ABD Dışişleri Bakanlığı 2017 insan hakları alanındaki raporu 20 Nisan 2018'de yayınlandı.

Kimi dünya ülkelerindeki insan hakları ihlallerini eleştiren bu raporda, asıl hedef olarak eleştirilere maruz kalan ülkeler, Rusya, Çin, İran, Suriye ve Kuzey Kore gibi Amerika'nın rakipleri ve ona karşı olan ülkelerdir. Bu ABD Dışişleri Bakanlığı'nın dünya ülkelerindeki insan haklarının durumuyla ilgili yayınladığı 42. rapordur.

Burada sorulması gereken soru şu: Hangi uluslararası kurum Amerika hükümetine başka ülkelerdeki insan hakları durumuyla ilgili araştırma yapma ve yıllık rapor sunma iznini vermiştir? ABD kabarık insan hakları ihlalleri dosyasıyla her zaman en büyük insan hakları ihlalcisi olduğunu kanıtlamıştır.

İşte kendi halkına ve dünya kamuoyuna cevap vermekten kaçınan ABD yetkilileri, başka ülkelerdeki insan hakları ihlallerini sorgulayarak ABD Dışişleri Bakanlığı Amerikalı vatandaşların geniş çaplı insan hakları ihlalleri yıllık raporu yerine Washington'a zıt siyasetler yürüten ülkelerdeki insan hakları durumu raporunu hazırlıyorlar. Kendini dünya polisi olarak zanneden ABD, sadece tek taraflı olarak sahte bahaneler üreterek çeşitli ülkelere saldırmakla yetinmiyor belki kendilerini başka ülkelerdeki sözde insan hakları durumunu da yargılamakla sorumlu biliyorlar. Hâlbuki kendi ülkelerindeki geniş çaplı insan hakları ihlallerine değinmek bile istemiyorlar. Başka ülkelerin insan hakları siyasetleri ve yaklaşımlarını yargılama, başka ülkelerin iç işlerine karışma ve ülkelerin hukukî eşitlik ilkelerinin ayaklar altına alınması demektir.

ABD'nin bu yaptıkları defalarca Rusya, Çin ve İran gibi kimi ülkelerin eleştirilerine sebep olmuştur ve aynı zamanda misliyle karşılık bulmuştur. Nitekim Çin ve Rusya dışişleri bakanlıkları yıllık raporlar hazırlayarak Amerika'daki insan hakları durumunu sorgulamaya başlamışlardır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu raporları ve kimi kanıtlar ve delillere dayanarak, sözde insan hakları savunucusu olan ABD'nin dünya çapında en büyük insan hakları ihlalcisi olduğu söylenebilir.  Latin Amerikalı bir insan hakları uzmanı, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu oturumunda Amerika hükümeti insan hakları uzmanına, Beyaz Saray ve Kongre'nin başka ülkelere insan hakları ve demokrasi reçetesi yazmak yerine ABD vatandaşlarının bölünmesi, üzülmesi ve ümitsizliğine sebep olan geniş çaplı insan hakları ihlallerini ele almaları gerektiğini tavsiye etti.

ABD'de gerçekleşen insan hakları ihlalleri farklı boyutlara sahip. Amerika hükümetinin insan hakları, kişisel ve toplumsal özgürlükler ve hukuklar, vatandaşlık hakları alanında verdiği sloganlara rağmen, ABD'nin yerlilere, siyahilere ve azınlıklara kötü davranmak, mahpusların durumu, kişisel alanı ihlal etme ve birçok benzer durum ihlalleri, Washington’un insan haklarıyla ilgili iddialarının ne kadar yalan olduğu ortadadır. ABD azınlıklar ve yerliler konusunda dünyanın en büyük ihlalcilerinden sayılmaktadır. ABD hükümeti sürekli olarak kuruluşundan itibaren yerliler ve göçmenlere karşı uyguladığı insanlık dışı cinayetler ve soykırımlar ithamıyla yüz yüzedir. Bu tarihsel felaketin büyük bir bölümü, 1830'da onaylanan "Kızılderililerin Yok Edilmesi Kanunu" yüzündendi. Bu kanun doğrultusunda birçok Kızılderili öldürülerek yerleri ve mülklerine de el koyuldu. Hâlihazırda Amerika yerlilerinin nüfusu 3 milyonu aşmamaktadır. Bu kanundan yıllarca geçmesine bakmayarak ABD yerlileri hala insan hakları ihlallerine maruz kalabiliyorlar. Yerliler yanında göçmenlerin göçmenlik hakları ihlalleri de gözden kaçmamalıdır.

Birleşmiş Milletler gözlemcilerinin 2013 yılında sunduğu rapora göre, yüzlerce yasa dışı göçmen Amerika'da tecavüze uğramıştır ki bunların kimlikleri olmadığı için, yasa dışı girişten yargılanacakları korkusuyla tecavüz edenlere karşı dava açmaları mümkün olmamıştır. Bu göçmenler başka Amerikan vatandaşlarına kıyasen daha berbat bir durumda yaşam sürdürmektedirler. 2013 verilerine esasen, aşağı yukarı 25 milyon göçmen Amerika'da bulunmaktadır ki bunların yaklaşık 11 milyonu yasa dışı göçmendir. Mevcut durumda ABD'de yasa dışı göçmenlerin tutuklanması ve sınır dışı edilmeleri daha da şiddetlendirilmiştir.

Bütün bunlara rağmen, Amerika'da en eski ve en açık insan hakları ihlali örneği, ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığıyla ilgili ihlallerdir. ABD'de Irkçılık, özellikle siyahilere karşı, uzun zamandan beri uygulanan olağan karşılanan bir olaydır. Amerikan tarihine kısa bir bakış atarak, bu ülke tarihinin ırkçılıkla bağdaştığını görüyoruz. Kimi uzmanlarca bu mesele Amerikan sömürgecilik döneminden başlamaktadır. Gerçi günümüzde uygulanan ırkçılık, eski versiyonlarıyla farklılık göstermektedir. Bu farklılıkları Amerika yargılama sisteminde, ekonomik sisteminde, eğitim sisteminde, sağlık sisteminde, güvenlik sisteminde yeni ırkçılık olarak tanımlayabiliriz. Aynı zamanda Amerika'nın her alanda kadın-erkek eşitliği iddialarına karşın kadın haklarının ihlaline dair birçok kanıt mevcuttur.

Örneğin halen Amerika'da erkeklerin yüzde 16'sı kadınlara şiddet uygulanmasının savunulabilir bir mesele olduğuna inanıyorlar. Amerika Birleşik Devletleri ordusunda cinsel tecavüzün artması da kadın haklarının ihlaline dair endişe verici olaylardandır. Çocuk hakları ihlalleri konusunda da Amerika 2013 Çocuk Hakları Konvansiyonu'nu imzalamaya yanaşmamış, Somali ve Güney Sudan'la birlikte bu konvansiyonu imzalamayanlar arasında yer aldığına değinebiliriz. Dolayısıyla bu davranış, çocuk hakları ihlalinin göstergesi olarak bilinebilir ve bu konvansiyon Amerika tarafından imzalanmadığı sürece bu ihlal devam edecektir.

Irkçılığın en bariz şeklini siyahilere uygulanan etnik ayrımcılıkta görebiliriz. ABD’de gerçekleşen insan hakları ihlallerinin en açık örneği siyahilere karşı sergilenen ayrımcılıktır.  Amerika'da siyahilere karşı şiddetli müdahaleler ve ayrımcılıkların başlangıcı 17. yüzyılda başlayan ve şimdiye kadar da başka bir şekilde devam eden kölelik sistemi olarak bilinir. Ayrımcılık ve ırkçılık her zaman Amerika toplumunda önemli bir mesele sayılmaktadır. Barack Obama'nın ABD'nin ilk siyahi cumhurbaşkanı olarak seçilmesiyle birlikte Amerika'daki siyahilerin durumunun iyileşmesi beklenirken pratikte siyahilerin sosyo-ekonomik durumları günden güne daha da kötüleşmeye başladı.  ABD'nin siyahilere karşı olan ırkçı kanunları, devamlı insan hakları gruplarının eleştirilerine hedef olmuştur. Aktivistlerin dediklerine göre Amerikan polisinin siyahilere karşı ayrımcı ve ırkçı davranmasının olasılığı başkalarına göre daha yüksektir. Onlar siyahilerin mahkemede mahkûm olma ihtimalinin başkalarına kıyasen iki kat daha yüksek olduğunu da söylemektedirler.

Genel olarak, Amerika'nın yüzde 13'ünü siyahiler oluşturduğuna rağmen onların Amerika toplumundaki servet, eğitim ve refahtan payları oldukça az diyebiliriz. Buna karşın siyahilerin Amerika'daki sorunlar ve zorluklardan payı oldukça büyüktür. Amerika'nın çoğu mahpusları siyahilerden oluşurken daha çok küçük şehirler ve banliyölerde yaşayan siyahilerin hayat koşulları da oldukça acı vericidir. Verilere göre Amerika cezaevlerinde bulunan 2 milyon 300 bin kişinin 1 milyonu siyahilerden oluşmaktadır. Daha önemlisi polis şiddetinin kurbanları da siyahiler ve göçmenler olduğunu söyleyebiliriz. Amerika'nın birçok şehrinde rastladığımız isyanlar ve protesto gösterilerinin asıl sebepleri de çoğunlukla değindiğimiz meselelerdir.

Amerika bu durumdayken kendini insan hakları koruyucusu olarak göstermesi düşündürücüdür. Etnik, eğitim, meslek ayrımcılığı ve siyahilere karşı polisin uyguladığı şiddet ve toplumsal ayrımcılıkların, insan hakları koruyucusu ve demokrasi savunucusu olduğunu iddia eden bir ülkede gerçekleşmesi bu iddianın boş olduğunun göstergesidir. Hâlbuki bu ayrımcılıklar, açıkça ırkçı bakışlarını ifade eden Donald Trump cumhurbaşkanlığında Charlottesville olayında apaçık bir şekilde gözler önüne serildi. ABD'li aktivist, Robert Fontina, kimi kanıtlara dayanarak Donald Trump'ı ırkçı bir şahıs olarak tanımlarken şöyle diyor:" Onun başkan olarak seçilmesinden bu yana, Amerika'da nefrete dayalı şiddetin artması açıkça ortadadır."

Birleşmiş Milletler Irkçılıkla mücadele Komitesi(CERD), Trump'tan ırkçılık ve ayrımcılığı açık bir şekilde kınamasını isteyerek ABD'yi bu konuyla ilgili uyardı. Bu uyarı özellikle ABD Virginia eyaletinde bulunan Charlottesville kentinde yaşanan olaylarla ilgiliydi. Bu olaylarda bir insan hakları aktivisti, beyaz ırkçı göstericileri tarafından öldürülmüştü.

ABD'de görülen başka insan hakları ihlalleri topluma yöneliktir. Örneğin şiddet dolu cinayetlerin ve silah alımının artması, ABD vatandaşlarının toplumsal ve kişisel güvenliğini ciddi tehlikeye sokmuştur. Böylece en temel toplumsal ve kişisel haklardan sayılan güvenlik hakkı ABD'de hiçe sayılmakta ve ihlal edilmektedir. Gerçekte ABD dünya çapındaki en yüksek şiddet dolu cinayet oranına sahiptir. Amerika'da suç ve cinayet oranı, başka gelişmiş ülkelerin 20 misli kadardır. Silah taşıma ve alışverişi serbest olan ülkelerden olan ABD'de silah üreten şirketler de büyük bir kar elde etmektedirler. Kimi tahminlere göre Amerika'da halen 300 milyondan fazla kişisel silah bulunmaktadır  ve her yıl bu silahlarla 30 bin kişi öldürülmektedir.  Bütün bunlara rağmen silah piyasasının büyük çıkarları yüzünden kimi silah tüccarları ondan vazgeçmek istemeyerek Kongre'de lobiciliğe başvurarak silah alışverişini kısıtlayan yasaların onaylanmasının önüne geçmeye çalışıyorlar ki bu da ölümcül silahlı saldırıların sayısını artırmaktadır.

ABD'de görülen bir başka insan hakları ihlali de Amerika vatandaşlarına uygulanan polis şiddetidir. Mevcut durumda polisin şiddete başvurması Amerikan vatandaşları arasında olağan bir hal almıştır. Amerikan polisinin uyguladığı şiddet artık açık bir şekilde gerçekleşmektedir. Bu polis şiddetinden dolayı takvimde bir gün polisin şiddetine karşı direnme olarak adlandırılmış ve her yıl bu günde binlerce kişi protesto gösterileri düzenleyerek bu durumun düzeltilmesi ve yeni bir yaklaşımın ele alınmasını istemektedirler.

Amerika'da mahpuslara yönelik sergilenen tavır da insan haklarının açık bir ihlalidir. ABD cezaevlerinin felaket durumu ve mahpusların dikkat çekecek sayısı, kimi uluslararası kurumların ABD cezaevlerine gidip rapor hazırlamalarına bile sebep olmuştur. Bu raporlarda insanlık dışı durumun olması göze çarpmaktadır. Bu konuyla ilgili Medeni Özgürlükleri Koruma Toplumu adlı Amerikan insan hakları gözlemci kurumu, Amerikan cezaevlerindeki mahpusların haklarının genellikle ihlal edildiği ve birçok insanın sağlam kanıtlar olmadan tecrit edildiğini bildirdi. Başka bir mesele de mahpusların olağan olmayan sayılarıdır. Bu bakımdan Amerika dünyada birinci durumdadır. Pio Araştırma Merkezi'nin verilerine göre dünya mahpuslarının dörtte biri Amerika cezaevlerindedirler ve her 100 bin kişiden 754 kişinin mahpus olduğu saptanmıştır. Şimdi bu olağan dışı mahpus sayısı, Amerika yargı sistemini zora sokmuş ve toplumsal bir sorun haline gelerek ayrımcılığın oluşması ve şiddetlenmesine yol açmıştır.

Amerika'daki insan haklarının açık ihlali, ifade özgürlüğü ve Amerika hükümeti tarafından yapılan kişisel alan casusluğu ve ihlallerini şikâyet etme haklarının hiçe sayılmasıdır. İfade özgürlüğü ile ilgili Birleşmiş Milletler belgelerine dayanarak bu ihlallerin birkaçına değinebiliriz. Bunlardan en ilgi çekicisi, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve eski Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) çalışanı Edward Snowden'in Amerika istihbarat ve güvenlik kurumlarının kişisel alan ihlalleri ve casusluklarını ortaya çıkardıktan sonra tehdit edilmesi ve yargılanmasına değinebiliriz

Bunun sonucunda Snowden ABD'den kaçmış ve Rusya'ya siyasi mülteci olarak sığınmıştır. Snowden, PRİSM adlı programın gizli bilgilerini ifşa ederek dünya halkının temel özgürlüklerini korumaya çalıştı.Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve ABD Federal Polisi(FBI) bu casusluk programını kullanarak, Amerika vatandaşlarının ve internet kullanıcılarının e-postalarına, videolarına, konuşmalarına, fotoğraflarına ve başka bilgilerine ve ayrıca telefon aramalarına erişim sağlıyorlardı.

ABD her zaman dünya değerlerini ve uluslararası kuralları önemsemeyerek kendi hedefleri peşinde koşmuş, bu amaçlara ulaşmak için diğer ülkelerde insan hakları ihlallerini bahane olarak göstermiştir. Dışarıdan bakıldığında Amerika, kurulduğu tarihten itibaren, yaptığı geniş çaplı saldırıları ve sivilleri katletmesi bakımından geniş çaplı insan hakları ihlallerine imza atmıştır. Siyasi uzman Hasan Hânizade, Amerika'nın dünyanın farklı ülkelerinde yaptığı cinayetlere işaretle Amerika'nın en büyük insan hakları ihlalcisi olduğunu ifade ederek Vietnam, Irak, Afganistan, Suriye ve Yemen'de yaptıklarının, ihlali açıkça gösterdiğini söyledi.

Uluslararası medyayı elinde tutan bu ülke, bunu bağımsız ülkelere karşı bir koz olarak kullanıyor. Afganistan ve Irak gibi iki bağımsız ülkeye saldırmakla uluslararası hukuku ihlal eden Amerika, Begram ve Ebu Gurayb cezaevlerinde insan haklarının vahşice ihlali ve binlerce masum insanın ölmesi ve İnsansız Hava Araçları vasıtasıyla sözde terörizme karşı yapılan hava saldırıları bu ihlallerin sadece bir kaçıdır.

ABD'nin Amerika dışındaki ihlallerinden biri de Guantanamo cezaevinde içi boş bahanelerle tuttuğu sayısız insan ve onları işkence etmesidir. Bunun sonucunda da uluslararası ve Amerika içindeki kimi insan hakları kurum ve kuruluşu itirazlarını ilan etmişlerdir. Bunun yanında kendi vatandaşlarını gizlice dinlemesi ve casusluk yapması da ABD'nin insan hakları ihlallerinin bir diğer örneklerindendir. Birleşmiş Milletler'de bağımsız insan hakları araştırmacısı Nils Melzer, 2017 Aralık ayında, Guantanamo körfezinde bulunan cezaevindeki bir mahpusun işkence edildiğine dair elinde kanıt olduğunu açıkladı. Aynı zamanda George W.Bush'un başkanlık döneminde CIA'in Amerikan ortaklarıyla beraber,  Amerika'yı savunmak bahanesiyle dünya çapında terörist zanlılarını gizlice ve yasa dışı olarak tutuklaması ve sorgulaması bu ülke tarafından gerçekleşen insan hakları ihlallerinin bir başka örneğini teşkil ediyor.

Mayıs 05, 2018 23:58 Europe/Istanbul
Görüşler