5 Mayıs 2018, Fransa’da Emanuel Macron’un bu ülkenin Cumhurbaşkanı olduğu günün birinci yıldönümü. Aslında Macron’un Fransa’da bu mevkiye gelmesi Fransa tarihinde şimdiye kadar eşine rastlanmayan karmaşık ve bir kaç aşamalı bir sürecin sonucudur.

Gerçekte Macran bağımsız bir politikacı olarak ilk kez iki büyük parti olan ılımlı sol sosyalist ve ılımlı sağ cumhuriyetçi partilerin dışında Fransa halkının %66 oy oranını kazanarak Elize sarayına girmeyi başardı.

Fransa’da 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda Emanuel Macron yeni yeni kurulan Cumhuriyet ileri adlı partinin lideri olduğu halde bağımsız aday olarak ve milli cephe partisi adlı radikal sağ partinin adayı Marian Lopen’le birlikte ikinci tura kaldı. Ancak ikinci turda Fransa’da eşi görülmemiş sıkı bir seçim kampanyası yürüten Macron Mayıs 2017’de düzenlenen ikinci turda Lopen’i geride bırakarak Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı oldu. Macron ikinci turda Lopen’in %33.9’luk oy oranına karşı %66.1 oy oranı ile Elize sarayına girmeyi başardı. Bu sonuçla 39 yaşındaki Macron aynı zamanda Fransa tarihinin en genç Cumhurbaşkanı da oldu.

Gerçi Macron’un zaferi Fransa’da son onyılların siyasi geleneğine tamamen aykırı bir durumdu, fakat gerçekte bu ülkenin iki dev partisi olan ılımlı sağ ve ılımlı sol partilerinin Macron’a ikinci turda destek vermesi bu konuda etkili oldu. Buna göre Macron’un zaferi aslında bir nevi Fransa’da AB taraftarları ve şimdiki iç ve dış politikayı savunanların zaferiydi. Ancak buna karşın Marian Lopen’in cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu kadar yüksek düzeyde oy kazanması ve bir çok Fransız vatandaşın radikal sağ ve radikal sol akımlara eğilim göstermesini göz önünde bulunduran siyaset meseleleri uzman Mişem Ebunecm, Macron şiddetle kutuplaşan bir toplumun başına geçtiğini belirtti.

Fransa’da 2017 yılında yaşanan bir başka önemli gelişme, parlamento seçimleriydi, ki bu seçimlerde yine Macron’un Cumhuriyeti ileri adlı partisi önemli bir zafere imza attı ve Fransa parlamentosunda 577 sandalyeden 350 sandalyeyi kazandı. bu kesin zaferle birlikte Macron için geniş çaplı iktisadi reform yapma yolu da açılmış oldu. Ancak muhalefet kanadı, hükümetle parlamentonun tek elde olmasını Fransa’nın zararına yorumladı. Her halükarda Macron Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı olarak hem halk tabanında ve hem parlamentoda yüksek destekle işe başladı.

Macron’un bundan önce bir dönem ekonomi bakanlığını yürütmüş olması ve yine bir bankacı ve yatırımcı mazisinden yararlanması itibaren Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı serbest piyasa taraftarıdır. Macron’un temel politikalarından biri ise AB’nin üye ülkelerin bütçe açığını gayri safi milli hasılanın %3’ünün altına düşürme talebini gerçekleştirmek oldu.

Aslında Macron daha önce bir sosyalistti. Macron Fransa’nın sosyalist hükümetinde 2014 ila 2016 yılları arasında ekonomi Bakanı olarak yer aldı ve Macron kanunu adı ile anılan ve çok ses getiren ekonomik reform kanununda serbest piyasa ve liberal ekonomiye inandığını ortaya koydu.

Sosyal açıya gelince, Macron, hali hazırda Fransa’nın en büyük sorunlarından biri olan işsizlikle mücadele için etkili programlar uygulayacağını vadetti. Macron uygulayacağı reformların hem Fransa’nın iktisadi durumunu iyileştireceğini ve hem bu ülkenin AB’daki konumunu güçlendireceğini ileri sürdü.

Macron Fransa’da Avrupa’nın en yüksek oranı olan gayri safi milli hasıladaki %55’lik payını %52’lere düşürmek istiyor. Macron ayrıca beş yıl içinde başta işsiz gençlerin eğitimi olmak üzere hükümeti modernize etmek için 50 milyar avro tahsis edeceğini ve çeşitli mesleklere uygulanan vergileri de düşüreceğini belirtti.

Ancak ne var ki Macron, cumhurbaşkanlığının üzerinden bir yıl geçtiği bir sırada önceki vaatlerinin bir çoğunun tersini yaptı.

Bu arada sığınmacı krizi Macron’un karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan birini oluşturuyor. Gerçi Macron bu konuda Almanya ve AB ile dayanışma sergileyeceğini ve bu konuda AB’nin politikalarını izleyeceğini açıkladı.

Güvenlik boyutunda da Fransa’nın en büyük sıkıntısı, terör tehditlerinin devam etmesidir. Bu yüzden terörle mücadele Macron yönetiminin en önemli öncelikleri arasında yer almaktadır. Bu arada Macron, Marian Lopen’in sınırların sıkı sıkı korunması düşüncesinin aksine, Şingen anlaşmasının korunması ve açık sınır politikasının devam etmesini savunuyor.

Macron’la ilgili bir başka önemli konu, AB’nin ağır toplarından biri olan Fransa’nın dış politikasındaki eğilimidir. Doğal olarak Macron’un bu alanda belirlediği ve uygulamaya başladığı eğitimleri Fransa’nın sadece siyasi, iktisadi ve askeri alanlarını etkilemiyor ve özellikle AB’nin diğer ağır topu Almanya’nın yanında yer aldığı için AB’nın dış politikasında da belirleyici rol ifa ediyor.

Macron kendini küreselleştirme sürecine bağlı bir lider olarak telakki ediyor ve bu yüzden eğilimleri ABD’nın popülist Başkanı Donald Trump’ın iç ekonomiye desteğe ve ticari ilişkilerin kısıtlanmasına vurgu yapan ticari eğilimlerine ters düşüyor. Gerçi Macron’un Trump’la anlaşmazlıkları bununla da sınırlı kalmıyor ve iklim değişikliği anlaşmasından Bercam nükleer anlaşması ve hatta Rusya’ya dayatılan yaptırımların mahiyetine kadar bir çok önemli konuyu kapsıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron dış politika arenasında iktisadi ve ticari boyutta başka ülkelerle serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde teamülü savunuyor ve ayrıca küreselleştirmenin de sıkı taraftarı sayılıyor. Macron’un bu bağlamda hedef ülkeleri arasında birinci sırada AB üyeleri, ikinci sırada Batı blokunda yer alan ülkeler ve yeni ekonomik güçler ve daha sonraki sıralarda da Asya, Latin Amerika ve Afrika ülkeleri yer alıyor.

Macron aynı zamanda AB ve bu birlik için dayanışmadan yanadır ve bu çerçevede Avrupa’nın birliğine ve AB üyesi olan ülkelerin eşgüdümlü ve koordineli politikaları izlemelerine vurgu yapıyor. Güçlü egemenlik, avrodan başka dövizlere karşı güçlü destekle yararlanılması, Avrupa ülkeleri arasında ticaret ve seyahatin rahatça gerçekleşmesi, Macron’un AB’nin korunması ve bekası için gösterdiği bazı gerekçelerdir.

Macron son bir yılda Fransa’da iktisadi ve sosyal durumu iyileştirdiğini iddia ettiği bir takım yasaları çıkarmaya ve uygulamaya çalıştı. Ancak buna karşın Fransa toplumu Macron’un icraatına olumsuz tepki gösteriyor ve bunu da geniş çaplı protesto eylemleri ile ortaya koyuyor. Fransa halkının ilk tepkisi 4 Şubat 2018’de düzenlenen parlamento ara seçimlerinde kendini gösterdi ve Macron’un partisi ağır yenilgiye uğradı. Böylece Macron Haziran 2017’de büyük zaferinden sonra ilk kez yenilgiyi tattı.

Ancak Macron ve partisi Cumhuriyet ileri bu yenilgiye rağmen hala Fransa meclisinin 577 sandalyesinden 309 sandalyeyi elinde bulunduruyor, fakat ara seçimlerin sonuçları Macron için ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.

Gerçekte Fransa halkı Macron’un iktisadi, sosyal ve güvenlik alanlarında icraatından pek hoşnut değildir ve anketlerin sonuçları da halk arasında desteği gerilediğini gösteriyor.

Fransa’nın cumhuriyetçi partisi lideri Loran Vukiye’ye göre ara seçim sonuçları Macron ve hükümetine ağır bir darbe niteliğindedir. Konu ile ilgili bir açıklama yapan Vukiye şöyle diyor: Bu darbe, hükümeti ağır bir şekilde cezalandırmak içindir, çünkü Fransız vatandaşlar hükümetin orta kesim ve emeklilerin vergilerini arttırması ve göç ve cinayet oranı görülmemiş düzeyde yükselmesi gibi konuları asla affetmez.

Aslında ülkelerinde işsiz oranının yükselmesi, sosyal kargaşaların tırmanması ve özellikle terör tehditleri ve suç ve cinayet oranlarının artması gibi durumlardan rahatsız olan Fransa halkı Macron’un bu sorunlara çare bulmasını umuyordu. Macron seçim kampanyalarında serbest piyasa ekonomisi ve savunma bütçesinin düşürülmesi gibi durumları savunmuştu. Ancak Cumhurbaşkanı olmasının üzerinden bir yıl geçtiği halda bu alanların hiç birinde hissedilir derecede bir ilerleme yaşanmadı. Üstelik Macron’un Fransa’da ekonomik gelişmenin doğrultusunda düzeltmek istediği iş yasası paketi de ülke genelinde geniş çaplı muhalefetlerle karşılaştı.

Verilere göre Fransa’da işsizlik oranı %10 düzeyindedir. Bu arada Fransa halkı Macron’un gözetlediği iktisadi ve sosyal reformların bu ülkede istihdam meselesini ve ekonomiyi daha da zor duruma sokmasından endişe ediyor.

Fransa’da ekonomi bakanlığı görevini yürüten Macron bu mazisine dayanarak tüm umudunu iş yasasında yapacağı reformlara bağladığı ve bu durumdan Fransa’da işsizlik sorunu için bir mucize beklediği fakat bu da pek gerçekçi olmadığı belirtiliyor.

Macron ve politikalarına yönelik en önemli muhalefet, 1 Mayıs günü başkent Paris’te gözler önüne serildi. O gün dünya işçi günü dolaysıyla düzenlenen etkinlikler isyan ve şiddete dönüştü ve güvenlik güçleri ile protestocular çatışmaya başladı. Bu gelişme Fransa’da hükümetle işçi kesimi arasının iyice açıldığını ortaya koydu. Gerçekte işçiler ve işçi sendikaları Macron’un iktisadi reformlarını bu sınıfın zararına olduğunu düşünüyor ve bu yüzden Macron’a karşı çıkıyor.

Her halükarda Fransa’da özellikle son aylarda geniş çaplı itirazlar ve protesto eylemleri ve grevler Fransa’da günlük yaşamı da olumsuz yönde etkiliyor. Fransa halkı böylece Macron’u reform programlarını yeniden gözden geçirmeye zorlamayı umuyor.

Ancak uzmanlar uyarıyor: eğer Fransa’da halkın günlük yaşamı iki haftadan daha fazla felç olursa o zaman Fransa halkı sokaklara dökülür ve hükümete baskıları arttırmaya başlar. Bu durum ise hiç kuşkusuz Macron’un halk arasında desteğini de olumsuz yönde etkileyecektir.

Mayıs 07, 2018 17:45 Europe/Istanbul
Görüşler