Bugün sosyal ortamın psikolojik ve sosyal etkilerini ele almak istiyoruz.

Günümüzde internet kullanma yaşı önemli oranda düşmüştür, fakat bu konu hiç de mantıklı değildir. 6-7 yaşlarında internetle tanışıp, bu ortamda arkadaş edinen bir çocuk, gerçek hayatından başka ve farklı bir yaşam dünyasını tecrübe ediyor ve bu yüzden tehlikeli sosyal hasarlara maruz kalıyor. Tabii ki bu hasarlar çocuğun internet dünyasına daha fazla bağlanarak ailesinden uzaklaşması ile daha da tehlikeli boyutlara ulaşıyor. İletişim araçlarının faydaları her kes tarafından biliniyor; fakat tüm yararlarının yanısıra bu ortamların suiistimal edilmesi is korkunç sonuçları olabiliyor; bu olayın en bariz örnekleri ailevi bağlar ve eşler arasındaki ilişkilerde yaşanıyor. Örneğin eşlerden birinin sanal ortamları fazlasıyla kullanması, diğer eşin şüphelenmesine ve yanlış anlaşılmalara sebep olabiliyor. Tabii ki bunun sonucunda ailenin parçalanması da mümkündür.

Bu konuda kişisel gelişim uzmanı sn. Sevinç Karakaya şöyle diyor:

Evliliklerinde sorunlarla yüzleşmekten kaçınan çiftler sosyal medyada daha fazla vakit geçiriyor. Çiftler aynı evin içinde, ayrı koltuklarda, ayrı sanal sosyallik yaşıyor ve tabii ki bu durum evliliklerinde iletişimi ortadan kaldırıyor.

İletişime ve sevgiye ayrılacak vaktin büyük bölümünü internette özellikle de sosyal medyada harcıyorlar. İnternet ilişkilerinin ve internette yoğun vakit geçiren çiftlerin sorunlarının diğer ilişkilere göre daha yüzeysel olduğunu, böyle çiftlerin daha mesafeli olduklarını söyleyebiliriz.

Çok değil bundan on yıl önce; akşam eve gelindiğinde eşler ailecek muhabbet yaşarken, günümüzde ise evdeki her bir birey bilgisayar başında zaman geçiriyor. Bu da aradaki sevgi bağının kopmasına neden oluyor.

Eşlerden birinin sosyal medya sitelerinde fazla dolaşması, diğer tarafın gözüne batıyor ve eşine kuşkuyla bakmasına yol açıyor. Eşinin şifrelerini kırarak yapılan özel alana müdahaleler de ilişkide çatışmalar oluşturuyor. Bazı çiftler ise birbirlerini bir dedektif gibi sosyal medyadan takip etmeye başlıyorlar, iletişim ve güven duygusunun yerini şüphe ve bireysellik alıyor.

Sanal ortamların kullanılması, insanlarda bireyselliğe yönelme duygusunu arttırıyor. Aslında sosyal paylaşım siteleri, insanın yalnızlıktan ve gerçek dünyadaki yaşamından kaçma hedefi ile kullanılır. Bu ortamlarda her şey sunulabilir ve büyük manevra kabiliyeti de söz konusudur. Fakat bu yalnızlık bireyin mantıklı ilişkilerden kopmasına ve dolayısı ile kendini aile ve toplumdan soyutlanmış hissetmesine sebep olur. Söz konusu paylaşım siteleri ve sanal ortamların son yıllarda önemli oranda gelişmesinin sebebi, insanların çok yalnız kalmalarıdır. Örneğin bir erkek neden kendini kadın tanıtarak sosyal paylaşım sitelerinde kadınların bulunduğu bir gruba katılıyor? Bu konunun psikolojik sebebini bulmak gerekir. Birey söz konusu alanlara bağlanınca tabii ki arkadaşları ve ailesinden ayrı düşüyor. Unutmamak gerekir ki bizler 21.y.y.da her geçen gün daha da yalnızlaşıyoruz.

Bizim sosyal yaşamımız karşılıklı ve yüz yüze değildir ve cep telefonlarındaki sosyal paylaşım siteleri ve internet ise bizim dünya ile bağlantıda olmamızı sağlıyor. Tabii ki ebeveynler de bu konuda önemli etkileri vardır. Kendi işlerine bakmak ve çocuklarını susturmak için ellerine bir cep telefonu sıkıştırıyorlar.

Günümüzde ebeveynler kendi sorumlulukları ve konumlarından uzak kalmışlardır. Doğru bir eğitimin olmaması, anne ve babaların da sürekli sanal ortamlarda gezinmelerine sebep oluyor. Doğal olarak bu insanlar da sağlıklı ve doğru eğitim almış çocuklar yetiştiremezler, zira çocuklarına küçük yaşlardan itibaren yalnız kalmayı öğretiyorlar. Hal bu ki onlara aile kavramı ve birlikteliği öğretmeleri gerekir. Bunun çaresi de hiç şüphesiz doğru eğitim ve kültür oluşturmaktır.

Aileler evlatlarına çocuk yaşlardan itibaren kitap almalı, iletişim araçları da sanal ortamlarının kontrolsüz ve bolca kullanılmasının sonuçları ve zararları konularını işlemeleri gerekir. Mevcut durum ve yaşam tarzları bu minvalde devam ederse hiç şüphesiz yakın bir gelecekte ailelerin dağılması, psikolojik hastalıklar ve bunalımların artmasına, teknolojiye bağımlı yalnız bir kuşağın yetişmesine şahit olabiliriz. Hali hazırda bazı ülkelerde, sosyal danışmanları ev ev gezerek bu aile fertlerine, ailenin toplumun temel taşı olduğu ve onsuz yaşanamayacağı konusunda gereken eğitimi veriyorlar.

Klinik psikolog Hilal bebek bu konuda şöyle diyor:

Gerçek ilişkilere, vefaya, sorumluluğa, ihtiyaç sahibine yetişmeye, kötü gün dostu olmaya harcanan emek maalesef giderek azalıyor. Sosyal medya zehirlenmesi, zehirli balını kısa vadede ağzımıza çaldığı beğeniler üzerinden içimize zerk ediyor. Tüm zaman sermayemiz, enerjimiz, mutluluklarımızı görsellerle paylaşmaya, bir ötekini takip etmeye, kıyaslamaya ve rekabete harcanıyor.  Bir resmi beğenince iletişim kurmuş, bir gönderiye yorum yapınca vefalı olmuş, bir zulme sövünce sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluyoruz. Dünyayı sosyal medyadan kurtarıyor, mağdurun yanında sosyal medyada duruyor, özgüvenimizi sosyal medyada biriktirdiğimiz beğeniler üzerinden devşiriyoruz.

Mekanlara giriyor, mekanlardan çıkıyoruz. An, kayıp gitmekte elimizden. Resimleri çekerken, telefonlarımıza bakarken,  sosyal medya mecralarına anı hibe ediyoruz. Sanal dünyada büyüyen egolar, gerçek dünyada çürüyen “ben” lere denk geliyor. Karşısındakinin gözüne bakmayan,  muhabbeti azaltmış, teması en aza indirgemiş, “gösteri dünyasının yıldızları” olarak gerçek hayatta yıldızımızın ışığını kaybediyoruz.

Çağımızda yeni nesil çok erken yaşlarda agresif olmaya başlıyorlar. Bu da eğitim ve terbiye metotlarının yanlış olduğunu gösteriyor. Çocuk uzun zaman bilgisayar ya da akıllı cep telefonları önünde oturuken, doğru beslenmiyor ve biriktirdiği enerji deşarj olmuyor. Aslında tüm bunlar yanlış kültürden kaynaklanıyor. Üstelik bir çok Avrupalı aile bu tecrübeyi yaşamış ve yanlış olduğunun farkına varmıştır. Onlar bu yoldan geri dönmeye başlarken, bizler daha bu yolu gitmekte kararlıyız, üstelik aileden kopmanın bir değer olduğnu düşünüyoruz.

Klinik psikolog, Yaşam Yanardağ Çelik, sosyal medya ve interneti aşırı kullanmanın çocuk ile gençlerde bir süre sonra kaygı bozukluğu, bazı fobiler, yalnızlık ya da depresyona yol açabildiğini belirterek şöyle diyor:

"İnternet ve sosyal medya kullanımının fazlası çok ciddi problemlere yol açabiliyor. Gençlerin daha asosyal, dünyalarını ve ilişkilerini sosyal medya üzerinden idame ettirdikleri bir hayata doğru sürükleniyorlar. Bu da asosyal, daha içe dönük, kendini konuşarak ifade etmekte zorlanan kişilere dönüşmelerine neden olacak. Kendilerini yazarak ifade etmek ya da bir emoji kullanmak onlara daha kolay geliyor. Ama biz iletişimi bir emojiye ve yazıya indirgeyerek hem zihnimize hem de ruhumuza çok büyük kötülük yapmış oluyoruz."

Mar 06, 2018 20:38 Europe/Istanbul
Görüşler