Son iki hafta uluslararası camia Myanmar ordusunun Arakanlı Müslümanlara karşı yeni kanlı baskınları ve katliamlarına şahit oluyor. Bu şiddet uygulamaları 2012 yılında radikal budistlerle Myanmar ordusu arasında işbirliği ile başladı ve halen devam ediyor.

Myanmar’ın Batı Rahin eyaletinde yaşayan Rohingya Müslümanlarına karşı radikal butistlerle Myanmar ordusunun başlattığı yeni saldırıların bahanesi ise kimliği belirsiz kişilerin bir askeri üsse saldırması şeklinde açıklandı. Myanmar yönetimi bu saldırıda 9 askerin öldürüldüğünü iddia ediyor.

Ancak başta Rahin eyaleti olmak üzere Myanmar’da yaşanan gelişmelere bakıldığında, Myanmar ordusu yaklaşık bir haftadan beri Rahin eyaletinde güvenliği sağlama bahanesi ile Arakanlı Müslümanlara geniş çapta bir saldırı başlattığı anlaşılıyor.

Bu arada bir çok siyaset ve medya çevresi Myanmar ordusunun bu bölgede düzenledikleri operasyonların vahim sonuçları hakkında uyarılarda bulunmaya başladı. Bu yüzden bazı gözlemciler, Myanmar ordusunun kimliği belirsiz bir grubun orduya ait bir üsse saldırdığı iddiasını Arakanlı Müslümanlara karşı yeni saldırıları başlatmak için planlı bir hareket şeklinde yorumluyor ve Myanmar ordusunda radikal askerlerin önceden hazırladıkları bir komplo çerçevesinde Arakanlı Müslümanlara karşı yeni kanlı baskınları başlattıklarını ve bu tür şiddet uygulamalarını belli aralıklarla sürdürdüklerini ifade ediyor.

İnsan hakları gözetleme örgütü Asya masası sorumlusu Fill Robertson şöyle diyor: uydu görüntüleri Rahin eyaletinde evlerin yakılıp yıkıldığını gösteriyor. Myanmar yönetimi bağımsız gözlemcileri bölgeye gelerek askerlerin şiddet uygulamasından Bangladeş’e doğru kaçan Arakanlı Müslümanların durumuna açıklık getirmelerine izin vermesi gerekiyor.

Batı Rahin eyaleti eskiden Rohingya Müslümanlarının aana yurdunun adı olan Arakan adı ile anılıyordu. Bu insanlar bin yılı aşkın bir süredir bu bölgede yaşıyor ve yaklaşık 300 yıl da kraliyet düzeni ile yönetildikleri anlaşılıyor. Bu yüzden Myanmar yönetiminin Rohingya Müslümanlarını Bangladeş’ten göç eden göçmen grubu olduğu iddiası yanlış ve kamuoyunu kandırmaya yönelik ileri sürülen bir iddia olduğu anlaşılıyor.

Hindistan yarımadası bölünerek Hindistan, Pakistan ve Bangladeş ülkelerine ayrılmadan önce bu bölgede yaşayan insanlar çevredeki bölgelerde yaşayan insanlarla irtibat halindeydi ve bu durum Myanmar yönetiminin Rohingya Müslümanlarına vatandaşlık hakkı tanımamasını haklı gösteremez.

Gerçek şu ki, Myanmar’ın Batı Rahin eyaleti bu ülkenin iktisadi açıdan önemli bölgelerinden biridir ve elverişli tarım arazileri ve deniz ulaşımı ve başka limanlar ve ticari merkezlerle irtibatı bakımından oldukça önemli bir bölge sayılır. Ancak 1960’lı yıllarda Myanmar’da iktidarı ele geçiren askerler bu bölgenin Rohingya Müslümanlarının elinde olmasından asla hoşnut değildi. Bu yüzden o yıllardan itibaren radikal askerlerin Rohingya Müslümanlarını ana yurdundan atmak için taciz ve eziyetleri başladı ve Myanmar’ın askeri yönetimi bu insanlara karşı cinayetlerini haklı göstermek için de onlara vatandaşlık hakkı tanımaktan kaçındı. Gerçi uluslararası itirazların ardından radikal askerler bir süre Rohingya Müslümanlarına karşı saldırılarını durdurdu, ama daha sonra uygun bir fırsatta bu saldırıları yeniden başlattı.

Bu konuda BM’nin Myanmar meseleleri uzmanı Viji Nambiar şöyle diyor: Rohingya Müslümanları onların ait olduğu topraklar ve onlara destek verecek devlet gibi en temel ve en ilkel haklarından mahrum bırakılmaktan başka her gün insanlık dışı şiddet içerikli davranışlara ve katliamlara maruz kalıyor. Bu insanların bir çoğu evini yurdunu terk etmek ve başka ülkelere sığınmak zorunda kaldı.

2012 yılında ise Myanmar’da radikal askerlerle Arşin Virato adlı radikal budist rahibin elebaşılığındaki radikal budistlerin el ele vermesi, Rohingya Müslümanlarına karşı saldırılara bir de dini boyut kazandırdı. Zira budist rahip Rohingya Müslümanlarını Myanmar’ı ele geçirmek ve bir İslam ülkesine dönüştürmeye çalışmakla suçlayarak bu insanlara karşı büyük bir kampanya başlattı ve 969 adlı bir terör örgütü kurarak pratikte Myanmar’da Rohingya Müslümanlarına karşı şiddet içerikli eylemlere başladı. Bu arada Myanmarlı politikacılar da radikal budistlerin ve askerlerin desteklerine ihtiyaç duyduklarından, rahip Arşi Virato ve radikal askerlerin cinayetlerine karşı sessiz kalmaya başladı. Bu yüzden BM Rohingya Müslümanlarını dünyanın en mazlum azınlığı ilan etti.

BM  Myanmar özel temsilcisi Yang He Lee ise şöyle diyor:

Myanmar ordusu Rohingya Müslümanlarına karşı uygulanan şiddet ve barbarlıkta eli var. Bu şiddetin ve barbarlığın boyutları şimdiye kadar düşünülenin çok çok ötesindedir. Myanmarlı askerler toplu halde Rohingya Müslümanlarının kadınlarına tecavüz ediyor, Müslüman kadınların ve erkeklerin kafasını kesiyor ve çocuklarını yanmakta olan evlerin içine atıyor.

Öte yandan Batılı devletlerin ve sözde insan haklarını savunduklarını iddia eden çevrelerin bu cinayetlere karşı sessizliği de radikal budistleri ve askerleri cinayetlerini sürdürmekte daha da küstahlaştırıyor. Myanmar’da yapılan iktisadi reformlar ve Batılı devletlerin Myanmar’a karşı uyguladıkları yaptırımların kaldırılmasının ardından Amerika ve diğer Batılı ülkeler Myanmar yönetimi ile iktisadi ve ticari anlaşmalar imzalamak ve bu ülkede yatırım yapmak için büyük bir atak başlattı. Bu arada Batı Rahin eyaleti de biraz önce anlatılan seçkin konumu ve özellikleri itibarı ile Batılı devletlerin Myanmar’a bakışında özel yeri bulunuyor. Bu yüzden Batılı ülkeler radikal budistlerin ve askerlerin Rohingya Müslümanlarına yönelik cinayetleri karşısında göstermelik olsa bile tavır koymaları, Myanmar yönetimi ile milyarlık anlaşmalara engel oluşturmasından endişe etmesinden kaynaklanıyor.

Hatırlanacağı üzere Amerika’nın eski Başkanı Obama iki kez Myanmar’ı ziyaret etti ki bu da bu ülkenin Batılı ülkelerin gözünde konumu ve öneminin en somut delilidir.

Uluslararası camianın radikal budistlerin ve askerlerin Arakanlı Müslümanlara karşı işledikleri cinayetlere hiç bir tepki vermemesini eleştiren Rohingya’nın Avrupalı konseyi üyesi Anita Şog şöyle diyor: bu kriz, köklü bir krizdir ve uluslararası camianın ölüm kokan sessizliği yüzünden her geçen gün daha da derinleşmekte ve daha da yayılmaktadır. Bizce bu cinayetler soykırımdan ve etnik asimilasyondan da beterdir.

Bu arada bölge ülkeleri her şeyden ziyade Rohingya Müslümanlarının mülteci durumuna düşmesi ve çevre ülkelere doğru akın etmesinden endişe duyuyor. Bangladeş, Tayland, Malezya ve Endonezya, Çin’le birlikte Rohingya Müslümanlarından oluşan mültecileri ağırlayan ülkelerdir. Ancak bu ülkeler bu sürecin sosyal ve iktisadi sıkıntılarından başka bir de güvenlik eksenli sonuçlarından kaygı duyuyor. Gerçi bu arada güneydoğu Asya bölgesinde yaşayan Müslümanların hassasiyetini ve bu hassasiyetin bölge ülkelerinin tutumu üzerindeki etkisini de unutmamak gerekir.

Her halükarda Myanmar’da yaşanan bu krizin siyasi yollardan çözümlenemediği ve Rohingya Müslümanlarına karşı uygulanan kanlı şiddetin Myanmar yönetimi için de bazı sonuçlara yol açtığı gözleniyor. Bu olaylar en başta Myanmar devletinin bölgesel ve uluslararası çevrelerde imajını zedeliyor. Gerçekte Myanmar yönetimi bu ülkede bazı iktisadi ve sosyal reformları başlatmış bulunuyor ve bu reformları uygulamak için dış sermayenin cezbedilmesi gerekiyor. Fakat Rohingya Müslümanlarına karşı uygulanan şiddetin tırmanması, yabancı yatırımcıların bu ülkede güvenlik durumuna yönelik güven duygusunu sarsıyor.

İkinci mesele şu ki, Batı Rahin eyaletinin esas sakinlerini bu topraklardan atmak, radikal budistlere ve askerlere kovdukları insanların arsalarını, evlerini ve ticari mekanlarını gasp etmelerine zemin oluşturmadığı gibi bu bölgeyi geniş kapsamlı ağır bir krizle karşı karşıya bırakıyor, öyle ki Myanmar yönetimi milli güvenlik ve milli vahdetinin tehlikeye girmesi ile en çok bedel ödeyen tarafa dönüşüyor.

Üçüncü sorun, bu bölgede kanlı şiddet olaylarının devam etmesi, şiddeti uygulayan çevrelere karşı direniş çekirdeklerinin oluşmasına yol açmasıdır. Rohingya Müslümanları hali hazırda sadece vatandaşlık haklarının tanınmasını istiyor. Böylece bu insanlar  sosyal ve yargı gibi alanlarda tüm haklardan yararlanabilecekleri anlaşılıyor. Bu mesele şu anda siyasi yollardan ve diyalogla çözümlenebilecek bir meseledir. Ancak radikal budistlerin ve askerlerin Rohingya Müslümanlarının göçmen olduklarını ileri sürerek uyguladıkları şiddet bu meselenin çözümüne hiç bir katkısı olmadığı gibi, uluslararası hukukta da kabul gören zorbalara karşı direniş çekirdiklerinin oluşmasına yol açabilir.

BM eski genel sekreterlerinden Kofi Annan başkanlığında kurulan Rahin eyaleti istişare komisyonuna göre bölgeye asker sevketmek ve şiddet uygulamakla Rohingya Müslümanlarını saran kriz çözümlenemez. Eğer Myanmar yönetimi 1.1 milyon nüfusu olan Rohingya Müslümanlarına yönelik doğru bir strateji bulamazsa,  o zaman bu insanların arasında da radikalizmin tırmanma tehlikesi ve bazılarının silahlı radikal örgütlere yönelmesi muhtemeldir.

Her halükarda şimdi bile bazı radikal örgütler veya mafya çeteleri Rohingya Müslümanlarının yoksulluğu ve iktisadi sıkıntılarından faydalanarak onları kendilerine doğru çekebilir.  Ancak tüm bu durumlardan her halükarda Myanmar yönetimi sorumludur, çünkü RohingyaMüslümanlarına karşı uygulanan soykırım ve katlimlara göz yumarak radikal budistleri ve askerleri cinayetlerini sürdürmekte teşvik etmiştir.

Sep 11, 2017 07:14 Europe/Istanbul
Görüşler