Kuzey Afrika’da yer alan petrol zengini Libya, Ocak 2011’den beri huzursuzluk, istikrarsızlık ve iç savaşla uğraşıyor.

Libya’da halk ayaklanması Arap dünyasında başlayan İslamî uyanışla birlikte başladı ve Libya’da eski diktatör Muammer Kaddafi rejimi ile muhalifleri arasında iç savaşı tetikledi.

Amerika ve bazı Avrupalı muttefiklerinden oluşan Batı ittifakı Mart 2011 tarihinde Libya’ya askeri müdahalede bulundu. Bu müdahale BM güvenlik konseyinin 1973 sayılı kararnamesinin ardından ve Libya’da devam eden iç savaşa tepki bağlamında söz konusu devletlerce gerçekleştirildi.

Amerika ve Britanya’nın Libya’ya karşı askeri operasyonu 19 Mart 2011 tarihinde başladı. Libya’ya karşı kurulan ilk ittifakta Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İtalya, Norveç, Katar, İspanya, Britanya ve Amerika’dan sonra ittifakta yer alan ülkelerin sayısı 19’a ulaştı. Bu ittifakın görevi Libya üzerinde uçuşa yasak bölgeyi korumak, Libya’ya deniz kuşatması uygulamak ve lojistik destek ve silah sağlamaktı. Bu müdahale Ekim ayının sonunda eski diktatör Muammer Kaddafi öldürüldüğü güne kadar devam etti ve ardından NATO 31 Ekim 2011’de operasyonun son bulduğunu ilan etti.

Böylece Amerika ve NATO’daki ortakları BM güvenlik konseyinin iznini bahane ederek Libya’nın iç savaşına müdahalede bulundu ve geniş çaplı hava akınları düzenleyerek Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesine zemin hazırladı. Fakat bu maceranın sonu değildi ve Kaddafi rejimi devrildikten sonra Libya pratikte büyük bir kaosa sürüklendi. Kaddafi sonrası Libya’da hiç bir güçlü milli hükümet şekillenmediği gibi siyasi yapı tamamen çöktü ve beş yılda işbaşına gelen 9 başbakanın hiç biri başarılı olamadığı gibi bazıları hatta hükümeti bile kuramadı.

Şimdi ise Libya 2014 yılından bu yana pratikte bir kaç parçaya bölündü ve her parçasında ayrı bir hükümet kuruldu. Hali hazırda ise Libya’ya ikiye bölünmüş vaziyette ve bir bölümü Trablus’ta bulunan milli vahdet hükümeti tarafından yönetiliyor. Uluslararası camia bu hükümeti tanıyor. Milli vahdet hükümeti Aralık 2015’te varılan Sahirat anlaşmasının sonucudur. Sahirat anlaşmasına göre Libya cumhurbaşkanlığı konseyi 9 üye ile 30 Mart 2016 tarihinde kuruldu. Bu arada Tabrak’ta Libya’da hakimiyet iddiasında bulunan ve Doğu Libya hükümeti adı ile anılan ve Libyalı komutan Halife Haftar tarafından desteklenen ikinci bir hükümet de faaliyet yürütüyor.

Bu şartlarda Libya tüm çabalara ve sürdürülen tüm müzakerelere rağmen hala siyasi krizle karşı karşıya bulunuyor. Libya’da çeşitli grupların elinde illegal silahların bulunması, aşiretlerin ve siyasi grupların hükümetten pay talebinde bulunması, ecnebi güçleri açık gizli müdahaleleri ve Libya’daki iki hükümetten birini desteklemesi, siyasi sağlam bir yapının bulunmaması ve ülkenin aşiret yapısı, Libya’da siyasi krizin devam etmesine sebebiyet veren bazı etkenlerdir. Bu arada ve Libya’ya hakim olan kritik şartlarda bir de teröristlerin Libya’ya geri dönmeleri ve bu ülkenin bazı bölgelerinde nüfuz ve etkinliklerini arttırması da sadece Libya için değil, bölgeye ve dünyaya yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Libyalı eski yetkililerden Ahmet Kaddaf Eddem bu konuda yaptığı değerlendirmede şöyle diyor: her gün Irak ve Suriye’den kaçan yüzlerce IŞİD teröristi Libya’yı karıştırmak için bu ülkeye giriyor.

Öte yandan yabancı aktörlerin Libya’ya müdahaleleri ve çıkar çatışmaları da bu petrol zengini Afrika’nın kuzeyindeki ülkede krizi şiddetlendiren bir başka etkendir.

Gerçekte Ocak 2017’de Amemrika’da Donald Trump’ın beyaz saraya girmesinden sonra kurulan ABD, İsrail, Arabistan üçlü ittifakı ve Trump’ın ilk yurtdışı ziyaretini Arabistan’a gerçekleştirmesi ve Riyad zirvesine katılmasından sonra bu şer ittifakı başta Libya olmak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerinde bazı ülkelerde rol ifa etmeye başladı. Bu ittifakın Libya gelişmelerinde ifa ettiği rol ise oldukça yıkıcı olduğu anlaşılıyor.

Amerika yönetimi Libya krizi 2011 yılında patlak verdiği günden bu yana demokratik jestlere ve insani yardım ayaklarına dayanıyor ve ayrıca muhaliflere destek şeklinde devam ediyor. Bu eğilim Amerika ve NATO’daki bazı müttefiklerinin Libya’nın içişlerine müdahaleleri için yolu açmış oldu. Donald Trump yönetiminin Libya’daki ilk hedefi ise görecede tekfirci IŞİD terör örgütüdür.

Bu çerçevede ABD Başkanı Donald Trump NBC kanalına verdiği mülakatta şöyle diyor: Şu Libya’ya bakın, burada yaptıklarımıza bakın, Libya’yı IŞİD’den kurtarmak için bir şeyler yapmalıyız.

Trump 2016 yılında Başkan seçildikten sonra Amerika ve müttefiklerinin 2011 yılında Libya’ya yaptıkları müdahale hakkında da şöyle diyor: Libyalı inkılapçılarla anlaşmalıydık, şöyle ki Libya petrolünün yarısına karşılık onlara Kaddafi aleyhinde savaşta yardımcı olmalıydık. Eskiden bir savaş olduğunda ganimetler savaşı kazanan tarafa aitti.

Gerçekte Trump Amerika’nın dış politikasını ticarileştirme amacı doğrultusunda ülkesinin başka ülkelerin içişlerine karışmasını veya askeri müdahalede bulunmasını ancak Washington’un maddi çıkarları güvence altına alınmasına bağlıyor. Nitekim Trump yönetiminin Libya’ya karşı dış politikası Kaddafi’den sonra Amerika’nın çıkarlarına hizmet edecek milli vahdet hükümetinde yer alan liberallerle teamüle dayalıdır.

Amerika’nın dış politika danışmanı Walid Fars’a göre Trump Libya’nın milli ordusu ve General Halife Haftar ve bu ülkenin seçilmiş parlamentosuna destek verecektir. Zira Trump Libya’da bir kez daha milis terörist güçlerin sulta kurmasını ve bu ülkede nüfuzlarını arttırmalarını ve sonuçta Amerika’nın çıkarlarını engellemelerini istemiyor.

Bu arada IŞİD terörü ABD’nin Avrupalı müttefikleri için Libya’nın Avrupa topraklarına yakınlığı yüzünden önemi ikiyi katlandığı belirtilmelidir.

Siyasi meseleleri uzman Sabir Gül Anberi’ye göre Libya IŞİD’in üssü olmaya çok elverişlidir ve bu mesele Avrupa liderlerini en çok kaygılandıran konudur ve bu yüzden bu durumla mücadele için planları olduğu kesindir.

Eğer 2018 yılında da Libya krizi çözümsüz kalacak olursa ve hiç bir açılım sağlanamazsa muhtemelen IŞİD bu ülkede yayılmaya başlayacaktır ki bu da Avrupa için büyük bir tehdit sayılır.

İşte bu yüzden Amerika yönetimi resmen Trablus’ta bulunan milli vahdet hükümetini desteklemesine karşın aynı zamanda görevi Libya’da IŞİD ve diğer tekfirci terör örgütleri ile mücadele etmek olan General Halife Haftar’ın başında bulunduğu milli orduyu da destekliyor.

Amerika’nın Libya’ya yönelik eğiliminin bir başka önemli boyutu bu ülkenin petrolüdür ve Amerika açısından stratejik bir konu sayılır. Zira bu kaynakların Akdeniz kıyılarında bulunması, Libya petrolüne ulaşmayı Batı için çok kolaylaştırıyor. Bu yüzden Amerika’nın Libya’daki öncelikleri tekfirci terörle mücadele ve Libya petrolünden pay çıkarmak gibi iki önemli eksen üzerinde gündeme geliyor.

Ancak Libya meselesi Arabistan için ayrı bir açıdan önem arz ediyor. Suud rejimi başta Libya olmak üzere Arap ülkelerinde ihvanilerin güçlenmesine şiddetle karşı çıkıyor ve bu yüzden Halife Haftar’ın Libya’nın doğusunda güçlenmesini ve IŞİD ve ihvanilerle mücadele etmesini gözetleyen Riyad, ona destek veriyor.

Libya milli ordu komutanı Halife Haftar IŞİD ile mücadeleyi temel hedeflerinden biri olarak belirledi ve Aralık 2016’ta Sirte kentini IŞİD teröristlerinin işgalinden kurtararak IŞİD’in Libya’da sonunu ilan etti. Gerçi IŞİD Libya’da kendince devlet kuramadı, fakat hala bu ülkede terör faaliyetlerini sürdürdüğü ve yeniden hortlayabileceği anlaşılıyor.

Öte yandan dünyada ve özellikle İslam dünyasında Vahabi ve selefi ideolojisinin baş ihracatçısı olarak bilinen Arabistan, Libya’da selefi akımları destekleyerek bu ülkede nüfuzunu arttırmaya çalışıyor. Libya’da Şubat 2011 devriminden sonra bu ülkede Arabistan’a bağlı olan selefi akımların müftüleri Bingazi kentinde alimleri, hatipleri ve cemaat imamlarının katledilmesi ve yargılanmadan hapse atılmaları yönünde fetvalar yayımladı. Bu fetvalarda halk mezarları ve camileri ve seçkin şahsiyetlerin türbelerinin yıkılmasına teşvik edildi. Bu fetvaların yerine getirilmesi için Libya’da çeşitli silahlı örgütler kuruldu.

Libya’da selefi akım siyasi faaliyetlere girmedi, fakat Halife Haftar’ın yanında yer alarak Bingazi kentindeki operasyonla birlikte Keramet operasyonu adı altında bir dizi askeri eylemler gerçekleştirdi. Zira bu zümre Halife Haftar’ı şer’i komutanları olarak görüyor. Öte yandan Haftar da başta ihvaniler olmak üzere rakipleri ile yüzleşmede Arabistan’ın desteklediği selefilerin onun yanında yer almasını olumlu karşılıyor. Gerçekte Haftar Suud hanedanının desteğini alarak Mısır Cumhurbaşkanı Sisi gibi olmaya ve sonuçta Libya’da iktidarın başına geçmeye çalışıyor.

Öte yandan siyonist rejim İsrail de Libya’da kendi hedeflerin güdüyor. Libya’nın doğusundaki hükümet siyonist rejimle ilişkilerini kurduktan sonra Tel aviv şimdi bu ülkede isteklerine Halife Haftar üzerinden ulaşmaya çalışıyor. Bu bağlamda Temmuz 2017’de Yunanistan’ın Rodos adası siyonistlerle Libyalı bazı şahsiyetlere ev sahipliği yaptı. Bu oturuma korsan İsrail parlamentosu ve bazı kabine üyeleri ve yine Libyalı bazı yetkililer ve İtalya’dan bazı siyasi ve güvenlik yetkilileri katıldı. Aslında bu oturum İsrail’in Libya’ya girme konusunda ısrarı üzerine ve açıkça Halife Haftar aracılığı ile düzenlendi.

Böylece uluslararası camianın tanımadığı Doğu Libya yetkilileri Mısır’ın yönlendirmeleri ile açıkça siyonist rejimle ilişkilerini normalleştirme yönünde adım atarak siyasi işbirliğine başladı. Korsan İsrail iletişim Bakanı Eyyüb Kara ise şöyle diyor: şimdi Libyalı Yahudilerin ülkelerinin yeniden inşası için siyaset arenasına katılma zamanı gelmiştir ve bu yüzden Tel aviv ile Halife Haftar arasında sürekli temaslar devam etmektedir. Özellikle iki taraf bu ilişkilerin geliştirmesini de arzu etmektedir.

Şimdi ise siyonist rejim her ne şekilde olursa olsun Libya arenasına girmeye ve bu ülkenin siyasi gelişmelerini etkilemeye çalışıyor. İsrail bu şekilde sadece Libya’da değil aynı zamanda tüm Afrika’da nüfuzunu yaymaya çalışıyor.

Apr 15, 2018 19:16 Europe/Istanbul
Görüşler