İnsan hakları, her insanın öz itibarı ile sırf insan olduğu için yararlandığı en temel haklardan sayılır.

Ancak son bir asırda ve insanoğlunun bilinç düzeyinin gelişmesi ve fikrî ve kişilik bakımından buluğa ermesi yüzünden insanlarına uymak ve ilkelerini korumak daha da büyük önem arz etmeye başladığı anlaşılıyor.

Bu arada bazı ülkeler kendilerini insan haklarının koruyucu melekleri olarak tanıtıyor ve bu meseleye bir malzeme gibi bakarak başka ülkelerin içişlerine karışmaya çalışıyor. Bu ülkelerden biri, yaşlı tilki sıfatı ile anılan Britanya devletidir.

Her ülkede yargı kurumu, o ülkede adaletsizliklerle mücadelenin simgesidir. Ancak Britanya devletinin yargı ve yasama kurumları pratikte bu ülkenin vatandaşlarının haklarına kavuşmaları yolunda ciddi bir engele dönüştüğü gözleniyor. Bu doğrultuda uluslararası af örgütü 11 Ekim 2016 tarihinde İngiltere’de hukuki yardımlara ayrılan bütçenin azalması ve bu kararın insan hakları ve hukuk danışmanlığı üzerinde olumsuz tesirleri başlıklı bir rapor yayımlayarak, hükümetin zayıf vatandaşlara hukuki yardımları ve istişareleri için ayırdığı bütçeyi azaltmasını eleştirdi ve bu durumdan duyulan kaygıyı dile getirdi. Raporda hukuk istişarelerinin kesilmesi özellikle İngiltere’de göçmenlerin, çocukları ve toplumun zayıf kesimlerinin haklarını olumsuz etkileyeceği vurgulandı.

Ayrımcılık, ırkçılık ve azınlık haklarının ihlalleri, Britanya’da insan hakları ihlallerinin diğer bariz örnekleridir. BM’nin ırkçılığı yok etme komisyonunun 3 Ekim 2016 tarihinde yayımladığı raporda İngiltere’de ırkçılığa ve ayrımcılığa dayalı suç oranlarının şimdiye kadar görülmemiş düzeyde artış kaydettiği ifşa edildi. Komisyonun bulgularına göre İngiltere’de ırkçılık suçları hakkında pek az rapor yayımlanıyor ve öte yandan İngiliz mahkemelerinde de seyrek sayıda bu tür suçlar gündeme geliyor.

Britanya’da terörle mücadele stratejisi adlı terörle mücadele yönündeki yeni güvenlik tedbirleri ve ayrıca güvenlik güçlerine insanların özel yaşam alanına her türlü müdahale yetkisi veren 2015 güvenlik ve terörle mücadele yasası bu ülkede en çok göçmenleri, renkli derilileri ve dini ve etnik azınlıkları hedef alıyor. Bu yasalarda terör ve radikalizm gibi kavramların tanımında göze çarpan muğlaklıklar Britanya’da din özgürlüğü ve ifade özgürlüğü üzerinde olumsuz etkileri oluyor.

Britanya’da siyahilere ve Asya kökenli göçmenlere karşı sistematik ırkçılık belirgin bir şekilde devam ediyor. BM’nın ırkçılığı yok etme komisyonunun raporunda bu konuda şöyle deniliyor:

Britanya’da yaşayan Afrika kökenli insanlar sağlık, istihdam, eğitim ve adil yargılanma gibi önemli haklardan yararlanmakta sistematik ırkçılıkla karşı karşıya bulunuyor.

Britanya’da uygulanan ayrımcılık örneklerinden biri polis teşkilatına istihdam alanında göze çarpıyor. İngiltere’de yayımlanan The Guardian gazetesi 22 Ekim 2015 tarihli sayısında resmi verilere dayanarak yayımladığı raporunda İngiltere’nin polis teşkilatının üçte ikisinden fazlasında beyaz adayların etnik azınlıklara nazaran daha fazla istihdam şansı bulunduğunu belirtti. Yine David Cameron başbakanlığı döneminde işsizlik oranı genelde azaldığı halde bu oran azınlıkların ve siyahilerin arasında artış kaydettiği anlaşılıyor.

Britanya’da dini azınlıkların arasında Müslümanlar diğer dini azınlıklara nazaran daha fazla insan hakları ihlalleri ve ayrımcılığa maruz kalıyor. Bu ülkede çıkarına yeni terörle mücadele yasası adeta Müslümanlara baskı aracı oldu. Londra’nın eşitlik ve insan hakları komisyonunun yayımladığı verilere göre Pakistan asıllı vatandaşlar başka ülkelerin beyaz insanlarına kıyasla 154 kat daha fazla zan altına girdiği anlaşılıyor.

Britanya’da Müslümanlar bu ülkede karşılaştıkları ayrımcılıklardan da büyük acı çekiyor. Metroco’nun 25 Şubat 2015 tarihinde yayımladığı raporuna göre Britanya’nin Müslüman nüfusunun yarısı onlara karşı ayrımcılık yapıldığına inanıyor. Bu ankete katılan Müslümanların %46 kadarı, İslam hakkındaki önyargıların Britanya’da yaşamayı onlar için çok zorlaştırdığını belirtti.

Britanya’da Müslüman hatta dini merasimlerini ve ibadetlerini yerine getirme konusunda da ciddi kısıtlamalar ve ayrımcılıklarla karşı karşıya kalıyor. Daily Mail’in 11 Haziran 2015’te yayımladığı raporuna göre Londra’nın doğusunda yer alan Barkley okulu Müslüman öğrencilerinin ailelerine gönderdiği mektupta, Müslüman öğrencilerin mübarek Ramazan ayında oruç tutmaları okul kurallarına aykırı ve yasak olduğunu duyurdu.

Britanya’da cami inşaatı da sürekli İslam karşıtlarının itirazları ve protestoları ile karşı karşıya kalıyor. Örneğin bir derginin 13 Haziran 2015 tarihli sayısında Britanya’da İslam karıştlığı ile bilinen “tüm futbol taraftarları İslamîleştirmeye karşı kararlı” adlı bir örgüt İngiltere’nin Dudley kentinde düzenledikleri protesto eylemi ile bu kentte bir cami inşaatına karşı çıktıklarını belirtti.

Britanya’da Müslüman kadınlar, Müslüman erkeklere nazaran daha çok ayrımcılıklardan acı çekiyor. İngiltere’de yapılan bir araştırmanın sonuçları, İngiliz işverenlerin başörtülü kadınlara yönelik ayrımcılık yaptıklarını ve istihdam konusunda başörtüsüz kadınları tercih ettiklerini ortaya koydu.

İngiliz Avam Kamarası’nin raporuna göre bu ülkenin işverenleri başörtülü Müslüman kadınları zayıf niteliyor ve başörtüsü olan Müslüman kadınlar genellikle istihdam sürecinde başarılı olamıyor ve bu konu raporda bir nevi benimsenen ayrımcılığa dönüştüğü ifade ediliyor.

Britanya’da iş gücü üzerinde yapılan araştırma bu ülkede Müslüman kadınların arasında işsizlik oranı %18 olduğunu, oysa bu oran Hindu kadınların arasında %9 ve Hristiyan beyaz kadınların arasında ancak %4 olduğunu ortaya koydu.

Yoksulluk ve evsiz barksız yaşamak, Britanya’da hükümetin bu ülkede servet ve geliri adaletsiz bir şekilde dağıtmasından kaynaklanan bir başka sorundur. The Guardian gazetesinin bu konuda 1 Ocak 2016’da yayımladığı raporuna göre Londra’da evsiz barksız insanların sayısında büyük bir artış yaşanıyor. Rapora göre 2009 yılında Londra sokaklarında yaşayan insanların sayısı 3 bin 673 kişiyken, bu rakamın 2015 yılında 7 bin 500’e yükseldiği anlaşılıyor.

Britanya’nın işçi partisi lideri Jeremy Kurbin’e göre bu durum muhafazakar yönetimin kemerleri sıkma politikalarının sonucudur.

Yine The Guardian gazetesinin raporuna göre Britanya’da her gün 8 milyon vatandaş günlük yiyeceğini temin edemiyor ve bu insanların en az yarısı hatta bir günü aç geçirmek zorunda kalıyor. Buna göre ve açlık kriterlerine göre Britanya hatta Macaristan, Estonya, Slovakya ve Malta gibi ülkelerden daha alt sıralarda yer alıyor.

Britanya’da kadınlara ve genç kızlara yönelik uygulanan şiddet de çok vahim bir tablo arzediyor. 19 Mayıs 2015’te yayımlanan Britanya’da kadınlara karşı şiddetle ilgili özel rapora göre bu ülkede aile içi şiddet, kadınlara yönelik en yaygın şiddet uygulama durumudur. Rapora göre, Britanya’da kadınların %30 kadar 16 yaşına geldiğinde aile iç şiddete maruz kalmıştır.

Britanya’da kadınlara karşı şiddetle ilgili bu raporun bir başka bölümünde Britanyalı kadınlara toplumda uygulanan şiddeti anlatıyor. Rapora göre Britanyalı kadınların %91 kadarı çeşitli cinsel taciz ve tecavüz ve tehdide maruz kalmıştır. Yine raporda, Britanya okullarında kız çocuklarına cinsel tecavüz oranının kaygı verici boyutlara ulaştığı belirtiliyor, öyle ki 2013 yılında 16 ila 18 yaş grubunda yer alan genç kızların %42 kadarı cinsel tecavüze uğramış ve en az bir kez sınıf arkadaşlarına cinsel tacizi ile karşılaşmıştır.

Batı’nın üzerinde çok iddialı olduğu çocuk hakları da Britanya’da en çok ihlal edilen haklardan biridir. Çocuklara cinsel taciz ve tecavüz, çocuklara yönelik cinsel sömürü, zorla çalıştırma, hapis, yoksulluk ve evsiz barksız bırakmak, Britanya’da en yaygın çocuk hakları ihlal örnekleridir.

İngiliz The Guardian gazetesi 8 Nisan 2015 tarihinde yayımladığı raporunda şöyle diyor: Avrupa ülkeleri arasında Britanya çocuk tacizi konusunda başı çekiyor ve bu suçun cezalandırılması için uygun yasaları bulunmuyor ve bu da bu ülkede çocuklara yönelik cinsel tacizin şiddetlenmesine yol açıyor.

BM raporuna göre İngiltere’de çocuk tacizi her yıl en az 100 kadar çocuğun ölümüne neden oluyor. Yine Londra yönetiminin araştırmaları da bu ülkede 1 milyon 700 bin çocuğun cinsel taciz ve tecavüz kurbanı olduğunu gösteriyor.

Britanya’da yayımlanan verilere göre her altı erkek çocuktan bir çocuk da cinsel tacize uğradığı ve bu sayının kız çocukları arasında çok daha yüksek olduğu, öyle ki her dört kız çocuğundan biri cinsel tacize uğradığı anlaşılıyor.

Apr 09, 2018 19:27 Europe/Istanbul
Görüşler