Geçen bölümde Amerika Başkanı Donald Trump’ın 8 Mayıs 2018 tarihinde İran ve 5+1 grubu arasında imzalanan ve Bercam adı ile anılan nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklaması, söz konusu nükleer anlaşmanın ve Ortadoğu bölgesi ve tüm dünyanın istikrarı ve güvenliğinin geleceği bakımından önemli bir gelişme sayıldığını, Trump 8 Mayıs tarihinde yaptığı konuşmada bir kez daha bu sözleri tekrarlamakla beraber İran İslam Cumhuriyeti hakkında büyük yalan iddiaları ileri sürdüğünü anlattık ve bazı yalanla

Amerika Başkanı Trump’ın konuşmasında söylediği bir başka büyük yalan, Bercam nükleer anlaşmasından sonra İran’a milyarlarca dolar para intikal ettirildiği yalanıydı. Trump bu bağlamda ileri sürdüğü yalanında İran’a bir miktarı nakit para olan milyarlarca dolar para verildiğini iddia etti.

Gerçi Bercam anlaşması İran’ın milyarlarca dolara ulaşmasına vesile oldu, fakat bu milyarlarca dolar para İran’ın kendi mal varlığıydı ve uluslararası yaptırımların yüzünden engellenmişti.

 

Amerika Başkanı Trump İran Bercam’dan sonra 150 milyar dolar paraya ulaştığı iddiasını ileri sürdü. Trump bu iddiayı daha önce de bir kaç kez tekrarladı. Oysa verilere göre Bercam anlaşması İran’a yabancı bankalarda bloke edilen 100 milyar dolar kendi paralarına ulaşma imkanı sağladı, üstelik bu paraların yarısından fazlası daha önce İran tarafından harcanmıştı ve İran Bercam anlaşmasından sonra bloke edilen paralarından ancak 35 ila 65 milyar dolarını yabancı bankalardan ülke içine getirmeyi başardı. Bu paralar İran’ın petrol satışından elde ettiği gelirdi ve Amerikalı vergi mükelleflerini asla ilgilendirmeyen paralardı.

 

Trump’ın işaret ettiği nakit para da aslında İran’ın şah rejimi döneminde Amerika’dan askeri silah ve teçhizat almak üzere bu ülkeye ödediği 400 milyon dolarla ilgiliydi. Amerika İran’da İslam inkılabı olunca söz konusu teçhizatı vermedi. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei Mart 2009’da bu konuda yaptığı açıklamada şöyle demişti: şah rejimi Amerikalılara hesapsız paralar vermiş ve onlarda uçak, helikopter, silah almak istemişti. Bunların bazıları teslim edilmek üzere hazırlanmıştı da, ancak inkılap olunca o teçhizatı vermediler, milyarlarca dolar olan paraları da vermediler ve daha da ilginç olan şu ki o teçhizatı bir depoda topladılar ve depo kira bedelini de hesaplayarak alacaklı oldular ve Cezayir anlaşmasının hesabında depo kira bedelini de aldılar. Yani bir milletin malını gasbettiler, kendilerinin yanında sakladılar, vermediler, daha sonra da depo kira bedeli aldılar.

 

Şimdi bu maceranın üzerinden geçen kırk yılın ardından ve UAEK Bercam anlaşmasının yürürlüğe girmesi ve İran’ın nükleer faaliyetlerinin barışçıl olduğunu onayladıktan sonra Amerika dönem Dışişleri Bakanı John Kerry Ocak 2016’da bir açıklama yaparak Amerika ve İran 1970’li yıllarda iki ülke arasında silah alımı ile ilgili dosyada mevzu bahis silahların teslimatı konusunda uzlaştıklarını ve buna göre Amerika İran’a 400 milyon dolar borcunu faizi ile birlikte ödeyeceğini belirtti.

 

Amerika Başkanı Trump’ın bir başka yalanı, İran’ın askeri bütçesinde Bercam nükleer anlaşmasından sonra %40’lık bir artışın yaşandığı ile ilgili mesnetsiz iddiasıydı. Trump geçenlerde iki kez İran’ın askeri bütçesinde %40 artış yaşandığı iddiasını ileri sürdü. Trump bu iddiayı bir kez 8 Mayıs 2018’de Bercam’dan çekildiğini ilan ettiği konuşmasında ve bir kez de 12 Mayıs Cumartesi günü attığı twitte aynı iddiayı tekrarladı.

Oysa uluslararası Stohkolm barış etüt müessesesi raporunda Trump’ın bu iddiasının da yalan olduğunu ortaya koyuyor ve Trump’ın yine yalan söylediğini ispat ediyor.

 

Uluslararası Stohkolm barış etüt müessesesinin yayımladığı raporlara göre İran’ın askeri bütçesi son üç yılda yani Bercam nükleer anlaşmasının imzalandığı 2015 yılından bu yana sadece %30 artış kaydetmiş bulunuyor ve Trump’ın iddia ettiği %40’lık artış tamamen mesnetsiz ve yalan yanlış bir iddiadır. Bu arada İran’ın askeri bütçesi Fars körfezinin Güney kıyılarında yer alan Arap komşuları ile karşılaştırıldığında, İran ile bu ülkelerin askeri bütçeleri arasında büyük bir uçurum bulunduğu anlaşılıyor. Nitekim bu ülkeler dünyanın en büyük silah alıcıları sayılıyor. Bu ülkelerin arasında bir tek Arabistan 2017 yılında Amerika ile 110 milyar dolar değerinde silah alım anlaşması imzaladı.

 

Oysa askeri uzmanlar Arabistan ordusu zaten pek önemli kabiliyetleri bulunmayan ilkel bir ordu olduğunu belirtiyor. Rus askeri uzmanlara göre Arabistan gerçi yıllardır Amerika’nın en gelişmiş silahları ile donatılıyor, fakat Suud askerleri satın alınan silahları kullanmak bir yana, hatta yanlarına bile yaklaştırılmıyor ve bu askerler hatta kara savaşında bile savaşma yeteneğinden yoksun oldukları anlaşılıyor ve uzmanlık ve teknik ve teknolojik bilgi ve deneyim gerektiren deniz ve hava muharebelerinde hiç bir şansları bulunmuyor.

 

Ancak İran caydırıcı gücünü geliştirme doğrultusunda kendi silahını ve ihtiyaç duyduğu askeri teçhizatını kendi imal etmesi konusunda büyük ilerleme kaydetti. Yine İran’ın askeri bütçesinde yaşanan artış ülkenin yüzölçümü ve coğrafi konumu ve sınırların ötesinden gelen tehditlere orantılı olarak en askeri düzeyde olmuştur.

Ortadoğu meseleleri uzmanları da İran bu alanda bölgedeki diğer bağımlı ülkelere nazaran çok daha iyi hareket ettiğini itiraf ediyor.

 

Trump’ın bir başka büyük yalanı, İran’ı teröre destek vermekle suçlamaktır. Trump konuşmasında şu yalanları ileri sürdü: İran rejimi terörün en mühim hamisidir, tehlikeli füzeler ihraç etmekte, Ortadoğu bölgesinde çatışmaları körüklemekte ve Hizbullah, Hamas, Taliban ve El-kaide gibi kukla teröristleri ve milisleri desteklemektedir.

 

Aslında Trump’ın bu sözleri İran hakkında ileri sürdüğü en büyük yalanlardan biridir. zira en başta, İran bizzat terörün en büyük kurbanıdır 1980’li yılların başında Amerika ve Batı tarafından münafıklar terör örgütü İran’da 15 bin vatandaşı ve yetkiliyi katletti. Amerika’nın hala desteklediği münafıklar terör örgütü Amerika ile yakın casusluk işbirliği yapıyor ve Batılı istihbarat servisleri için truva atı rolünü ifa ediyor.

 

Bundan başka şimdi de Amerika ve Britanya ve Fransa gibi bazı Avrupalı ortakları Ortadoğu bölgesinde terör örgütlerinin türemeleri ve cinayet işlemelerinde önemli rol ifa ettikleri herkesçe bilinen kesin gerçektir. Amerika daha önce de Afganistan savaşı ile El-kaide ve Taliban gibi terör örgütlerinin kurulmasına sebebiyet verdi. Öte yandan 2011 yılında Arap dünyasında başlayan İslamî uyanış hareketleri bazı ülkelerde tekfirci terör ve radikalizmin tırmanmasına yol açtı ve Amerika ve Arap ve Batılı müttefiklerin bölgede şom hedeflerine ulaşmak için terör ve radikalizmle mücadele etmek yerine bu örgütleri kendi şom çıkarları doğrultusunda kullanmaya ve böylece bölgede ve özellikle Irak ve Suriye’de insanların canına kıymaya başladılar.

 

Amerika ve Arap Batı ittifakının kurduğu ve beslediği tekfirci terör örgütlerinin cinayetleri bölgede milyonlarca insanın mülteci durumuna düşmesine ve sonuçta mülteci krizinin tırmanmasına yol açtı. Bu arada tekfirci IŞİD terör örgütü, Batılı ülkelerde bazı terör saldırıları düzenledi.

Oysa İran İslam Cumhuriyeti’nin siyonist ve istikbar karşıtı Hamas ve Hizbullah gibi halkçı hareketlere destekleri İran’ın dış politika ilkesi çerçevesinde yürütülüyor. Bu ilke dünyada Müslümanların ve tüm mustazaf milletlerin haklarını savunmaya yöneliktir. Bu konu İran anayasasında dış politika ilkesi olarak belirlenmiştir.

 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei kurtuluşçu hareketlere ve direniş gruplarına yardım ve destek konusunda şöyle diyor: İran’ın hür milleti şimdi dünyanın mustazaf milletlerini, mantıkları tank ve top ve silah olan zümreye karşı tam olarak savunur. Biz dünya genelinde Allah yolunda, hak ve hakikat yolunda mücadele eden tüm kurtuluşçu hareketleri destekliyoruz.

 

Amerika Başkanı Trump’ın konuşmasında gündeme getirdiği bir başka yalanı İran milletini destekledikleri iddiasıydı. Trump İran milletine Amerika milleti sizin yanınızdadır, dedi. Ancak Trump bu yalanı söylerken daha önceki konuşmalarında İran milletine en çirkin sözlerle hakaretlerini unutmuşa benziyordu. Trump bundan önce bir çok kez İran milletini en sert ifadelerle hareket etmiş ve terbiyesiz biri olduğunu ortaya koymuştur. Trump örneğin bir konuşmasında İran milletine terörist millet demişti.

 

Böylece Trump’ın İran milletinin yanında oldukları iddiasının da aslında büyük bir yalandan ibaret olduğu anlaşılıyor. Nitekim şimdi de Trump Bercam anlaşmasından çekildiklerini ilan ederek ve eski yaptırımları iade etmenin yanında daha ağır yeni yaptırım kararları almakla da asla İran milletinin dostu olmadığını ve olamayacağını ortaya koydu.

Ancak İran milleti de son kırk yılda Trump bir yana, Trump’dan daha bin beterlerine boyun eğmediğini ve başı dik bir şekilde yoluna devam ettiğini ispat etmiş bir millettir. Nitekim İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin de belirttiğine göre Amerika’nın İslam Cumhuriyeti nizamı ile düşmanlığının sebebi, İran milleti Amerika’nın elini İran üzerinden kesmiş olmasıdır.

 

Trump konuşmasında başka yalanlar da söyledi, fakat sohbetimizin süresi kısa olduğu için bu yalanların tümüne değinemeyeceğiz. Ancak şunu da son olarak belirtelim ki Trump ileri sürdüğü bu yalanların hiç birine bir tek belge veya kanıt bile sunamadı, üstelik bu yalanlara istinat ederek Bercam’dan çekilmesi hatta Avrupalı ortaklarını bile isyan ettirdi.

Jul 01, 2018 21:34 Europe/Istanbul
Görüşler