın gizlice biat ettiği kişi değil misin? İmam ona karşılık başını hafifçe sallayarak, " Evet, ben gönüllerin imamıyım ve sen bedenlerin imamı." Şeklinde karşılık verir.

Halk arasında büyük bir desteğe sahip olan İmam Musa Kazım –as- Resulullah'ın –saa- ehlibeytinden olması nedeni ile muazzam marifet ve ilim hazinesiydi ve halkı hidayete erdirmeye çalışırdı. İmam'ın halk arasındaki güçlü konumu, Harun sarayında çalışan bir çok kişinin gizlice o hazretin huzuruna giderek şer'i ödemeler ve mali yardımlarda bulunuyorlardı. İmam da toplanan bu paraları ihtiyaç sahipleri ve yoksullar arasında dağıtırdı.

İmam Musa Kazım –as- halkın gerçek İmam ve lideri olarak onları hidayete erdirmeye çalışır, Müslümanların susamış gönüllerini, İslam'ın duru ve asil maarifi ile huzura kavuştururdu. Ehlibeytin yedinci yıldızı, her zaman zalim hükümetlerle işbirliğini boykot ediyordu, zira bu işbirliği zulmün temellerini güçlendiriyordu. Aynı zamanda bazı müstesna durumlarda da kendi sahabesinin çeşitli hükümet mevkilerinde çalışmalarını da engellemezdi. Örneğin Ali bin Yagteyn İmam'ın onayı ile Harun Reşid'in veziri oldu, böylece ehlibeyt'in can ve malını korumuş oldu. İmam Musa Kazım –as- ona hitaben şöyle buyurdu: Allah'ın zalimlerin arsında da evliyaları vardır ki onların vasıtası ile iyi kullarını destekliyor. Belki de Allah, senin elinle muhaliflerin fitne ateşini kendi dostlarından uzak tutuyor.

Ali bin Yagteyn de ehlibeyt taraftarı mahrum halkı destek bağlamında bir çok girişimde bulundu. Nitekim Abbasiler sarayında sahip olduğu nüfuz nedeni ile İmam'la birlikte her yıl bir grup mahrumu hacca gönderiyor, bu vesile ile onlara mali yardımda bulunuyordu. Ayrıca hükümet tarafından güçsüz ve zayıf insanlardan toplanan vergileri gizlice onlara geri ödüyordu.

İmam -as-,  Kazım  adı ile tanınırdı zira her zaman kendi öfkesini yenmeyi başarırdı. İmam Musa Kazım'ın siyeri, dini savunmaktan söz edildiğinde şehadete kadar ileri gideceğini, zerre kadar uzlaşma belirtileri bile göstermediğini ortaya koyuyor. Fakat İmam'ın Kazım olarak tanınmasına sebep olan ise o hazretin kendi özel yaşamı ve halka karşı fedakarlıklarıdır. İmam Musa Kazım'ın yüce şahsiyeti, seçkin ahlakı ve çekici davranışları, hatta kendisine acımasızca davranan hapishane gardiyanlarını da etkileyecek ölçüdeydi. Basra hapishanesi gardiyanlarından biri şöyle diyor:

İmam'ı her açıdan gözaltına almaya çalıştım, öyle ki gizlice onun dualarını dinliyordu. Fakat hapishanenin en zor şartlarında bile sabırlıydı ve sadece Allah'tan rahmet ve mağfiret diliyordu.

Değerli dinleyiciler İmam Musa Kazım'ın –as- mübarek veladeti nedeni ile bir kez daha tüm İslam dünyasını kutlarken, programı o hazretten bir vecize ile noktalıyoruz: Allah dininde bilinç ve bilgiye sahip olun, zira İlahi hükümler ve emirleri anlamak, basiret, ibadetlerin mükemmelleşmesi ve yüksek dini ve dünyevi konumlara ulaşma anahtarıdır. /

Sep 11, 2017 07:56 Europe/Istanbul
Görüşler