Son günlerde dünyanın en sevilen dijital dövizi veya kriptolu parası Bitcoin ciddi bir değer kaybına uğradı.

Bu kriptolu para 2009 yılından bu yana değer karnesinde engebeli bir süreç izledi. 2010 yılında değeri bir Amerikan sentinin 0.3 kadar değeri olan bu para biriminin değeri 2017 yılının sonlarına doğru 20 bin dolar değerine ulaştı. Ancak 2018 yılına girildiğinde Bitcoin değer kaybetme sürecine girdi ve son iki haftada %30 değer kaybına uğradı.

Hali hazırda Bitcoin ağının değeri 180 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Geçen bölümde en son Bitcoin taraftarları ve muhaliflerinden söz ederken bu para birimini savunanların görüşlerine değindik. Şimdi ise sohbetimizin ikinci ve son bölümünde Bitcoin karşıtlarının görüşlerine yer verdikten sonra bu para biriminin bazı meziyetlerini gözden geçireceğiz.

Geçen bölümde Bitcoin’in en önemli özelliklerinden biri, bu paranın hiç bir banka veya devlet tarafından üretilmediği ve kontrol edilmediği ve sadece bir bilgisayarla bu şebekeye bağlanan kullanıcı tarafından ve belli bir algoritm temelinde üretilerek alış verişi yapıldığı şeklinde ifade edildi.

Peki ama, Bitcoin nasıl üretilir?

Bitcoin üretim işine madencilik (mining) deniyor. Bitcoin çıkartmak, yani madencilik yaparak bir miktar Bitcoin elde etmek, madenciliğin tek amacı değildir. Madencilik, hesaplama yetkisini kullanarak işlemi gerçekleştirme, sistem ağını güvenli bir şekilde koruma ve sistemdeki her kullanıcıyı senkronize hale getirme işlemidir. Sistem tek bir merkezden kontrol edilemediği için Bitcoin kullanılan her yerde süreci çalıştırmak, sistemi gözetmek türü işleri birilerinin bir bedel karşılığında yapması gerekiyor ve bu işi yapanlara madenci deniyor.

Bitcoin alış verişini yapan tarafların kimliklerinin gizli kalması bu parayı ayrıcalıklı hale getiren özelliklerinden biridir.

Bitcoin’i bir matematik – yazılım şaheseri olarak bilenlerin aksine Bitcoin karşıtları bu sanal para için aydın bir gelecek düşünemediklerini belirtiyor. Muhalifler buna gerekçe olarak Bitcoin’in son zamanlarda müthiş değer kazanmasını örnek gösteriyor. 2011 yılında Nobel barış ödülünü kazanan ünlü ekonomi uzmanı Paul Krogman, Bitcoin hakkında şöyle diyor:

Bizim bir para sisteminden beklentimiz, bu parayı biriktirenlerin zengin olması değildir. Biz para sistemlerinden alış verişleri kolaylaştırmaları ve ekonominin tümünü zenginleştirmeleridir, oysa Bitcoin bu özellikten yoksundur.

Kağıt para dünyasında devletler arz talep durumunu kontrol ederek piyasaları kontrol etmeye ve para değerinin fazla dalgalanmamasına özen gösteriyor. Oysa Bitcoin piyasasında arz talep durumunu kontrol edebilecek hiç bir güç yoktur ve bu yüzden bu dijital para biriminin dalgalanmaları piyasada yaygın olan diğer dövizlere oranla daha yüksektir.

2001 yılında Nobel barış ödülünü kazanan ekonomist Joseph Steglitz Bitcoin’den mali köpük şeklinde söz ediyor ve bu piyasaya girme konusunda yaptığı uyarıda, çok sayıda insan bu köpüğe girdikleri takdirde hep birlikte yok olacaklarını belirtiyor.

Muhaliflerin üzerinde durduğu bir başka gerekçe, Bitcoin değerinin küresel gelişmelerin sırasında şiddetli dalgalanmasıdır. Araştırmalar, Amerika ve Kuzey Kore’nin birbirini nükleer silahlarla saldırmakla sözlü tehdidi gibi jeopolitik gerginliklerin durumunda ve uluslararası camianın bu iki ülke arasında kaygılanmaya başladığı anlarda Bitcoin’in değeri diğer dövizlere oranla daha fazla artış kaydettiğini gösteriyor.

Bitcoin sahiplerinin kimliklerinin gizli olması muhaliflerin bu kriptolu para birimine karşı çıkmalarının bir başka gerekçesidir. Bu kesime göre dijital paralar genellikle illegal ve suç unsuru teşkil eden durumlarda veya vergiden kaçma gibi şartlarla kullanılıyor ve Bitcoin da bu durumdan müstesna olmadığı anlaşılıyor.

İranlı ekonomi uzman Ali Dadpey şöyle diyor: Bitcoin diğer dövizlerin aksine hackerlerin ve para aklamak isteyenlerin gözde para birimidir, zira sahibi belli olmayan para, adının öğrenilmesini istemeyen herkes için ilginç ve cazip oluyor.

Bitcoin on yıldan daha kısa olan ömründe oldukça şiddetli değer dalgalanmalarına maruz kaldı. Bitcoin’in cari yılın başından beri diğer dijital para birimleri gibi önemli oranda değer kaybetmesi ise çeşitli nedenlere dayanıyor. IMF  gibi çeşitli uluslararası para ve mali kurumların tepkilerinden başka Bitcoin’in değer kaybının bir başka sebebi, siber saldırılardır. Japonya’da bir Bitcoin satış merkezinin serverlerine düzenlenen siber saldırı ve büyük bir Japon firmanın 500 milyon dolar değerinde bilgilerinin çalınması, dijital dövizlerin tarihinde düzenlenen en büyük siber saldırıydı.

Aslında kriptolu paralara yönelik bu tür siber saldırıları son yıllarda Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerde defalarca gerçekleştirilmişti, fakat bu son saldırı ve medyaya yansıması Bitcoin müşterilerini bu şebekenin güvenliği konusunda hassas hale getirdi ve Bitcoin kullanıcılarını sermayelerinin çalışması yönünde korkutarak Bitcoin’lerini satmaya ve bu şebekeden çekilmeye zorladı. Bu durum Bitcoin’in değer kaybetme sürecini şiddetlendirdi.

Bitcoin değerini etkileyen bir başka konu, ülkelerin mali kurumları ve bankalarının Bitcoin alış verişlerinde bunu yapan tarafların kimliklerinin kayda alınması yönündeki kararıdır. Bu karar aslında dijital dövizlerin ya da kriptolu paraların en önemli ilkesini gözardı etmektir. Bitcoin algoritminin yazarı Satuşi Nakamuto bu algoritmi alış verişi yapan tarafların kimliğinin gizli kalması temelinde yazdı ve esas amacı da bankalar gibi dünyanın para kurumları gibi tefecilerin elini bu sistemden kesmekti. Buna göre bu ilkenin ihlali Bitcoin’in değer kaybına uğramasına neden oldu.

Öte yandan bazıları Bitcoin’a yönelik aşırı ilginin aslında bir nevi doların gücüne karşı çıkmaktan kaynaklandığını belirtiyor. Bir başka ifade ile bu durum bir nevi dünyanın para ve mali düzenindeki kargaşaya gösterilen tepkidir. Muhaliflerin bu kesimine göre Bitcoin fenomeni 1998 yılında ve dünya borsalarında yaşanan ilk çöküşün ardından yeni piyasaların tasarımcılarının aklına gelen bir düşüncedir. 1998 yılından sonra yaşanan iktisadi krizlerde özel ve tüzel kişiler piyasaların çöküşünde etkili olan taraflar olarak açıklandı ve kimlikleri ifşa edildi. Buna göre Bitcoin tasarımcısı veya tasarımcılarının kimliğinin belirsiz olması kullanıcının bizzat sorumlu olması ve başkalarının sorumluluğunun düşmesi anlamına gelir. Zira görecede hiç bir devlet, merkez bankası veya bağımsız bir yasal kurum Bitcoin’in sorumluluğunu üstlenmiyor ve yaratıcısı da Satuşi Nakamuto takma adını kullanıyor.

Ancak Bitcoin taraftarları, emailin ardından hiç kimse bu teknolojinin maliki sayılmadığı gibi Bitcoin’in de hiç bir sahibi bulunmadığını belirtiyor. Fakat muhalifler bu görüşe karşı çıkıyor. Muhalifler email teknolojisi, internet ağında yatan teknolojinin ürünü olduğunu, nitekim google veya yahoo sorun yaşadığı takdirde gmail veya yahoo mail işlevini kaybettiğini, dolayısıyla google, yahoo veya hotmail malikleri bu teknolojinin ve emaillerin ve aplikasyonların gerçek sahipleri olduğunu ve bu yüzden Bitcoin’in sahipsiz olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığını vurguluyor.

Bu arada unutmamak gerekir ki Bitcoin meselesinde bilgilerin güvenliği tamamen kullanılan yazılıma bağlıdır ve yazılım ve aplikasyon tasarımcıları bu bilgilere ulaşabilmektedir. Bu mesele ise Bitcoin’in yüksek güvenlik durumunu gölgeleyen bir meseledir.

Japonya gibi Bitcoin ile ödemeleri resmen yasal bilen seyrek sayıda ülkeden başka Avrupa ve Asya kıtalarında bir çok ülkenin bu dövizi kısıtlama girişimlerinin Bitcoin’in meşruiyet kaybına uğramasına neden olduğu anlaşılıyor. Hali hazırda Bitcoin taraftarlarını, sermayelerinin bir bölümünü kaybetmek onları etkilemeyen maceracı yatırımcılar oluşturuyor. Ancak bazı kesimlere göre de Bitcoin dünyanın gelecek parasıdır. Bu yüzden şimdiden dijital paranın dünyada tüm alış verişlerde yaygın paraların yerini alıp almayacağını ya da Bitcoin parasına olan ilginin geçici bir heyecan olup yakında yok olup gidip gitmeyeceğini bekleyip görmek gerekir.

Belki de bir gün sermaye piyasasında  Bitcoin’in diğer ödeme sistemlerinin yanında faaliyet yürüttüğüne ve sonuçta gerekli güvenlik şartlarına ve yeteneklere kavuşarak bir gün dünya sermaye piyasalarında sermaye çevrelerinin birinci seçeneğine dönüştüğüne de şahit olabiliriz.

Apr 15, 2018 19:11 Europe/Istanbul
Görüşler